Tarih boyunca Küfür güçleri ve şeytanın kadim dostları Müslümanları bölmek ve kolay yutulur lokma yapmak için en önemli olarak üçayağı vardır
Birincisi Ahlaksızlıktır; Ahlaksızlık bir ağacın içini kemiren bir kurt gibi içerden çökertir. Böylece de toplumu Önce iradesizleştirir sonra da şahsiyetsizleştirir. Düşünceden ve düşünmekten uzaklaşan insan ve toplum güdülen bir hayvan konumuna düşer ki işte Ahlaksızlık insanın nefsine yenik düştüğünün somut halidir. Bu hal onu üretken halden tüketen durumuna düşürmüştür. Düşünce ve akıl sahibi olan insan edebini ve ahlakını yitirin ce küfür güçlerinin tuzağına düşerek köleleşir ve sömürge durumuna düşen toplum bütün insani değerlerini yitirince insanlığı ile beraber her şeyini kaybeder. Batının birinci istediği budur.
İkincisi ırkçılıktır; ırkçılık dini duyguları zayıf olanlarda daha çabuk uyanmakla birlikte şeytan ve dostları için iyi bir silahtır. Duygular terazi gibidir dini duygular zayıflayınca milli ve ırki duygular ağır basar.Kısaca Küresel küfür güçleri bilgi ve bilinçten yoksun Müslüman ya da gayri İslami olan toplumları “ırk “silahını kullanmak sureti ile ayrıştırarak halklara sunduğu zehirdir.
Üçüncüsü ise mezhepçiliktir; mezhepçilik ise daha çok Siyonist İslamcı! Olanların Müslümanlar arasına ektiği bir nifak tohumudur. Ehli kıble olduğu halde öküzün altında buzağı arayan bu Siyonist İslamcı! Tipler hangi mezhebi kötüleyecekse kötü ve olumsuz örneklerden yola çıkarak muhatabını etkilemeye çalışarak amacına varmayı düşünmektedirler. Örneğin bir Şii’ye Sünni Müslümanları kötüleyecekse içki içen günahkâr bir Müslümanla bütün Sünnileri kötülerken, eğer Sünni bir Müslümana Şii bir Müslümanı kötüleyecek ve ötekileştirecekse herhangi bir günahını örnek göstererek perakende de bakıp toptan hüküm vermek suretiyle Müslümanları birbirine önce düşman yapmakta sonra da birbirine yabancılaştırarak, Müslümanların birliğini bozmak sureti ile İsrail ve Amerika’ya ister bilerek ister bilmeyerek olsun gönüllü uşaklık yapmaktadırlar. İşin ilginç yanı belki de hayatı boyunca tek bir Şii ya da Sünni arkadaşı olmadığı halde tanımadığı ve kendi kaynağından okumadığı halde bir başka mezhebe iftiralarla sahte tercüme kitaplarla, kulaktan dolma ucuz bilgi ve yalanlarla düşmanlık aşılayan münafık karakterli olanlar, Müslümanların birlik olmasından ne kadar rahatsız oldukları ortada değil mi? Ortak yönlerimiz binlerce farklılıklarımız bin de bir olmasına rağmen gözümüze bu ayrışan noktaları tekrarlayarak sokanlar. Eğer samimi iseler bizim İsrail ve Amerika ile hangi iman bağımız var ki İsrail ve Amerika dan hiç söz etmemektedirler? İsrail ve Amerika aleyhine konuşmaktan imtina etmekte ve suspus olmaktalar. İşlerine gelince adına gıybet diyerek zalimleri bile örtbas edenler neden kendi Müslüman kardeşlerine bu kadar gaddar olduklarını ve gıybette sınır tanımamaları bunların gerçek niyetlerini ve ülkemizde ne amaçla bulunduklarını anlatmaya yetiyor da artıyor. Ehli kitap deyip hoşgörü diyenler ehli kıble olana sopa gösteriyorsa bunlar iman etmiş değillerdir. Olsa olsa İsrail’in yerli uşaklarıdır. Ülkemizde bu tipler çoktur. İslam ‘a olan kinlerinden konuşmalarına besmele ile başlamak yerine Şii ve Sünni, siyah ve beyaz, Kürt ve Türk diye konuşmaya başlayan medyada boy boy sahneye çıkan bu hoca kılıklıların ve daha birçoklarının İsrail ve Amerika ortaklığında yürütülen bu mezhepçilik ihalesini alarak akan kan yetmemiş gibi Müslümanlar arasın da kan dökülmesini hayal ettiklerini her konuştuklarında anlayabilirsiniz. Büyük İsrail hayali ile ciğeri yanan bu mezhepçi hocalar Müslümanların kanı aksın diye her gün ve her konuşmaların da hiç alakasız bir soru ya bile konuyu illaki Şiilik ve Sünniliğe bağlamaları, İsrail ve Amerikan’ın tehlike değil, esas tehlikeyi ehli kıble olan Müslüman kardeşini suçlu göstererek bunların Müslümanların kanının akmasını ne kadar arzu ettikleri hemen anlaşılıyor. Müslümanlar ne kadar bölünüp parçalanır ve zayıflarsa İsrail’in ömrünün o kadar uzayacağını bildiklerinden bu işi sadakatle yapmaları bunların kim olduğunu bize gösteriyor. Mezhepçiliği kışkırtmakla görevli bu tipler hiçbir ahlaksızlığı ve haksızlığı gündemlerine almazken, işleri güçleri mezhep kavgası çıkararak kardeş kanının akmasını istemektedirler. Bunlar haşa Allahtan yetki almışlarcasına kendileri dışındaki insanların akaidlerinin bozuk olduğunu söyleyerek Hristiyanlar gibi adeta cennetten parsel parsel arazi satar gibi Kendilerini yegâne doğru olarak görmekte ve islamın başka yorumlarına ya bağnazlıklarından ya da küresel Siyonizm’e hizmet de kusur etmediklerinden ırkçılık gibi mezhepçilikle Müslümanlar arasın da yeni cepheler açarak küfre hizmet etmektedirler. Mezhepçiler islamı referans almak yerine İslam’ın kendi mezheplerini referans almasını isteyerek niyetlerinin ne olduğu deşifre olmaktadır. Kendi mezheplerinden olmayanı rahatlıkla sapık ilan etmekte ve fitne ateşini yakmaktadırlar. Bunlar ister bilerek ister bilmeyerek olsun sonuç değişmez. Sonuç İsrail’e hizmet etmektedirler. Bunlar gerçek Sünniler ile gerçek Şiiler dışında kalan” Amerikan Sünnileri “ile” İngiliz Şiileridir”. Sayıları azınlık olsa da seslerinin çok çıkması Amerika ve İsrail den aldıkları destek sayesinde dir. “Amerikan Sünnileri” sahabe mezarlarına ve daha birçok şeye şirk adı altın da saldırmakta ve yakmaktadırlar. “İngiliz Şiileri” ise sahabelere hakaret ederek Müslümanlar arasında nifak tohumları ekmektedirler. Gerçek Sünni ve Şiiler vahdete iman edenlerdir ve bunlardan beridir. Ayet de şöyle ifade ediliyor” Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.(Ali İmran 103) Bilmeliyiz ki; Amerika ve İsrail ne Şii nede Sünni bir Müslümanı sever. Günümüzdeki imalat hocaları mezhepçilik fitnesi ile küfre ve Siyonizm’e hizmet etmektedirler. Dünyayı sömüren ve İslam âlemini kan gölüne çeviren Amerika ve İsrail den söz etmeyenler Şiilik ve Sünnilikten söz ediyorlarsa, Müslümanları birbirine karşı kışkırtıyorsa, bunlar fitneci ve hainlerdir. Bunlara göre sizin aynı dinde olmanız önemli değil, önemli olan onların mezhebinde olmanızdır. Oysaki Allah bizlere mezhep değil din seçmemizi istiyor. Mezhep İslam’ın bir yorumu ve Hz. Peygamberin sav. farklı uygulamaları olduğu halde mezhebi iman’ın ya da İslam’ın şartıymış gibi sunarak insanları ayrıştırıyorlar. Değilse herkes doğduğu aile ve coğrafyaya göre mezhebi belirleniyorsa bunun suçlusu haşa Allah mıdır? Eğer Şii ya da Sünni olmak insanı kurtarsaydı ya da Cennete götürseydi peygamber de Şii ya da Sünni olurdu. Eğer mezhep dinin önün de olsaydı Peygamber insanları dine değil kendi kuracağı mezhebine davet ederdi. İnsan ırkını ve mezhebini değil dinini seçer. Kim hangi mezhepten değil, kim Müslüman ona bakmalıyız. İçki içen bir Sünni ile içki içen bir Şii arasında fark var mıdır? Demek oluyor ki bizi kurtaracak şey mezhebimiz değil, takva, ihlas ve kulluğumuzdur. Bizim kimliğimiz Müslümandır. Allah bizlere bu adı seçmişse gerisi önemli değildir. Yahudi ya da Hristiyanlar kendi mezhepleri arasında kavga yapmıyorlarsa İslam mezhepleri arasın da kavgayı çıkartanları o halde görmek lazım. Bu fitne projesine hayır diyen vahdet fedaileri olmamız lazım. İmam Ali Hamene’i Ömrümüzü vahdet yolunda harcamamız gerektiğini söylüyor ki, bu fitne ateşini söndürebilelim. İslami bir dünya ayrışarak değil ortak paydalarda birleşerek kurulabilir. Ehlisünnetin önemli bir kaidesidir ki “ehli kıble olan tekfir edilemez” Bizler mezhepçiliğe hayır, mezhepsiz liğe hayır, mezhepli olmaya evet diyoruz, kısaca özetlersek konuyu “MAZLUMUN DİNİ MÜSLÜMANIN MEZHEBİ SORULMAZ “ diyoruz. Allah bizleri ve halkımızı farklılıkları ayrılık gibi sunan fitnecilerden korusun. Âmin…