Üç mazeret varki, kişi Müslüman olduğunu söyleyerek küfür işi veya sözünü de söylese bu mazeretleri kendisinin kafir olmasına engel olabilir.
Bunlardan 1.si zorlamak , diğeri nasların birini bırakıp diğerine dayanarak tevil etmek, 3.sü ise yapmış olduğu veya söylemiş olduğunun dine ters olduğunu bilmemek, yani cehalet.
1. Mazeret : Zorlama
Bütün alimler “bir insan küfre bulaşır ve hür iradesi dışında değil de, bu işi zorla kendisine yaptırılacak olursa o kişi mazur olur küfre düşmez” diye ittifak etmişlerdir.
Ancak zorlamanın derecesi ne olmalı ki kişiyi mazur kılsın?, bu hususta görüşler farklıdır.
Zorlamanın mazerete olacağına en bariz delil Nahl suresinin 106. ayetidir.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
مَن كَفَرَ بِاللّهِ مِن بَعْدِ إيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ
وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيمَانِ وَلَـكِن مَّن شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً
فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِّنَ اللّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ {106
- Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır. (Nahl 106)
Burada “iman ettikten sonra küfre düşer” ifadesi beyan ediyor ki bu müslümanmış fakat söylediği bir söz veya yaptığı bir iş kendisini dinden çıkarmış. İstisna edilen zorlama karşılığında bunu söyleyen veya yapanlar.
1. Delil : Al-i İmran suresi . ayet.
Yüce mevlamız buyuruyor ki :
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن
يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّهِ فِي شَيْءٍ إِلاَّ أَن تَتَّقُواْ مِنْهُمْ
تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللّهِ الْمَصِيرُ {28
- Mu’minler, mu’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır. (Al-i İmran 28)
Burada muminlerin dışında kafirleri dost edinenler, kafirlerin şerrinden ciddi bir şekilde korkarsa mazur olacakları , Allahu tealanın yukarıda geçen tehdidine maruz kalmayacakları belirtiliyor.
Hadisler olarakta şu aşağıda gelen sahabilerden gelen zikredilen hadisi şerifler buna delildir.
Ebu Zer-i Gifari diyorki : Rasulullah s.a.v. buyurdular ki :
Allah ummetimden hata etmenin (yanlışlık yapmanın) ve unutmanın birde kendisine zorla yaptırılanın günahından hesaba çekmesinden vazgeçmiştir. (yani hesaba çekmeyecektir)
Aynı hadisi şerif daha öncede belirtildiği gibi Ebu Zer’le birlikte Ebu Hureyre, Abdullah ibni Abbas , Sevban , Abdullah ibni Ömer’den rivayet edilmekte.
Hadisler Kutub-i sitte’den ibn Mace, Beyhaki’nin Sunen-i Kubra’sında, Darekutni’de, Taberani’nin Mucemi Kebir’inde, Hakimin Mustedrek’inde, İbni Hibban’ın Sahih’inde bunlar çeşitli şekildeki rivayetlerle zikderilmektedir.
Her ne kadar hadisin ravileri içindeki gevşekler, yer yer hakkında konuşulanla r bulunulmuş ise de, çokça sahabiden gelmesi , 2. veya 3. derecede bulunan bir çok kaynakta zikredilmesi sebebiyle alimler hadisin sahih olduğunu karar vermişlerdir. Zayıf olduğunu da söylemeyenler yoktur. Her halukarda bu hadiste var olan şekliyle zorla yaptırılandan insanların sorumlu olmadığını beyan etmektedir .
2. Delil : Gerek Rasulullah döneminde gerekse sahabeler döneminde küfri icab ettirenler vakıalardır.
Bunlardan dolayı bu işlere girift olanlara kafir denilmemiş aksine , kendilerine o andaki imanı sorulmuş, “biz sendelemedik imanımızdan dönmedik” deyince, kendileri mu’min kabul edilmişler , yerine göre ruhsatı seçmelerinden dolayı dolayı tebrik dahi edilenleri vardır.
Bu olaylardan 1.si peygamberlik iddiasında bulunan Museylime el Kezzab’ın esir aldığı 2 esirin durumudur.
Museylime, bunlardan birini yakalayınca “sen Muhammedin Allah’ın peygamberi olduğuna şahidlik eder misin?” diye sormuş. Kişi Evet cevabını vermiş. Sonra “Benimde Allah'ın peygamberi olduğuma şahidlik eder misin?” diye sorunca bu zat Museylime’nin kulağına eğilerek “benim kulaklarım duymuyor, sağırım” cevabını vermiştir.
Museylime “Ne oluyor sana, benim peygamberliğime şahidlik etmeye gelince kulakların duymuyor sağır oluyorsun? demiş ve bu zatı öldürtmüştür.
Diğer birine “sen Muhammedin peygamber olduğuna şahidlik eder misin?“ dediğinde “Evet” , “Benim peygamber olduğuma şahidlik eder misin?” diye sorduğunda da “evet” cevabını vermiş.
Museylime bunu serbest bırakmış.
Serbest bırakılan sahabe, Rasulullah’a (s.a.v.) varınca “helak oldum ey Allah’ın rasulu” demiş. Rasulullah “Ne oldu da helak oldun?” diye sorunca olayı kendisine haber vermiştir.
Rasulullah s.a.v. “Arkadaşın imanı üzerine gitti, sen ise ruhsatı tercih ettin” cevabını vermiştir.
Bu hadis Musannef ibni ebi Şeybe’de , Çeşitli tefsirlerden , Kurtubi’de, Ruhu’l Meani’de, fıkıh kitaplarında zikredilmektedir.
Burada Rasulullah (s.a.v) “sen onu söyleyerek kafir oldun” dememiş , ruhsatı tercih ettiğine dair kendisinin de iman üzerine olduğunu vurgulamıştır.
3. Delil : Diğer bir olay , Abdullah ibn Abbas’a Said bin Cubeyr diyor ki:
Ben Abdullah ibni Abbas’a dedim ki: “Yani müşrikler Rasulullahın sahabelerine o kadar işkence yapıyorlar mıydı ki, bazıları dini bıraktığını söyleyebiliyorlardı ve bunda da mazur görülüyorlardı?”
Abdullah bin Abbas dedi ki : “Evet, o derece işlence ediyorlar , onları aç ve susuz bırakıyorlardı ki yerlerinden doğrulup oturamıyorlardı, çokça kendilerine yapılan işkencelerden dolayı nihayet istenilen soruyu kabullenip cevap vermek durumunda kalıyorlardı. Hatta “Lat, Uzza putu Allah’tan başka senin ilahın değil mi?” diye sorduklarında bazıları “evet” deme mecburiyetinde kalıyorlardı. Hatta oradan geçen hamam böceklerini gösterip “herhalde senin Allahın budur” cebredip söylediklerinde yine bir kısmı “evet” deme mecburiyetinde kalıyorlardı kendilerinin içine düşmüş oldukları yorgunluk ve bitkinlikten dolayı “
(İbn Hişam, el bidaye ve’n –Nihaye, hayatu’s sahabe)
Başka bir olay Ammar bin Yasir olayı.
Müşrikler Ammar bin yasir’i yakalayıp, onun Rasulullah s.a.v.e dil uzatmasına kadar bırakmayıp kendisine işkence etmişler.
Nihayet Yasir onların ilahlarını hayırla yad etmek mecburiyetinde kalmış. Rasulullaha varınca : “Ne bıraktın arkanda ne oldu sana“ diye sormuş “sorma ya Rasulullah (s.a.v.) beni bırakmadılar , ta ki sana dil uzattım , onların ilahlarını da hayırla andım” Rasulullah s.a.v. ona : “şu an kalbini nasıl buluyorsun?” diye sorduğunda, Ammar : “Kalbimi imanla mutmain huzur içinde buluyorum” demiş. Rasulullah da “bir daha aynı şeyleri yaparlarsa sende bu haline dön bu lalinde ol” cevabını vermiştir.
Bu olay Ebu Nuaym’in Hilye adlı hadis kitabında, İbn Sa’d de, hayatu’s sahabe’de, çeşitli Tarih kitablarında zikredilmektedir. Kenzu’l Ummal , muğnil ibni kudame , siyret-i ibni Hişam’da da geçmektedir.
Ammar’la ilgili hadisler oldukça fazla fakat hepsi aşağı yukarı bu mahiyette, Rasulullah s.a.v. “bir daha sana işkence ederlerse aynı tavrı takın yani kalbin imanla mutmain olsun sakın sendeleme” tavsiyesinde bulunmuşlardır.
4. Delil : Bir başka olay Abdullah bin Huzafe el sehmi olayıdır.
Rumlar bunu esir alıp krallarına getirdiklerinde “bu Muhammed’in sahabilerinden en değerli birileri, buna gerekenleri yapalım bu hırıstiyan olursa bir çoğu hırıstiyanlığı kabul eder” diye telkinlerde bulunmuşlar.
Kral da Abdullaha: “Ben sana elimde bulunan iktidara ortak edeceğim , otorite sahibi kılacağım gel hırıstiyan ol” diye teklifte bulunmuş .
Abdullah: “sen bütün elinde bulunanları , hatta Arapların elinde bulunanları bana verecek olsan Muhammed’in dininden bir göz açıp kapayıncaya kadar bir zaman için dahi vazgeçmem“ cevabını vermiş.
Kral: ”O halde seni öldüreceğim” demiş .
Abdullah: ”Bildiğini yapmakta serbestsin” cevabını vermiş.
Kral: “Abdullah’ın bir yerden aşağı asılmasını, okçular tarafından ellerine, ayaklarına okların yağdırılmasını ve burada Abdullah’ın hırıstiyanlığı kabul etmek zorunda kalacağını” söylemiş.
Bu işlemler Abdullah’a yapılırken , Abdullah diretmiş evet dememiştir.
Sonra indirilmesini, yakmış olduğu ateşte suyun kaynatılmasını, Müslümanlardan 2 esirin getirilip onun içine atılarak kebab edilmesini emretmiş. Abdullah burada da hırıstiyanlığı kabul etmeyi reddetmiş hırıstiyan olmamıştır.
Sonra Abdullah’ın da aynı suyun içine atılarak yakılmasını emretmiş. Abdullah ağlayınca kral bundan ümitvar olmuş. Artık dininden döneceğini zannetmiş , getirin onu buraya deyip tekrar hırıstiyan olmasını teklif etmiş, Abdullah ağlamış.
Kral : “sen niye ağlıyorsun?” deyince
Abdullah: “Kendi içimden dedim ki “Şu an kaderin gereği buraya atılıyorsun, ve ben arzuluyordum ki başımdaki bulunan saçların adetince cesedimde başlarım olsun, her biri Allah yolunda şehid olsun. Şu an birden ölüp gidiyorum buna ağlıyorum.”
Kral: ”Ne dersin benim başımı öp seni serbest bırakayım?” demiş
Abdullah: ”Diğer bütün Müslüman esirleri de serbest bırakacak mısın?” diye sorunca
Kral: ”Evet diğer bütün Müslüman esirleri de serbest bırakacağım”
Abdullah diyor ki: içimden dedim ki “bu Allah’ın düşmanlarından biri , başını öpeyim beni serbest bıraksın , diğer Müslümanları da serbest bıraksın, ondan sonra benim bunu göreceğim yok, umurumda değil ne olursa olsun.”
Yaklaştı bana, öptüm başını. Esirleri verdi bana. Onlarla Ömer’in Huzuruna vardım, Ömer’e durumu anlattım.
Ömer dedi ki :”Her müslümanın Abdullah bin Huzafe’nin başını öpmesi icab eder. İlk Onun başını öpmeye de ben başlıyorum” dedi ve öptü.
(Bu olay Hakim’in Mustedrek’inde, Hayatu’s sahabede, el-İsabe fi Temyizi's-Sahabe, Kenzul Ummal isimli hadis kitabında , Beyhaki’nin Suneninde, İbn Asakir’de zikredilmektedir.)
Evet alimler bu olaylara dayanılarak bir insan ikrah karşısında diretirse şehid olur amma diretmeyip zorlama olursa, dininden döndüğünü söyleyerek canını kurtarırsa kafir olmaz kanaatine varmışlardır.
Ancak ikrahın mahiyeti hususunda sahabilerden çeşitli görüşler zikredilmiştir.
Hz. Ömer diyor ki : “Kişi eğer aç bırakılırsa veya tehdit edilip korkutulursa yahut hapsedilirse artık kendisi bakımından emniyet içinde olmaz ikrah içindedir.”
Huzeyfe’tu-l Yeman diyor ki: ”Kamçılarla dövmenin insanı baştan çıkarması kılıçtan daha beterdir. Görmezmisiniz kişiyi kamçılayarak idam sehpasına çıkarır orda idam ederler.”
Abdullah bin Mesud (r.a.) diyor ki: “ Bir yöneticinin huzurunda bana vurulan 2 kamçı dahi benim bazı sözleri söylememi mubah kılar”. Bu husustaki en az işkenceyle bir çok sözün söyleneceğini ifade eden görüştür.
(Musannef ibni ebi Şeybe’de geçiyor , tefsir-i Kurtubi’de geçiyor)
Altmış kusur yıl kadılık yapan Şureyh diyor ki :
“Bir adamı hapsedersen veya elini kolunu bağlarsan yahut başka tehditlerde bulunursan bu onun için zorlamadır.”
Buhari diyor ki: “Takiyye kıyamete kadar caizdir”.
Diğer sahabelerden görüşlerin tümünü aldığımızda İkrah ; aç bırakma, tehdit etme, elini kolunu bağlama, hapsetmelerle tahakkuk edeceği zikredilmiştir. Ancak kişinin küfür sözü veya işini yapaması için miktarlarının ne olacağı mezhebler arasında farklılık arzetmektedir.
Hanefilere göre; “bir insanın küfür sözünü veya işini yapabilmesi için, hayat tehlikesi veya organının koparılması tehlikesine kesin kanaatini getirmesi şarttır. Ayrıca ebu Hanife’ye göre, bu tehditi yapanın devlet otoritesi olması şarttır. Korsanların, eşkiyaların tehditi yeterli değildir.
Hanefi mezhebinden iki alim İmam Muhammed ve İmam Yusuf’a göre “tehditi gerçekleştirebilecek herkesin tehditi yeterlidir.”
İkrahın derecesi hususunda en geniş yer veren İmam Şafii’nin mezhebidir. Hapsedilmede ikrahtır, dövmede ikrahtır , hatta şahsiyetli kişileri az dövülmesi bile ikrahtır. Akrabalarından birini öldürmeyle tehditte ikrahtır. Velev ki üst tarafı veya alt tarafı olsun, şeklinde ikrahın çeşitli şekillerde olacağı , kişiden kişiye , sebebten sebebe fark edeceği arz edilmiştir. Ama bu mezhebe göre de tehdit eden tehditini yerine getirebilecek güçte olmalı, tehdit edilende buna kesin kanaatini getirmelidir. Sadece zanlar yeterli değildir.
İmam Ahmed b. Hanbel’in mezhebine göre de dövme , boğazını sıkma, suya sokma benzeri işkenceler ikrah olabilir fakat yeter ki bunlardan bir kısmı fiilen uygulanmış olsun. Sadece laf ile tehdit, sahih görüşe göre ikrah sayılmaz. Tehdit edilenlerden bir kısmı fiilen tehdit edilene uygulanmış olması lazım. Ammar b. Yasir olayı bunun böyle olduğunu göstermektedir.
İmam Malik’e göre bir farklılık , ikrah edilen kimse neye mal olursa olsun küfür sözü veya işini yaparken, ondan istenilenin aynısı değil değiştirerek karşıdakileri aldatıp başka bir şey yapması gerekir. Yani sözlerinde tevriye, (bir şeyi söyleyip başka birşeyi kastetme) veya tahrif ederek konuşma, işlerinde onların istediğine ters bir şekilde, secde ederken kafasını yan çevirme veya yere yatma vb. şeylerle ikrahın ondan istenilen maddesini aynen uygulamaması lazım, yoksa dinden çıkar diyorlar.
Verilen delillerden de anlıyoruz ki , sadece mal yalnız ikrah olmuyor. “Senin fabrikanı yakarım” tehditi ikrah olmuyor. İmam Şafii’ye göre eğer tahammül edilemeyecek bir mal ise tehdit olabilir diğerlerinde malla tehdit ikraha girmemektedir.
n ve Zeyd bin Erkam gibi sahabilerden geliyor.