Şu dünyada, insan sayısı kadar hikaye var.
Bütün hikayeler güzel başlıyor, sonra bir yerlerde bir şey kırılıyor, bir tel kopuyor...
Gözünün içine bakan anne babanla arana bir soğukluk girebiliyor mesela.
Ne hayallerle başladığın anneliğe, bezgin, depresif, yorgun devam ediyorsun. Evladınla arana görünmez bir sinir bulutu giriyor.
Aşık olarak evlendiğin eşinle aranda bir uçurum büyüyor bazen.
Bazen, "hayalimdeki iş" dediğin işe giderken ayakların geri geri gidiyor.
Büyük bir kuyu bu... Umutsuzluk, tükenmişlik, bitmişlik kuyusu. Seni içine çekiyor. Çokuz, hepimizin ayrı yaraları var. O kuyunun içine hepimiz başka bir nedenle düşüyoruz, kimimiz dipte bekliyor, kimimiz düşmemek için zor tutunuyor, kimimiz o kuyuya karşıdan bakıyor.
Oysa hayattayız.
Hiçbir şey için geç değil.
Tutunacağız, zararın bir yerinden dönüp kârımızı hesaplayacağız.
Birbirimize destek olarak, düşen birinin elinden tutarak yukarı çekeceğiz. Hem kendimizi hem de başka hikayelerin kahramanlarını...
Yeniden başlayacağız.
Bıkmadan, usanmadan, yeniden deneyeceğiz.
Güneş her sabah yeniden doğuyorsa; bize "yeniden başlamamız gerektiğini" hatırlatmak için.
Ne diyordu bir zarif adam: "Takdir-i ezele teslimiz ama gayrete de aşığız."
Her şey kader, her şey nasip, amenna.
Ama biz gayret edenleriz, Rabbim, tut elimizden.
alıntı