- ALLAH 'a açilan kapilar çoktur. Her kapida da bekleyenler vardir. Ancak tevazu kapisinda pek kalabalik yoktur. Ben o tevazu kapisini tercih ettim, çok bekletilmeden kabul gördüm. Tavsiye ederim, siz de tevazu kapisinda bekleyin. Bundan sonra tevazu ve tekebbüre misal olarak bahçedeki dimdik duran bir hurma agaciyla yapraklarini toprak üzerine sermis bir kabagi göstererek der ki:
- Bakin su hurma agacina, tevazu göstermeyip dik baslilik etmis, ALLAH da meyvesi olan salkimlarini basina yüklemis, olanca agirligiyla basinda tasimaktadir. Bir de su yüzünü yerlere sermis kabaga bakin. Tevazu gösterip yapraklarini zemine sermis, meyvesi olan kocaman kabaklarin agirliklarini da topragin üzerine birakmis, yükünü yer çekmekte, kendisi rahat etmektedir. Konuyu söyle baglamis:
- Iste demis, mütevazi ile mütekebbirin misali de böyledir. Tevazu sahiplerinin bir iddiasi olmadigindan rahattirlar. Baslarinda benlik yükü yoktur. Yüzleri hep yerlerdedir. Kibirlilerin ise baslarinda öylesine bir benlik yükü vardir ki, onu korumak için hep dik baslilik eder, enaniyet yükünü ömür boyu baslarinda tasirlar.
Hep mütevazi giyinen, mütevazi yasayan Rifai Hazretleri'ne itiraz edenler de çikar Bagdat'ta. Derler ki:
- Efendi Hazretleri, siz de baskalari gibi sirtiniza gösterisli seyh cübbesi giyip, basiniza da büyükçe bir mürsid sarigi sarsaniz daha etkili olursunuz insanlara.
Bu teklife verdigi cevap da fevkalade düsündürücüdür. Söyle açiklar düsüncelerini. Der ki:
- Eger insanlarin hidayetine sebep olacaksam çaputtan degil atesten bile cübbe giyer, alevden bile sarik sararim. Lakin düsünürüm ki, büyüklerin sahip oldugu ilim, irfana sahip olmadigim halde kiyafetlerine bürünüp onlar gibi görünmek münafikliktan baska bir sey degildir! Ya onlar gibi ilim, irfan sahibi olup hizmet veren biri olmaliyim, ya da ilmine, irfanina sahip olmadigim büyüklerden biri gibi görünmemeli, onlarin itibarini kullanan bir istismarci durumuna girmemeliyim.
Gariptir ki Rifai Hazretleri böylesine bir dikkat içinde iken Bagdat, Basra civarlarinda seyh cübbesi giyip, mürsid sarigi saranlarin çogaldigini da görür. Bunlardan bir gence sokakta rastlayinca der ki:
- Oglum bak, kimin elbisesini giymissin dikkat et. Elbisesini giydigin insanlar gibi ilim, irfanin yoksa onlarin kiyafetine girip de onlar gibi görünmeye hakkin da yok. Ya oldugun gibi görün, ya da göründügün gibi ol ki, kiyafetine büründügün büyüklerin itibarini kullanan biri durumuna girmeyesin.
Kendisi mütevazi giyim kusam içinde iddiasiz hayatini sürdürürken Bagdat, Basra, Horasan civarlarinda sikintiya düsenler gelerek kendisinden, 'Senin duan kabul olur, bize dua et.' ricasinda bulunurlardi. O ise bunlara duygularini söyle açiklardi:
- Ben kimim ki benden dua istiyorsunuz? Aslinda siz böyle düsünmekte mazur olabilirsiniz, ama ben kendimi duasi istenecek biri gibi görmekte mazur olamam. Eger ben de sizin gibi kendimi duasi kabul olacak biri kabul edersem, ALLAH beni Firavn ve Haman ile esit tutar mahserde. Onlar da kendilerini halkin büyügü saniyor, üstünlük gururuyla dolasiyorlardi insanlarin arasinda.
Rifai Hazretleri'nin bu mütevazi hali bize Hazreti Aise validemizin cevaplarini hatirlatiyor. Aise validemize demisler ki: 'Insan ne zaman büyüklerden olur?' Demis ki: 'Ne zaman kendini küçüklerden bilirse!' 'Ne zaman küçüklerden olur?' 'Ne zaman kendini büyüklerden bilirse!'
Ne dersiniz? Bu yorumlardan sonra biz de kendimizi büyüklerden biri olarak görebiliyor muyuz? Yoksa tevazu kapisinda bekleyen küçüklerden biri olmaya çoktan razi olduk mu?
Ahmed şahin
![[Resim: 1871qt9.gif]](http://img67.imageshack.us/img67/9378/1871qt9.gif)