Yüreğimi sürdüğüm şehirler düşüyor bir bir. Bir annenin emin kucağına teslim ediyorum düşlerimi. Bulutların en beyaz yanına kara sayfalarımı dikiyorum. Bir İstanbul gecesi barındırıyorum içimde. Biliyorum büyük kentlerin ağırdır geceleri. Büyük kentlerde mutluluklar yavan yaşanır, biliyorum. Kaldırımlara düşen yıllanmış kelimelerimi kazıyorum. Ve topladığım bir avuç kelimeyi daha İstanbul’a üflüyorum.
”Git” diyorsun. “Git, unutursun, ağlama” diyorsun. Gitmemi beklemeden sesini kesiyorsun. Bense sana dilimin en büyük yalanlarını büyütüyorum. “Git”tim senden diyorum, sana söylemeden sende kalıyorum. “Git”tim senden diyorum, oysa ben daha yeni sana geliyorum. Senden gizliyorum…
Kalemimi batırıyorum saf su ve biraz acıdan damlama siyahımın bulaştığı mürekkebe. İsmini aharlanmış kâğıtların üzerine bir daha kazıyorum.
Neden her gelmeyişinde bir elif daha düşüyor alnıma? Neden “b” den öteye gidemiyor dilim? Neden hep “ah” larıma medleri ekleyişim?
Oysa ben sende “ah” larımı unutmayı denemiştim. Çok mu gecikmiştim?
Bir yalnızlık yürüyor üstüme geceden. Ben savunmasız bir özlem… Kelimelerim yandıkça üşüyor gecem. Harabeye çalıyor bir yanım. Gözlerim deli dolu bir duyguyu kayıtlara geçiriyor. Siyah bir şafak vaktinde içi boş, serseri bir tebessüm arıyorum yanaklarıma oturtturmak için. Yorgun caddelere, yaktığım senli dakikaları serpiyorum. Kurşunlara diziyorum ‘sevgi’ adlı yalanları.
Şimdi uzun bir sensizliği çiziyorlar içime, titrek elleriyle.
Sana ayarlı bir zamanı takıyorum ağıtlarıma. Ve bir fırtınayı daha zorla bastırıyorum içime. Sağır harfler saklıyorum, sana her bağırmamda asude kalmak için, beni duymaman için. Şimdi yarın kaçıncı sensiz sabah ki ben bu kadar bitkinim?
Mum ışığıyla aydınlanan dünyamda körebe oynayarak seni bulmaya çalışıyor bir yanım. Bir yanım yediği darbelerden bîtap… Dilimde sana saklı çığlık dolu bir hitap…
Gelmeyeceksin demekten bıkar oldu dilim. Günün herhangi bir vaktinde bilinmez bir lisanı dilime bürüyorum. Yine gelmeyeceksin diyorum. Bu kadar mı umutsuz olurdu bir sevda üçgeninin ortasından ansızın düşen hayaller?
Şimdi avunmak yok. Gittiğin ve dönmeyeceğin o yollar dökülüyor şakaklarımdan. Sabit bir acıyı söküp atıyorum içimden. Denemedim mi sanıyorsun? Hani sen “git” dediğinde ben durmayı mı seçtim sanıyorsun? Sen “unut” dediğinde ben tüm unutmalarımı silip gözyaşlarımla yanaklarımın dost olmasını sağlamana rağmen seni unutulmaz mı seçtim sanıyorsun?
Yanılıyorsun…
Kaç defa denediğimi saymaktan geçtim artık. Satırlara zincirledim kendimi. Dilimden dökülen harf yığınları oldu nefes alış biçimim. Sense; harflerimin arkasına saklanan, gözlerime telaffuzu öğreten çaresizliğim
Esir düştüm gidişinin ayak izlerine. Son nefese kadar sandığım vurguna döktüm hayat ırmağımı. Ben canımı bir mayın gibi kendimde taşımayı göze aldım da sen neden kortun ki? Benim yangınlarım sana yetişemeyecek kadar mecalsizdi. Yüreğimdeki dalgalara yenik düşen, bir avuç şiirdi belki.
Vakit, duran saatimde hala gittiğin zaman diliminde… Ve bir yazıyı daha sıkıştırıyorum gözlerime… Gitmen ölümü akıttı ya gözlerimden daha ne diyeyim ki. ? Ne söylesem geri gelirsin ki? Upuzun bir zamanı ve kocaman bir sevdayı parantez içine alıp gidiyorsun. Yürünmüş ama hep eksik adım atılmış, ayraçlarla parçalanmış bir yol oluyor geçmişimiz. Sen hayatı cümle dışı unsurlarla yaşamayı seviyorsun. Bense korkuyorum çünkü sen hayatımın kocaman bir aşk dizimi hatası oluyorsun. Seni kendi ismimin çelişen sözcüğü ilan ediyorum.
Sondan kaç önceki olduğunu bilmesem de yine bir güneş doğuyor günsüzlüğüme. Ayma vakti değil. Karanlığa çalan dertli bir gün kursağımda... Giderayak keşkelere gömülüyor dilim. Senin sayende koca bir hayata devrildim ve adını ‘acının başkenti’ bildiğim yüreğime ağıt ektim.
Haliç’e küstüm. Bir yanı sendin yaslı suların, bir yanı ben. Ve Haliç bizi yan yana getirip birbirimize bulandırmayacak kadar ‘terk’e uyanan sevdalar büyütmüştü. Haliç, hüzün tünelinde ışıklarımı söndürmüştü. Üsküdar, gözlerimi serpmişti senden uzak diyarlara. Kalemime olumsuzluk ekleri asılmıştı. İçimdeki ümitten kalma kırıntılarım küflenmişti. Boynu bükük tarihler saklıydı yanmış dizelerimde.
Oysa dikenmiş gül diye kalbime sakladığım bir ömür. Ben sonbaharmışım meğer. Sen de ilkbahar. Senle bir olup koca bir kışa meydan okuyamamışız. Ya yangına dönmüş hayallerimiz de ya da donup kalmış…
İki zorluk arasına kaynaşamamış bir harf oluyor günlerim. Kruvazörler gibi çarpışıp çıkıyorum hayatımı sömüren limandan. Tam mutluluğa teğet geçmişken hayaller acının en orta yerine saplanıyor nedensizce…
Aramızda üleştiremediğimiz bir sevdayı yalnız sırtlıyorum. Sen bende kendimken; ben sende üçüncü tekil şahıs zamirlerine yükleniyorum. Hemzemin yerlerde parçalanıyor gölgelerim. Birikmiş gözyaşlarımdan yüreğime destan yazıyorum. Sabahlarımın içine zifiri karanlık geceler saklıyorum. Bir türkü çıkıyor dilimden, sana yol alıyor. Kulaklarına değince katlediyorsun. Çatlayan dudağımla kanla karışık ismini sayıklıyorum. Nefyediyorum sana dair benliğimdeki her şeyi.
Gözyaşlarım neylesin,
Yalınayak yarınlara yürüdüğüm yollar neylesin,
Acılar neylesin,
Ayrılığa kanat açmış sevenler…
Şimdi ansızın çekip giden mi suçlu sevdiğim?
Yoksa gelmeyeceğini bile bile gelişine şiir biriktiren, her ihtilâlde ölüp tekrar gelişine dirilen ben mi?...