Şikâyet edecekti onu Halîfe’ye.
Lâkin tam kapıyı çalacaktı ki, “bâzı sesler” işitti içerden.
Kulak verip dinledi.
Bir “kadın sesi”ydi bu.
Evet, Hazret-i Ömer’in hanımı, hiddetle bağırıp
çağırıyordu Halîfeye.
Hazreti Ömer ise hiç cevap vermiyor,
sükût ediyordu.
O Hazret-i Ömer ki, öfkelendiği zaman, vücudunun kılları,
“Ok” gibi cübbesinden dışarı fırlar,
gadabına, meşhur kumandanlar bile dayanamazdı.
Kafası karıştı adamın.
Şikâyetten vazgeçip geri döndü.
Ama Hazret-i Ömer, görmüştü onu.
Seslendi arkasından:
- Ey kardeşim, niçin gelmiştin?
Adam söylemek istemedi. Ancak Halîfe ısrar edince,
mecbur kaldı söylemeye:
- Şeyy efendim, size hanımımdan şikâyet edecektim, ama…
Halife gülümsedi:
Bizim hanımın bağırtısını duyunca vazgeçtin değil mi?
Ve nasihat etti:
- Bak kardeşim, hanımların bizim üzerimizde “çok hakkı” vardır.
Her türlü hizmetimizi severek yapar, yemeğimizi pişirir, çamaşırımızı yıkar,
çocuklarımıza bakar, evimizi beklerler.
Biz de onların böyle hallerine sabretmeliyiz.
Ve ilave etti:
- Hem sonra müslüman bir hanım “Cennet nîmeti”dir.
Biz onunla, Cennette de birlikte olacağız. Üzmek yakışır mı?
Adam anlamıştı hatasını.
- Öyleyse ben de hanımıma sabredeceğim. Onu hiç üzmeyeceğim!
dedi.
Ve o günden sonra
“Gül gibi” geçindi hanımıyla.
İnançla geril ve saygı duy..
kalmasın el uzatmadığın ve alaka duymadığın
mahzun bir gönül... "
M.F.G
BİR HİCRET YALNIZLIĞA BÜRÜNÜR...
giderayak işlerim var bitirilecek,