Kim bilir elinizde kolunuzda kaç
küçük yanık izi bırakmıştır da yine ona küsmemişsinizdir.
Ya üzerinde kar buz erittiğiniz zamanlar...
Ya yediğiniz mandalina portakal kabuklarının sobanın üzerinde tütsüye dönüşmesi...
Ezan seslerinin havada donduğu soğuk sabah namazı vakitlerinde onun size sakladığı ılık su ile almışsınızdır abdestinizi.
Elektriklerin ansızın kesildiği uzun kış akşamlarında kim bilir kaç şarkı kaç türkü tutmuşsunuzdur pilli radyonuzu dinlerken onun yanı başında.
Gençlik yıllarımızda sahibine gönderemediğimiz mektupları kendimizden dahi sakladığımız şiirleri ve bazen unutmak istediğimiz fotoğrafları teslim ettiğimiz en büyük sırdaşımızdı sobamız. Ne bir cümlesi duyuldu başkası tarafından ona emanet edilen mektupların ne bir kelimesi…
Sobanız olmadığı için artık minderleriniz de terk etti evinizi. Yıllardır kibrit almıyor eski defterlerinizikâğıtlarınızı biriktirmiyorsunuz o evinizde olmayınca.
Hiçbir şeyin varlığı onun yokluğunu unutturmuyor...
“Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar, en iyi yerlerde otururlar.”
Aristofanes
benim küçüklük resimlerim war kardeşimle hep sobanın yanındaki minderin üstünde çekilmişiz 