You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Sahabe-i Kiram ve Selef-i Sàlihînin Korkuları Hakkında

Sahabe-i Kiram ve Selef-i Sàlihînin Korkuları Hakkında

R4BİA
Sahabe-i Kiram ve Selef-i Sàlihînin Korkuları Hakkında
Ebûbekr-i Sıddîk RA Hazretleri, bir uçar kuşu gördüğü zaman:

“–Ah ne olur ey kuş, ben de senin gibi olaydım da, beşer olarak yaratılmayaydım!” dermiş.

Ebu Zer RA de, kesilen bir ağaç olmasını istermiş.

Hazret-i Talha ve Osman RA da, öldükten sonra ba’s olunmamalarını isterlermiş. Hazret-i Ömer RA da, Kur’an’dan bir ayet işittikleri vakit bayılarak yere düşerlermiş ve bu hastalığından nâşi dostları ziyaretine gelirlermiş. Bir gün yerden bir saman çöpü alarak:

“–Keşke ben de böyle bir unutulan bir şey olsaydım ve keşke anam beni doğurmasaydı.” diye müteaddid sözlerle, Allah korkusunun kendilerine verdiği verdiği dehşeti ifade etmişlerdir.

Hazret-i Ömer RA’ın, ağlamaktan yüzlerinde iki siyah çizgi peyda olmuştu. “Eğer kıyamet günü olmasaydı, bizi başka türlü görürdünüz.” derlermiş. Bir gün:

“(Herkesin işlemiş olduğu amellerin tesbit edildiği) defterler (hesap için) açıldığı zaman.” ayetine gelince düşmüşler. (Et-Tekvîr: 10)

Yine bir gün, namaz kılan birinin evinin yanından geçerken adam Tur Sûresi’ni okuyormuş.

“Ki Rabbinin azabı muhakkak vuku bulacaktır.” (Et-Tûr: 7) ayetine gelince, Hazret-i Ömer RA merkebinden inip, uzun müddet duvara dayanarak öylece kalmış; evine döndüğü zaman bir ay hasta yatmıştır. Ashab-ı kiram onun neden hasta olduğunu bilememişler.

Hazret-i Ali KV de, sabah namazından sonra kendilerini bir hüzün istilâ eder, ellerini oğuşturarak, ashab-ı Rasûlüllahın yokluğundan, onların yerine gelenlerin onlara benzemediklerinden üzüntü duyar, ashab-ı kiramın namazlarını, secdelerini, tilâvetlerini hatırlar; sabah zikirlerinde, rüzgarlı havalarda ağaçların yatıp kalktığı gibi sallanır ve aynı zamanda elbiseleri ıslanıncaya kadar gözlerinden yaşlar akıtırlardı. Halbuki, bulundukları kavmin gafletine üzülerek, ta şehid oluncaya kadar güler yüzle görülmemiştir.

İmran ibn-i Hüseyn ise, kendisinin çok ince savrulan kumlardan olmasını, Ebû Ubedye ibn-i Cerrah RA de, kendisinin bir koyun olup, ehlinin kesib yemesini istermiş. Ali ibn-i Hüseyin RA da, abdest aldıkları zaman sapsarı kesilirlermiş de, ailesi tarafından hali sorulduğunda: “Ben kimin huzuruna çıkmağa gidiyorum biliyor musunuz?” derlermiş.

Musa bin Mes’ud, İmâm-ı Sevrî’nin huzurlarında oturdukları vakitte, onun korkusundan ve feryadından nâşi kendilerini de bir ateş ihàta edermiş.

Abdülvâhid bin Zeyd RA bir gün okunmakta olan;

“İşte (içine amellerinizi yazdırdığımız) kitabımız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor. Çünkü sizin yaptıklarınızı hep (meleklere) yazdırıyorduk.” (Câsiye: 29) ayet-i kerimesini işitince bayılmış, ayılınca:

“–Yâ Rab izzet-i celâlin hakkı için sana kasden isyan etmedim. Bana tevfikın ile tâatın üzerine yardım eyle!” diye yalvarmıştır.

Sevr bin Mahreme, ayetleri dinlemeğe takat getiremediklerinden, harf-harf okur, yine öyleyken, sayhalar atıp bayılırlar ve günlerce kendilerine gelemezlerdi. Bir gün kendilerine;

“Takvâ sahiplerini elçiler gibi Rahmân’ın huzuruna toplayacağımız gün, mücrimleri susuz olarak cehenneme süreceğiz.” (Meryem: 85, 86) ayet-i kerimesi okununca;

“–Ben müttakîlerden olamayan bir mücrimim!” diyerek, bu ayetin tekrar okunmasını istemiş ve o sırada sayha atarak Hakk’a mülâkî olmuştur.

Bunun gibi korku ayetlerinin okunduğu zaman tahammül edemeyip bayılanların sayısı pek çoktur. Bunlar gibi sabahlara kadar ağlayıp, sızlananları da yazmağa güç yetmez.

İbn-i Abbas RA’dan, haifînin (korkanların) hallerinden sorulmuş, buyurmuşlar ki:

“–Kalbleri korkudan yaralanmış, gözleri de ağlamaktan… Nasıl sevinebiliriz ki? Ölümün arkamızda, kabrin önümüzde, kıyametin de en son varacağımız yer, yolumuzun da cehennem üzerinden geçtiğini ve huzur-u Rabbil-àlemînde durulacağını bilen kimseye sevinmek nasıl mümkün olur?”

Gülmekte olan bir gence demişler ki:

“–Ey genç, sen sıratı geçtin mi? Cennete mi cehenneme mi gideceğini biliyor musun?”

Genç:

“–Hayır!” demiş.

“–Öyle ise bu gülmek nedendir?” demişler.

Hatemül-Esam KS Hazretleri:

“–İyilerin arasında bulunduğuna mağrur olma; çünkü, cennetten daha iyi bir yer yokken, Adem Aleyhisselâm’ın başına gelen ma’lûm. Çok bilgine de mağrur olma, çünkü Bel’am İsm-i Azam’ı da bilirdi. Onun da àkıbeti ma’lûm. Sàlihleri gördüm diye de mağrur olma, zîrâ Rasül-ü Ekrem SAS Efendimiz’den daha büyük kimse var mıdır ki, onu hergün gören akrabalarının ve Ebû Cehil gibi düşmanlarının da hali ma’lûm.” demişlerdir.

Ma’siyetten korkuya, sàlihler korkusu; Allah’tan korkmaya da, sıddıklar ve muvahhidlerin korkusu denir. Bu korku Allah-u Teàlâ’yı ve onun sıfatlarını bilmekten neş’et eder. Bundan nâşi hiçbir kusur ve kabahatleri olmadığı halde, azamet ve celâlinden korkarlar.

Àsîler Cenâb-ı Hakk’ı lâyıkı veçhile bilmiş olsalardı, günahlarından değil, Hakk’ın kendisinden korkarlardı ve bu da yerinde olurdu. Zîrâ Cenâb-ı Peygamber Efendimiz SAS Hazretleri’ni Cenâb-ı Hak, a’lâ-yı ılliyyîne, bigayri vesîletin çıkarmış, Ebu Cehl’i de, min gayri cinayetin esfel-i sâfilîne indirmiştir. İşte bunu ve emsâlini iyi düşünmek lâzımdır.

Dâvud Aleyhisselâm’a olunan vahiyde:

“–Yâ Dâvud, yırtıcı hayvanlardan korktuğun gibi, benden de kork! Çünkü bu hayvanlardan korkmak, yapılan bir cinayetin sebkat etmesinden değil, belki o hayvanın satvet ve heybetinden ileri gelip, katlinden müteezzi olmaz, kalbi incinmez ve bir şey yapmazsa, o da onun şefkatinden değildir.”

İnsanlar bu gibi canavarlardan nasıl korkarlarsa, sekerâtil-mevt ve onun şiddeti, münkereynin suali, kabir azabı, huzur-u Rabbil-Àlemîn’de duruş ve intizar, ayıpların meydana çıkışından utanma, bütün hesapların ortaya dökülüşü, sırat köprüsünde yedi yerde duruş, sorgu ve cevapları, köprünün inceliği, cehennem’in şiddeti, cennet nîmetlerinden mahrumiyyet, cemâl-i ilâhîyi müşahede mahrumiyetinden dolayı olacak korkular, acaba hayvandan korkma ile mukayese edilebilir mi?..

Hàiflerin en a’lâ rütbesi, ayrılık ve Allah’tan hicablanmalarıdır. Bu ise ancak àriflerin korkusudur. Allah-u Celle ve A’lâ’ya olan ma’rifetleri kemâle ulaşmamış kimselerin basiretleri kapalı olduğundan, vuslat lezzetini, ayrılık ve uzaklık elemini idrak edemedikleri gibi, bütün lezzetleri hayvânî ve şehevânî olmaktan kendilerini kurtaramazlar.

Allah korkusu bahsinde pek çok şeyler yazılabilirse de, Hazret-i Ömer RA’ın bir kıssasını da zikr ederek bahse son vermek isteriz:

Abdullah ibn-i Dinar RA Hazretleri, Ömer ibnil-Hattâb RA ile Mekke’ye giderken, dağdan inen bir çobana:

“–Bu koyunlardan bize satar mısın?” demişler.

Çoban:

“–Ben köleyim, satamam!” demiş.

“–Efendine, kurt yedi dersin.” demişler.

Çoban mukabeleten:

“–Ya Allah’a ne söyleyeyim?” demiş.

O zaman Hazret-i Ömer RA kendini tutamayarak ağlamaya başlamış ve köleyi efendisinden satın alarak, azad etmiştir.

“–İşte Allah korkusu seni dünyada nasıl kölelikten kurtardıysa, ahirette de cehennem azabından öyle kurtaracağını ümid ederim.” demiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cvp: Sahabe-i Kiram ve Selef-i Sàlihînin Korkuları Hakkında
Eba Bekr bile bunu söylerse vayy bizim halimize...
"rosegul giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
SEVDALARA DOYULAMADI...rosegul
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.