Yavuz Sultan Selîm Han Şam’da bu büyük evliyânın mezarını aramaya başladı. Şam’ın çöplüğünü kazdırdı. Yaklaşık üç asırdan beri biriken çöplerin
arasından büyük velînin cesedi çıkarıldı. Ceset taptaze duruyordu.
İşte böyle büyük bir evliyâ olan Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri bir gün etrafına toplanan kalabalığa: “Sizin taptığınız, benim ayaklarımın altındadır. ‘sin’ ‘şın’a dâhil olunca, Muhyiddin’in kabri meydana çıkar ve muradı anlaşılır” der.
Orada bulunanlar bu sözü anlayamazlar. Hâşâ Allah’a hakāret etti sanırlar. Epey kimse aleyhinde konuşmaya başlar ve vefat ettiğinde de Şam halkı, bu mübârek zâtın kabrinin üzerini çöplük yaparlar.
İşte Yavuz’a bu rivâyet aktarılır. Yavuz da firasetiyle bu konuşmanın ma‘nâsını anlar ve o yeri kazdırır ve orada küp dolusu altınların var olduğu görülür. Böylece, o büyük zâtın, “Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır” derken, insanların altına, paraya ve maddeye taptıklarını sırlı bir şekilde anlatmak istediği, yaklaşık üç asır sonra anlaşılmış olur. “’sin’ ‘şın’a dâhil olunca, Muhyiddin’in muradı anlaşılır” sözündeki ‘sin’ Selim’in İslâm harfleriyle yazılışının baş harfi, ‘şın’ da Şam kelimesinin baş harfidir. Yani “Selîm Şam’a dâhil olunca anlaşılacaktır” demektir. Yavuz o çöpleri temizletir, kabrin üzerine
güzel bir türbe, yanına da bir cami ve imâret yaptırdı.
Dilerim derdim affıma vesile olur..
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..