Böyle bir toplumda insan kendinden kaçmaktadır. Aslında bu kaçış insanın Yaratıcısını arayışıdır. Bugünün asıl meselesi de insanın aradığını bulamamasıdır. İnsan bugün bunun yorgunluğunu çekiyor. Halbuki insanoğlu bu arayışta sevgi ve muhabbet burağına binse Rabb’ini rahatlıkla bulur ruhen mutmain olur.
O halde insanı Rabb’ineulaştıran binek konumunda olan sevgi ve muhabbetullah nedir?
Sevgi kuvveti insan fıtratına yerleştirilmiş köklü bir hassa’dır. Sevmek insana Allah’ın ilahi bir lütfu olduğu gibi, asli bir ihtiyaçtır. İnsandaki sevgi kuvveti incelendiğinde bu hissin sonsuza uzanma temayülü olduğu görülür.
Sevginin sınırsızlığı sevilenin de ezeli ve ebedi olmasını gerektirir. Ezeli ve ebedi olan ve sevgiyi bir mahluk olarak yaratan Cenab–ı Hak olduğuna göre sevilmeye layık olan da yalnız Allah’tır.
Kulun Allah’ı sevmesi, Allah’ın da kulu sevmesini davet eder. Ayet–i kerimede “Allah onları, onlar da Allah’ı severler” buyurulmaktadır. (Maide: 54).
Bu hususta bir ayet–i kerime de şöyledir: “İman edenlerin Allah’a sevgisi ise sağlam” (Bakara: 165).
Burada önemli olan husus şudur: Kişinin muhabbetullaha giden yolda atacağı ilk adım haram ve helal sınırlarına riayet etmektir. Allah’ı seven bir insan Allah’a kavuşmayı da sever. Allah’ı çok zikreder, Allah’ın emirlerine riayet etmekte tereddüt göstermez, Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı ve Allah’ın sevdiklerini sever. Bunlar kişinin Allah sevgisinde samimi olduğunun işaretleridir. Böyle bir insanın kalbinde şu hadis–i şerif tecelli etmiştir:
“Kimde üç haslet varsa o imanın tadını almıştır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, sevdiklerini Allah için sevmek, ateşe düşmekten korkar gibi küfre düşmekten korkmak.”