Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
• “Sâbıklar (İslâm’a ilk giren ve cennete ilk girecekler) dört kişidir. Arab’ın sâbıkı benim, Rûm’un sâbıkı Suheyb’dir, Acem’in sâbıkı Selmân’dır, Habeş’in sâbıkı da Bilâl’dir.”
• “Selmân bizdendir; Ehl-i beyttendir.”
Selmân-ı Fârisî hazretleri Müslüman olduğunu arz etmek için Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) huzuruna geldi. Lâkin ne dediği anlaşılmıyordu. Resûlullah (s.a.v.) bir tercüman istediler. Arabça ve Farsça bilen bir Yahudi tüccar buldular. Selman-ı Farisî (radıyallahü anh), Hazret-i Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) medh edip, Yahudileri kötülüyordu. Yahudi tercümanın hoşuna gitmediğinden değiştirerek; “Bu size kötü söz söylüyor” dedi.
Resûlullah (s.a.v.) üzüldüler. Hemen Cebrâil (aleyhisselam) gelip hakikati bildirdi.
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de doğru tercümeyi kelime kelime Yahudi tercümana söylediler. Yahudi, “Ya Muhammed, sen bu lisanı biliyorken niçin beni çağırdın?” dedi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):
“Ben bilmiyordum. Cebrâil (aleyhisselam) gelip öğretti” buyurdular. Bunun üzerine Yahudi tercüman, Müslüman oldu.
Sonra Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Cebrâil aleyhisselama: “Selman’a Arapça’yı öğret” buyurdular. Cebrâil aleyhisselam: “Gözlerini yumsun, ağzını açsın” dedi. Cebrâil aleyhisselam mübarek tükürüğünü onun ağzına koydu, Hazret-i Selman hemen fasîh Arapça konuşmağa başladı.
Târihu’l-Hamîs, Diyârbekrî
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.