Bu arada kaç defa askeri darbe kesintileri yaşadık. Bunların ikisinde (27 Mayıs ve 12 Eylül) mevcut anayasalar lağvedilmiş, kaldırılıp bir kenara atılmış ve Meclisler süresiz olarak kapatılmıştır. Fakat bunlar sözümona "ilerici" devrimlerdir. Demokratlıkta mangalda kül bırakmazlar (özellikle de 27 Mayısçılar). Yine aynı darbeci güruha bakarsanız, Abdülhamid baskıcıdır, özgürlüklüleri boğmuştur, Kızıl Sultan'dır.
İnsanlar aynaya bakmayı unutuyorlar ne yazık ki. Hem silah gücünüzle darbe yapacaksınız, Meclisi kapatacaksınız, Anayasayı iptal edeceksiniz, Başbakanı, bakanları asacaksınız, sonra da darbe yapmamış, Meclisi erken tatile sokmuş, Anayasayı yürürlükten kaldırmamış, bu arada kimseyi siyasi olarak asmamış olan bir yöneticiyi Kızıl Sultan ilan edeceksiniz. Ve bizden de buna bebek gibi inanmamızı bekleyeceksiniz.
Siz kim, Abdülhamid kim! Hadi kendi aynanıza bakmıyorsunuz, bari tarihin aynasına bakın.
Bakın ki, siz öldüğünüzde arkanızdan kaç kişi ağlayacak? Oysa Sultan Abdülhamid'in kıymeti, Birinci Dünya Savaşı'nda yine kendisini tahttan indiren Meclis-i Mebusan üyeleri tarafından anlaşılmış, nitekim ölüm haberi Mecliste okunurken, milletvekilleri saygılarından ayağa kalkarak dinlemişlerdi.[1] Üstelik bu tarihte iktidarda değil, sürgündedir ve on yıldır ortalıkta yoktur. Keza cenaze töreni, adeta tahttaki bir padişahınki kadar kalabalık olmamış mıydı?
Sadece saygılarından mı ayağa kalkmıştı milletvekilleri? Sanmıyorum. Hepsi saygı duymuyor olabilir ona. Herhalde biraz da utançlarından. Kendisinden teslim aldıkları milyonlarca kilometrekarelik bir ülkenin neredeyse avuç içi kadar kaldığı bir dönemde bir öüye karşı hissedilecek tek duygu, hicap* olmalıdır da ondan.
Mustafa Armağan
(Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2, Timaş Yayınları,
İstanbul, 2009, Sayfa: 232-233.)
[1]Necdet Sakaoğlu, Abdülhamid II, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt:1, İstanbul, 1993, s.42.
[ Cennet Mekan Abdülhamit Han ]