Peygamber efendimizin eşyâları ile bereketlenmek, onun mübârek gözleri önünde yapılmış, sâbit bir iştir. Resûlullah da, bu işi beğenip kabûl buyurmuştur. Onun vefâtından sonra da bu iş devâm etmiştir. Çünkü Allahü teâlâ, onun kendi eşyâlarına, dokunduğu şeylere ve mübârek tenine dokunan şeylere birçok meziyetler vermiştir ki, bunlarla bereketlenilir ve faydalanılır.
Hz.Ebû Bekir’in kızı Hz.Esmâ, Peygamber efendimiz hayatta iken giydiği bir cübbe çıkarıp, (Şifâ bulmaları için, biz bunu yıkayıp hastalara veriyoruz) dedi.
Abdülkasım bin Me’mûn hazretlerinin yanında, Peygamber efendimizin bir çanağı vardı. Bundan su verdiği hastalar şifâ bulurlardı. Peygamber efendimiz abdest aldığı zaman, Eshâb-ı kirâm, onun abdest suyuna dokunmak ve düşen bir kılını almak için yarışırlar ve bununla bereketlenirlerdi. O da bu hareketlerini kabûl buyururdu. Hattâ, mübârek başını tıraş ettiği zaman, bereketlenmek için, mübârek saçını, Eshâbı arasında paylaştırmasını Ebû Talhâ hazretlerine emrederdi. (Buhârî)
Hz.Ebû Cuhayfa diyor ki: (Resûlullah, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübârek ellerini tutup yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübârek elleri, kardan daha soğuktu ve miskten daha güzel kokuyordu.) [Buhârî]
(Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifâdesi, fazîletli ve sâlih kimselere dokunarak bereketlenmenin meşrû olduğunu gösteriyor.
Hz.Âişe diyor ki: (Resûlullah bir yarası olan kimseyi tedâvi ederken, işâret parmağını yere koyar ve kaldırıp, “Bismillahi türbetü erdinâ birîki ba’dinâ liyüşfâ bihî sekîmünâ biizni Rabbinâ” derdi.) [Müslim]
İmâm-ı Nevevî buyuruyor ki: (Hadîs-i şerîfin ma’nâsı şöyledir: İşâret parmağını ağız suyu ile ıslatıp, sonra toprağın yapışması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i şerîfiyle bereketlenmek için bu duâyı okurdu.)
Hadîs-i şerîf kitaplarında, Eshâb-ı kirâmın Peygamber efendimizin eşyâ ve eserleriyle; teri, gözyaşı ve ağız suyu ile bereketlendiklerine dâir misâller çoktur. Âlimler, buradan hareketle sâlih kimselerin eşyâ ve eserleriyle bereketlenmenin câiz olduğunu bildirmişlerdir.
Resûlullahın sakal-ı şerîfinin bazı telleri, halîfeler, müslüman hükümdarlar tarafından korunmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Bir kısmı Osmanlı Sultanlarının hazînelerindedir. Allahü teâlâ, onlara rahmet eylesin. Bu mübârek tellerden birkaçı, Kuzey Irak’ta Süleymaniye’ye bağlı Halepçe kazâsının Beyâre nâhiyesindedir. Benim gözlerim önünde bunlar vesîle edilerek kıtlığın bitmesi ve yağmurun yağması için duâ edildi ve hemen bol bol yağmur yağdı. Düşmanların hücûmu esnasında bunlar vesîle edilerek duâ edilmiş ve müslümanlar, düşmanın şerrinden korunmuşlardır. Bu anlattıklarımız, buralarda yaşayan müslümanlarca ma’lûmdur. Bunlarda şüphe etmenin yeri yoktur. Bunlarda şüphe edenler, Yusüf sûresinin 93-96. âyet-i kerîmelerine baksınlar: ([Yûsüf aleyhisselâm,] şu gömleğimi götürün de, babamın yüzüne koyun, [gözleri] görecek duruma gelir ve bütün ailenizi bana getirin, dedi. Kâfile ayrılınca, babaları: “Eğer bana bunamış demezseniz, inanın ben Yûsüf’ün kokusunu alıyorum” dedi. Çevresindekiler: “Allaha yemîn ederiz ki, sen, hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler. Müjdeci gelip, gömleği Ya’kûb’un yüzüne sürünce, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Ya’kûb, “Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?” dedi.) [Nûr-ül-İslâm s.122-125]
Nûr-ül-İslâm’dan aldığımız bu yazıdan da anlaşılacağı gibi, mübârek eşyâlarla bereketlenmek çok güzel bir iştir, putçulukla hiçbir ilgisi yoktur. Bir misâl daha verelim:
Resûl aleyhisselâm çarşıya çıkıp, bir entârî satın aldı. Giderken gördü ki, bir a’mâ oturmuş, (Allah rızâsı için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir) diyordu. Almış olduğu entârîyi buna verdi. A’mâ, entârîyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resûl aleyhisselâmın mübârek elinden geldiğini anladı. Çünkü, Resûl aleyhisselâmın bir kere giydiği herşey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’mâ duâ ederek, (Yâ Rabbî! Bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. İki gözü hemen açıldı. (Zâd-ül Mukvîn)