Forum Gündemi:

Konu Başlığı : SADECE DÜŞÜNÜN...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 69 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
06-09-2020, Saat:08:11 AM
Ey insanlar! Söylediklerimin hepsi aklın ışığında edinilmiş tecrübelerin boşaltımıdır. Tecrübe de en büyük öğretmendir. Hayat, başlı başına bir tecrübedir ama hayatın yöntemi farklıdır, önce sınav yapar sonra ders verir yani acımasızdır hayat. Yazma sebebim; bundan böyle aldanmayın diyedir. Cumhuriyete behemehâl sahip çıkın ve Cumhuriyetten asla vazgeçmeyin. Cumhuriyetten ötesi karanlıktır. Cumhuriyet için az bedel ödenmedi. Kula kulluğu ve efendilere köleliği reddedin. Ey insanlar! Sizler birer harikasınız, harikalar yaratmalısınız, inanıyorum ki harikalar yaratacaksınız. Naçizane haddim olmayarak ama anlayacağınızı umarak, söylediklerimi anlamanızı kalben istirham ediyorum ve bundan sonraki kalan ömrünüzde artık aldanmamanızı, insan onuruna yaraşır bir hayat yaşamanızı diliyorum. Geçmişe takılıp kalmayın, geleceğe bakın ve hayatı ıskalamayın. Geçmişe takılıp kalırsanız aldatılmaya meyyal olur ve kolay lokma olur, çiğnenmeden yutulursunuz. Nice aydınlık, güzel, güçlü, onurlu, direniş dolu, insanlık dolu, paylaşım dolu, saygı-sevgi, barış, kardeşlik-özgürlük dolu yıllara diyorum. Yaşamak sevinciniz hiç tükenmesin, tükenmesine müsaade etmeyin. Yolunuz direniş yolu olsun. Sınıfınızı ve safınızı iyi bilin ve hiç kaybetmeyin. Hayatlarınızı zalimlerin çıkarları ve görkemli hayatları uğruna feda etmeyin ve hiçbir insanlık hakkınızdan feragatte bulunmayın. Ezilenlerin safında ve sınıfında yer alın. Cumhuriyetle ve insanlık onuruna yaraşır yaşamla kalın. Allah ile aldatılmayın. Hakkımızı yiyenlere, umudumuzu çalanlara, düşlerimizi kirletenlere, yarınlarımızı karartanlara, emeğimizi sömürenlere, hayal kurdurtmayanlara hakkımız HARAM olsun. Her şeyden ŞÜPHE edin ve her şeyi SORGULAYIN! Geçelim!
 
 ‘’Mutlaka benim gibi düşünmek zorundasın demiyorum ama mutlaka düşünmek zorundasın diyorum.’’ Emile Zola
 
‘’’’Düşünün, çünkü henüz yasaklanmadı.’’’’ Schindler’in Listesi Filmi
 
Bir ev düşünün (((Düşünebilir miyiz? Evet, düşünebiliriz, çünkü ev dediğin şey hayatın gerçeğidir, mevcut olmayan, münhasıran hayali kurulacak yahut zihinde tasavvur edilecek bir şey değildir, içinde yaşadığımız, gözümüzün gördüğü, dokunduğumuz bir şeydir. Kabul ettik mi? Etmemek aklın olmadığına delalettir))).
 
Sıvası dökülmüş, kolonlarında çatlaklar belirmiş, çatısında açıklar oluşmuş (((ev dediğin şeyin karşılaşabileceği sorunlar mıdır? Evet, öyledir, gerçekliği olan sorunlardır, hayali değildir, bu tür şeyler gelebilir herhangi bir evin başına. Kabul ettik mi? Etmemek gerçekliğe mugayir davranmak mıdır?))).
 
Her odasında pis kokular var ve odalar pislik içinde, sorunlar kronikleşmiş (((böylesi bir şey de yabancı kalacağımız, varlığı karşısında şok olacağımız bir durum değildir, tamamen hayatın gerçeklerindendir, insan dediğimizle ilgilidir. Hayatta böyle bir şey olmaz, bu kabil değildir diyebilir miyiz? Ve dediğimiz şeye hüccet gösterebilir miyiz?))).
 
Evde yaşayanlar hiç oralı değiller. Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor belki ama yapılmaya çalışılan hiçbir şey sorunları gidermeye yönelik şeyler değil, çünkü sorunları gidermeye yönelik olarak yapılmıyor yapılan hiçbir şey, durumu idare etmek adına yapılıyor, çünkü bir şeyler yapmaya başladığınız an ardı gelecektir ve gelecek olanın neler getireceği ve neleri götüreceği belli değildir, öyleyse risk almaya değmez ve mevcut duruma müdahil olunmamalıdır diye düşünülmektedir (((bu da doğrudur de mi? Yani olamaz, mümkün değil, saçmalık denilebilecek türden şeyler değil de mi bunlar da? Bilakis gerçekçi olmayan biz oluruz. Çünkü hayat dediğimiz şeyde bu tür şeylere rastlarız, rastlamaktayız))).
 
Sıva yapılıyor ama bir zaman sonra yeniden dökülmeye başlıyor, çünkü artık sıvanın tutunamayacağı hale gelmiş bir yapı var altta. Çöpü temizliyorsunuz ama artık çöp üreten bir altyapı oluşmuş. Palyatif çözümler üretiyor herkes. Çünkü mevcut durum birilerini hep önemli kılıyor. Birileri de nemalanıyor gidişattan. Ama başka bir yönden bakınca da herkes rahatsız her şeyden (((hayır, hayır olamaz, böyle şeyler deli saçması şeylerdir diyebilir miyiz? Bu iddia ispat edilebilir ama reddine matuf bir ispat ortaya konabilir mi? Kabil değildir bu. Çünkü bu tür şeylerde hayatın gerçeklerindendir, yaşadığımız şeylerdir. Aksi bir reaksiyon göstermek rasyonel değildir))).
 
Hariçten de garip sesler geliyor, işte şurası şöyle ama böyle olsa daha iyi olur, işte yani belki de bazı şeylerin yerleri değişmesi gerekiyor gibisinden (((şimdi siz işinizi doğru dürüst yapmazsanız, hariçten müdahalelerle karşılaşmanız olası mıdır? Hayır demek irrasyoneldir. Çünkü siz bulunduğunuz yerde ve çevrede tek değilsinizdir, toplum yaşamı diye bir gerçeklik vardır, yapıp ettikleriniz sizi ne kadar etkilemekteyse, çevrenizi de o derecede etkilemektedir. Öyleyse işin özünde müdahalenin olması da beklenebilir bir şeydir. Çünkü bir toplum içinde yaşıyorsanız, bir şey yaparken, bu öznel bir şey de olsa, içinde yaşadığınız toplumu da dikkate almak zorundasınız hatta kan bağınız olmayan toplumları da dikkate almak zorundasınız bir anlamda, almazsanız bedelini mutlaka ödersiniz, buna da isyan edemezsiniz))) .
 
Ne yapılmalı aslında o evde? O ev kendiliğinden mi o hale geldi ve kendiliğinden mi kendine gelecek? Kaderdir deyip kendi haline bırakıvermek rasyonel bir tavır olur mu, üstelikte içinde yaşadığın bir ev olduğu halde? Münhasıran sorunları konuşarak o evi gerçekten yenilemek ve yaşanabilir bir ev haline getirmek kabil midir? Bunları düşünmek suç mudur? Düşünmeyelim mi? Yahut her kafayla aynı mı düşünelim? Aynı çözüm önerisini mi sunalım? O kafaların bir ayrıcalığı mı vardır ve bizim kafalarımızdan daha iyi mi düşünmektedir, çözüm önerileri o kafanın efsane bir kafa ama bizim kafamızın da çürük bir kafa olduğunu mu ortaya koymaktadır?
 
‘’Senin gibi düşünmüyorum, böyle bir zorunluluğa da inanmıyorum ama senin de düşüncelerini ortaya koyabilmen için gerekirse canımı feda edebilirim.’’ Voltaire
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#2
07-09-2020, Saat:05:58 AM
Şimdi Hz. Muhammed var mı, yok mu? Var mı, yok mu bir karar vermek zorundayız de mi? Bilakis O’nu düşünemeyiz, hakkında bir şey söyleyemeyiz, tüm yönleriyle yaşamına matuf doğru ya da yanlış diyemeyiz de mi? İttihaz edeceksekte, rededeceksekte, üzerine düşüneceksekte mutlaka net bir olgu olmalı değil mi ortada? Çendan bir yerden düşünmeye başlamak için. Yani bu dünyaya gelmiş ve bu dünyada yaşamış mı, insanlar ve toplumlar buna şahitlik etmişler mi? Gelmiş, bulunmuş, yaşamış diyorlar de mi? Kabul edenler de, etmeyenler de böyle söylüyorlar, herkes kendi zaviyesinden bakarak, söylemleri ve yaşamı temelinde de bir tepki de bulunuyorlar de mi ve biz O’nun hayatını okuyoruz değil mi? Şöyle bir durum var ortada; gerçekten her yönden meflûç halde bulunan bir topluma gelmiş mi bir peygamberlik görevi ile. Gerek insan olarak, gerek toplum olarak, gerek politik olarak meflûç bir hayatın içine doğmuş değil mi? Bu böyle yani, böyleymiş, okuduk, okuyoruz, düşünüyoruz, aksi bir durum vaki değil şu ana değin. Ve o toplumda önce bir insan olarak sonra da peygamber olarak bulunmuş mu? Ki, bazı ortamlarda varlığı hissedilmemiş bile, zira O, kendini tek bir insandan bile üstün görmemiş. Çünkü muayyen bir eksende yaşamış. Yani o dönemi okuduğumuz zaman böyle bir manzara ile karşılaşıyoruz. Kabul edip etmemek bir şeyi değiştirmiyor. Ki, zaten kabul ya da reddettirmek için bir şeyler ortaya sürmüyoruz. Bizim derdimiz kabul ya da ret ettirmek değil. Münhasıran düşünmek için düşünce serdediyoruz ama cerhedilebilme ihtimalini de göz önüne alarak. Çünkü tarihi kayıtlar böyle söylüyor. Kabul edenlerin kayıtlarında da, kabul etmeyenlerin kayıtlarında da böyle söyleniyor. Neler söylemiş ve söyledikleri ile hayat arasında ki ilinti, irtibat nedir, isabeti ne derecededir düşünmeliyiz de mi? Kabul ediyorsak hangi düzeyde temsil ediyoruz, reddediyorsak hangi gerekçelerle reddediyoruz bilinmelidir de mi? Çünkü ispatsız iddia tiksindiricidir. Kabul edenler içinde böyledir bu, reddedenler içinde. Eğer ki, iddianı ispat edemiyorsan, iddianın benim tarafımdan tolere edilmesini de bekleyemezsin, metazori tolere ettirmeye de yeltenemezsin değil mi? Bu senin basitliğini, küçüklüğünü, iğrenç olduğunu gösterir de mi? Kabul ediyorsan ispat etmelisin, nasıl ispat edeceğini bilmelisin, bilmiyorsan kalkıpta O’nu sevdiğini ifade edemezsin. Reddediyorsan da ispat etmelisin, nasıl ispat edeceğini bilmelisin, bilmiyorsan da kafana göre zevzeklik etmeyeceksin. Çünkü hayatta her şeyin bir raconu vardır, bahusus düşüncenin raconu keskindir, ağırdır. İki tarafta kendilerine yönelecek oklara hazır olmalıdır. Oklar gelip ruhlarına batar da acı verirse ve bu nedenle bağırıp çağırırlarsa onlara münafık gözüyle bakarım. Böyle yaparlarsa o pisliklerin mikrop suratlarına tükürürüm. Ha yağmur yağdığını düşünebilirler, orası onların bilecekleri şeydir, benim düşüneceğim, bileceğim bir şey değildir. O’nun gibi olun ya da O’nun gibi birini gösterin demiyoruz, çendan benzeyen bir tarafınızı ya da benzeyen birini gösterin diyoruz. Anladınız mı? Umarım ki anlamış olun. İtlik yapmıyoruz ve itleşmiyoruz, itlik yapanları ve itleşenleri de önemsemiyoruz.  Önce insan diyoruz, her şey insandan sonra başlar diyoruz. Yaptığımız her şeyi insanca yapmaya gayret ediyoruz. Ve münhasıran önce insanım diyenlere, insan olabilenlere değer veriyor, saygı duyuyoruz. Hem O’nunla zerre miskal iltisakın olmayacak ama varmış gibi davranacaksın hem de O’nun üzerinden bu dünyayı sonuna kadar kazanacaksın. Yani Allah ile aldattığın gibi Muhammed ile de aldatacaksın. Bu riyakârlığa tükürürüm. Ama aldananların beyinlerine de tüküreyim.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#3
08-09-2020, Saat:05:50 AM
Şimdi, insan, toplum, politik yapı olarak meflûç bir topluma geldiğinin söylendiğini ve bunun da aksini iddia etmenin kabil olmadığını söyledik de mi? Çünkü iki tarafın da kayıtlarını temel alarak söyledik bunu. Birileri var diyor ama O’ndan iz taşımıyor, birileri var diyor ama O’nu reddediyorlar. Şimdi burada tüm boyutlarıyla içinde bulunduğu yapının detayları hakkında bir şeyler söylemek istemiyorum. Merak ediyorsanız gidip hayatını okuyacaksınız. Hülasa olarak; içine doğduğu yapı, gerek insan, gerek toplum, gerek politik boyutlarıyla cahil bir toplummuş yani hakikatten yana cahil, behresiz bir toplum. Doğru mu bu? Tüm tetkiklerimiz neticesinde ifade ediyoruz ki; doğru. Ama O ne yapmış? En temelden, dipten, özbenlikten başlayarak o toplumu mutlak hakikat olarak gördüğü ve bildirmekle görevlendirildiği kelimelerin gücüyle tek bir nokta kalmayıncaya değin tamamen değiştirmiş de mi? Gördüğümüz resim bu. Çağlar gerisinden çağlar ötesine taşınan ve reddi imkânsız gerçeklik bu değil mi? Evet bu, aksini söylemek zor yani, çok zor. İçine doğduğu yapıyı tolere etmiş mi? Zamanla değişir deyip beklemiş mi, hiçbir rahatsızlık duymadan yaşayıp gitmiş mi? Muayyen bir güç kesbedinceye değin şöyle yaşayayım da sonra böyle yaşarım demiş mi? Teklif edilmeyen bir şey kalmamış ama o kabul edip geri çekilmiş mi? Hepsine hayır diyoruz. Evet diyen varsa da lütfen buyursun ifade etsin, ispat etsin diyoruz. Bana şu hayatta, Muhammed’i bir kişi gösterseniz olur mu lütfen? Ahlaki olarak, dil olarak, ekonomik olarak, adalet olarak, merhamet olarak, maddi yaşam olarak, hülasa; eylem olarak. Hayır, reddedenlerden değil, kabul edenlerden, reddeden zaten reddediyor, iz taşımasını bekleyemeyiz ondan değil mi? tolere etmediğin bir şeyin bir örneği olamazsın zaten ve bu gayet tabidir de. Şimdi çok fazla uzatmak istemiyorum ama bir sözle nokta koymak istiyorum, tabi düşünmek için, aklımız kadarıyla.
 
‘’’’Ey insanlar!
Görüyorum ki, evleriniz Rum Kayser’in evlerine,
Lükse hayranlığınız Kisra‘nın tutumuna,
Servet peşinde koşmanız Karun‘un anlayışına,
Saltanatınız Firavun‘un saltanatına,
Nefisleriniz Ebu Cehil‘in nefsine,
Gururunuz Ebrehe‘nin gururuna,
Yaşayışınız Sefihlerin yaşayışına benziyor
Allah için söyleyin!
Muhammedî olanlar nerede?’’ Yahya bin Muaz (r.a)
 
Lafla peynir gemisi yürümüyordu ve tarihin tekerleği dönmüyordu değil mi? Yanlış mıyım? Yanlışsam insanca çıkıp söylersiniz, pislikleşmeye, tiksindirici olmaya lüzum yok değil mi? Bendeniz ve gibiler, Allah ile, Muhammed ile, Kur’an ile aldatılmıyorsak yani hülasa; bizim üzerimizde dini afyon gibi kullanamıyorsanız bu bizim suçumuz değildir. Hem sizin beceriksizliğinizdir hem de bizim kör olmayışımızdır. Anladınız mı? Çünkü ancak ya kendiniz kadar cahil olanları ya da kendinizden daha ahmak olanları aldatabilirsiniz.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#4
09-09-2020, Saat:06:18 AM
Yoktuk ve varolduk. Elbette varlığımıza sebepler vardı da varolduk yoksa yine yoktuk. Bir dünyadayız değil mi? Kalbimiz hissediyor, gözümüz görüyor, gövdemiz dokunuyor ve beynimiz de düşünebiliyor üzerinde değil mi? Üstümüzde mavi gök, altımızda kara toprak, arasında biz. Doğru de mi bunlar? Hayali şeylerden bahsetmiyoruz. Bu dünyaya gelmişsiniz değil mi? Varsınız, yaşıyorsunuz, öyleyse gelmişsiniz. Ve bir gün gideceğiz, gittiklerini gördük hep gelenlerin ve görmedik gidipte döneni. Bir aşağıda bir yukarıdayız bu dünyada, gel gitler yaşıyoruz, nice duygular ve düşünceler taşıyoruz, insanlık denizinin devasa dalgaları bir üste çıkarıyor bizi bir dibe doğru çekiyor yani aynı yerlerin ebedi mukimleri değiliz. Birgün bu hayat bitecek de mi? Can, göğüs kafesinden çıkıp uçup gidecek, kanatsız bir kuş gibisin öyle ya. Ne kalacak geriye? Maddi olarak hiçbir şey ama manevi olarak yaşadıklarınız, yaşattıklarınız ve yaşatılanlar değil mi, belki de unutulmayan bir gülüşünüz? Bastığınız toprağa basamaz olacaksınız, denizlerde yüzemez olacaksınız, toprakta koşamaz olacaksınız, yağmurlarda ıslanamayacaksınız, soğukta donmayacaksınız, bir çiçeği koklayamaz olacaksınız, şen kahkahalar atamayacaksınız, bir sevdiğiniz olupta sarılamayacak, tebessüm edemeyecek, buse alıp veremeyeceksiniz. Organlarınız canlılığını yitirmiş olacaklar ve hiçbir şeyden haz alamaz hale düşecekler. Peki, böyle bir hayatta nasıl yaşamalısınız? Yarın öleceğinizi bilseydiniz (((bilimsel olarak yani tıbben kesin olarak))), nasıl yaşardınız? Ölüm demişken ille de inanç bağlamından yola çıkarak söylemiyoruz söylediklerimizi, çünkü inansın inanmasın herkes ölecek (((Ki, biz mutlak bağımsız olarak insan odaklı konuşuyoruz her daim ve sonsuza kadar böyle olacak bu. Çünkü insan olamayıpta insan kimliği dışında ki kimlikleriyle var olmaya çalışanlardan o kadar nefret etmişim ki, bu nefretimi giderebilecek hiçbir şey yok artık ve bundan böyle münhasıran insan odaklı bakıyorum her şeye. İnsan olamayanların hiçbir şey olamayacaklarına kesin olarak iman ediyorum, kimsenin de imanı bendenizi enterese etmiyor, her daim eylemlere baktım, badema da eylemlere bakacağım.))). Hülasa; bir gün bu can çıkıp gidecek. Aynı şekilde yaşamaya devam edebilir miydiniz? Edemezdiniz değil mi? Ama ne zaman öleceğinizi bilmediğiniz için nasıl yaşayacağınıza da karar veremiyorsunuz. Demek ki dünyada kalmak sizleri korkutuyor de mi? Çünkü başınıza bir şey gelipte elinizdekileri kaybedersiniz diye korkuyorsunuz, ya bir de önümde uzun bir yaşam varsa diye. Ya o garantiyi nasıl elde ediyorsunuz? Yani bir dakika sonra küp diye gidivermeyeceğinizi kim söyledi? Bir gün her bir insanteki bir yerlerden kopup, ayrılıp gidecek, bulunduğu yere veda edecek. Doğru mu? Yalanlayın o vakit. Ailenizi terk edeceksiniz, okullarınızdan mezun olup gideceksiniz, memleketinizden kopup gideceksiniz, arkadaşlarınızdan, sevdiklerinizden, sevenlerinizden ayrılacaksınız, işinizden emekli olacaksınız ve gün gelecek içinde doğduğunuz ve bir müddet yaşadığınız dünyadan el ayak çekeceksiniz. Bunlar olacak de mi? Olmayacak diyen var mı? Peki, böyle bir dünyada nasıl yaşamalısınız? Ortama mı uymalısınız? Zalimlere dalkavukluk mu etmelisiniz, düşene bir tekme de siz mi atmalısınız, kötülüklere payandalık mı etmelisiniz, mazlumları görmezden gelip sırtınız mı dönmelisiniz, düzene mi uymalısınız, hiçbir isyanınız olmamalı mı, sömürücülerin çanakçısı mı olmalısınız? Bizden diye, zalimleri alkışlamalı, mazlumları lanetlemeli misiniz? Yıkıp yeniden yapmak iradesi göstermemeli misiniz? İyi düşünün, sağlam karar verin, korkmadan doğru olanı yapmakta ısrar edin. Ayrıldığınız her yere daha önce görülmemiş, bırakılmamış ve orada yaşanılmamış güzellikler, iyilikler bırakmaya çalışın. Küçük dokunuşlarda bulunun, baki kalacak olan o dokunuşlardır işte. Böyle yapılmalı değil mi sizce de?  Yaşamış olduğunuz belli olsun ve bir anlamı bulunsun, sizden bir şeyler kalsın geriye. UNUTMAYIN! Ne milyonluk elbiseleriniz kefeniniz, ne milyonluk arabalarınız tabutunuz, ne milyonluk evleriniz mezarınız olmayacak ve ne de o karanlık kuyuda altınlarla dolu keseleriniz, paralarla dolu kasalarınız ve kallavi masalarınız sizi koruyamayacak. İnsanlığınızla gideceksiniz ve geri kalan da insanlığınızdan başka hiçbir şey olmayacak, tabi biriktirdiğiniz ve götüreceğiniz, bırakacağınız bir insanlığınız varsa. İt olmayın, insan olun. İt sizden de olsa yeter artık hoşt deyin, insan sizden olmasa da değerini bilin ve buyur edin. Çünkü yaşam sizin yaşamınızı, başkaları uğruna vazgeçmeyin. Yalanlarla yaşamınızı çaldırmayın. Gözlerinizin gördüklerine kör, kulaklarınızın duyduklarına sağır olmayın. Allah ile aldatılmayın!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#5
10-09-2020, Saat:06:08 AM
Bir ormanda bir yangın çıkabilir mi? Düşünelim de mi, çıkabilir mi? Çıkabilir de mi? Çünkü orman demek ağaç demektir, ağaç demek odun demektir, oduna ateş atarsan odun yanar, küle döner. Bir sefil bir sigara izmariti atabilir, bir it taammüden ateşe verebilir, hiç istenmedik şekilde ateş alabilir. Yani muhtelif sebeplerle meydana gelebilir böyle bir felaket de mi, bilinçli ya da bilinçsiz? Hiçbir bilgimiz olmayabilir sebebine matuf de mi? Ne yapmalıyız böyle bir durumda? Bir orman, bir yangın ve biz ve bir de olağan şüpheliler ve dahası ulaşılmak istenen hedef; sakin kafayla ve önyargısız bir şekilde irdelememiz iktiza eder de mi, sağlam kaynaklardan sahih doneler elde etmek, sağlıklı veriye ulaşmak ve doğru karara varmak için. Çünkü hem kendimiz için hem de yargısız infaz yapmamak için gereklidir bu. Hayatımı birilerinin kararlarına bırakacak kadar alık ve bön olamam herhalde, böyle olmadığım içinde suçlanamam de mi? Birilerine mi inanmalıyız, yoksa ulaşabildiğimiz yerlerden bilgi sahibi mi olmalıyız yani bu bir kişi de olabilir, herkesi dinlemekle de olabilir, ilgili haberleri takip edip üzerinde senkronize düşünerekte olabilir? Bilgi kaynakları tek değildir, eğer ki tek kanaldan bilgi alırsak tek gözle bakmış oluruz ve yanılırız, yanlış düşünürüz, yanlış karara varırız ve bunun sonucu nedir herhalde biliriz de mi? Şimdi o yangın bizim hayatımızı etkileyecek bir yangınsa, alıkça bir yaklaşım sergilemememiz icap eder de mi? Evet gözlerimizle görmedik ama olay hakkında kesin karara varmak için gözlerimizle görmüş gibi inanmamız lazım verilen bilgiye ve bunun içinde sağlam donelere sahip olmamız lazım değil mi? Zira bizim hayatımızı etkileyecek bir olay var karşımızda, rastgele hareket edemeyiz de mi? Rastgele hareket ettik diyelim, ne olur? Kendi hayatımıza kastetmiş olmaz mıyız? Peki, akıllı bir insan, kendi elleriyle kendi hayatını cehenneme atar mı? Biri çıksa ve dese ki, şu uçurumdan aşağısı gül bahçesi hadi atla dese inanır mısınız? Yani birilerinin aklıyla yahut senin bilincinde olmadığın ama gayet bilinçli olan yönlendirmelere kanar mısın? Tüm boyutlarıyla tahkik etmek zor mu herhangi bir olayı, üstelik kendi hayatımızı da ilgilendiriyorsa? Ama İbn-i Sina çok güzel demiş değil mi? ‘’Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.’’ Bendeniz hayatımı herhangi bir hayatı yaşatmak için feda edebilirim belki ama hiçbir zaman bendenizin hayrıma olmayan bir şey uğruna hayatımı karanlığın içine atamam. Onlarca gazete var de mi, onlarca televizyon var de mi, onlarca internet sitesi var de mi? Niçin hepsini kontrol etmiyoruz da tek birinden ya da birbirine benzeyenlerden öğrenmek zorunda hissediyoruz kendimizi? Öyle olunca da böyle oluyor işte; alık, bön ve sekter bir toplum oluyoruz. Karşımızdakini putlaştırıyoruz, layüsel görüyoruz ve mal gibi sürüklenip gidiyoruz. Uyandıranları da lanetleyip, tecziye edip, sürgün ediyoruz. Tüm bunlara da seyirci oluyoruz. Tanrı, aklı, size, Benim yolumda olduğunu söyleyenlere teslim edin ve onlara teslim olun diye vermedi.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#6
11-09-2020, Saat:05:31 AM
Hiç akletmiyor musunuz? Biraz akletsek, kendi kafamızla akletsek, nasıl olur? Yani birilerinin düşünmenizi istediği gibi değil de, hissettiğiniz gibi düşünün. Nasıl görüyorsanız ya da nasıl görmeniz isteniyorsa öyle görmeyin. Bi de taaa arka planına bakın. Ya da şöyle mi desek, kafanızda ki gözünüzle değil de kalbinizde ki gözünüzle bakmayı ve görmeyi mi deneseniz acaba? Sığ ve teğet geçmeyin, dip derinliklerine değin dalmaya cesaret edin. Var mı o cesaret? Bir şey anlamıyoruz demeyin, yeterki samimiyetle düşünün, siz düşündükçe aklınızı kuşatan ve gözünüzün önüne çekilen perdeler kendiliğinden yok olacaktır ve hiç ummadığınız düşünceler önünüze dökülecektir. Aldanmamak için düşünmeye cesaret edin ama kendi aklınızla!
 
Şimdi insan nedir? Tüm mevcudiyetimizle odaklanıp bakıyoruz, hissediyoruz, algılıyoruz, düşünüyoruz. İnsan diye bir varlığı görüyoruz. Yani kendisine insan deniyor. Bir yönüyle düşüncesidir değil mi insan? Çünkü düşünebildiği için diğer varlıklardan ayrılır. Sadece düşündüğü için de değil, düşüncesini pratikleştirdiği içinde. İnsan düşündüğü için konuşur değil mi? Konuşan bir varlıktır da aynı zamanda ve bu yönüyle de ayrılır diğer varlıklardan. Beyin verilmiş düşünsün diye, dil verilmiş konuşsun diye, gövde verilmiş eylesin diye değil mi? Böyle olduğunu düşünüyorum. Yani düşünüyorum işte. Demek ki düşünce diye bir şey var. Ama asıl olan münhasıran düşünmek midir? İçgüdüsel olarak hayvanlara da düşüncenin verildiğini düşünüyorum. Ya da bünyelerinde düşünmeye tekabül edecek bir yetinin mündemiç olduğunu farz ediyorum. Şimdi asıl olan düşünmek midir demiştik. Hayır değildir. O zaman dil ve gövde anlamsız olurdu. Öyleyse insan düşünüp, yorum yapmakla mükellef değil münhasıran. Hangi zaviyeden bakarsanız bakınız bu böyledir. Piyasaya bakıyoruz. Sürüyle kafa görüyoruz değil mi? Hadi biz kahir ekseriyeti diyelim, boş kafa. Düşündüklerini sanıyorlar, mütemadi yorumlar yapıyorlar değil mi? Hayır hepimiz bunu müşahede ediyoruz yani öyle değil mi? Ekranlarda boy boy sulanmış, çürümüş yahut artık asıl işlevini göremez hale gelmiş kafalar görüyoruz. Peki, o kadar konuşmalara, yorumlara rağmen ne olmaktadır hayatta? Hiçbir şey. Hayır, bugüne kadar aynı minvalde yol alındı, değişen ne?  Demek ki, mühim olan konuşmak, yorum yapmak değildir. Asıl mesele değiştirmektir. Kendini, çevreni, toplumunu, hayatı, dünyayı. Nesini mi değiştireceğiz diyorsunuz? O zaman konuşmaya gerek yok zaten. Biz konuşanları bir şey sanıyoruz, konuştuklarına da ciddi önem atfediyoruz. Niye? Çünkü biz okumadığımız için, onların konuşmalarını farklı algılıyoruz, şuna bak ya neler konuşuyor diyoruz. Oysa bir şey konuştuğu yok pezevengin. Kapitalizm, zaten bol bol üfürmek için imkân tanıyor ve onlarda bundan istifade ediyorlar, zira zaten ona çalışıyorlar. Halka da şöyle yansıtılır bu durum; baksanıza herkes istediğini söylüyor, fikrini açıkça deklare ediyor, demek ki hürriyet var. Halkta buna inanır, aldanır, doğru sanır. Aldanma, yalan. Oysa doğru değildir, bu. Nasıl mı? Çünkü kapitalizmin çarkını duraklatmayacak yöndedir düşünmeler, konuşmalar. Kapitalizmin işine geleni söyleme özgürlüğüdür özgürlük denilen şey. Ama ona dokunamazsınız. Ona gerçekten, insan gibi dokunduğunuz zaman hemen hedefe konursunuz. Ya sürgün edilirsiniz, ya zindanlara atılırsınız, ya büyük paralarla kendi dünyanıza tard edilirsiniz yahut yok edilirsiniz. Binaenaleyh piyasada ki fikir fahişelerine inanıp aldanmayın. Çıkıp diyorlar mı ki, bu düzen bozuk düzen, bu düzen insani değil, bu düzen hakça değil, yeni bir düzen kurulmalı, kapitalizmin gerçeği şudur, taktiği şudur, stratejisi şudur, işte bu düzeni ayakta tutan arka planda ki netameli gerçekler şunlardır? Hayır demiyorlar, diyemezler. O zaman bunlar kahpedir, bunlar inanılmayacak tiplerdir, bunlar kapı kullarıdırlar. Lütfen kendi kafanızla düşünmeye cüret ve cesaret edin!  Ve artık değiştirin bir şeyler, değişmesi gereken şeyleri, bir şey yapın ama öyle bir şey yapın ki artık yeni bir şey olsun yaptığınız. Mesela, şeytan sizi bir daha Allah ile aldatamasın asla.
 
Şimdi her yerden söz diye laf kalabalığı fışkırıyor mu? Kesinlikle evet. Güya söz söylediklerini sanıyorlar ama laf kalabalığı yapıyorlar pezevenkler. Bendeniz kızıyorum arkadaş. Ki, zaten kendi adıma konuşuyorum. Ama aynı zamanda düşünülsün de istiyorum. Çünkü gözümüze gösterilenin ardında çalınan şey tüm boyutlarıyla insanlığın hayatıdır; teriyle, yaşıyla, kanıyla, emeğiyle, hayalleriyle, düşleriyle, umutlarıyla, yarınlarıyla. Gizemli konuşmalar yaparak sizin gerçek mevzulara kör kalmanızı sağlıyorlar. İşte bilmem şu işin arkasında şu varmış, işte bilmem şu şuradan niçin alınmış, işte şöylemişte, bilmem böyleymişte. İşte dünyayı yönetenler, şu tezgâhı tertipleyenler Rothschilmişte, Rockefellermişte. Bana ne lan namussuz? Sen insan ol, şeytana sana bir şey yapamaz. İnsan olma, bahanelerin ardına gizlen. Bendeniz asıl sorunların konuşulmasını istiyorum arkadaş. Dünya nasıl değişecek? Mevcudun sorunları neler, gelmesi gereken nedir, gelecek olan neyi getirecektir? İnsanlık nasıl bir yol takip edecektir? İnsanlığı aldatanlar kimlerdir, nasıl aldatmaktadırlar? Sömürü gerçeği nedir her boyutuyla ve nasıl yok edilebilir? Adalet nedir, insanlık adalet için ne yapmalıdır, adalet nasıl ikame olunacaktır? Adaleti yok eden sebepler nelerdir? Yani müşahhas sorunlar ve o sorunların nasıl çözüleceği konuşulmalıdır. Daha açıkçası fikirler üzerinden müzakereler yapılmalıdır. Ki, insanlık aydınlansın, uyansın, gerçeği ve önünü görsün. Bu tür şeyler en uç noktalarda bile böyle maalesef. Günübirlik politik muhavereler, müzakereler, teatiler. Hadi lan ordan, sonra da kallavi şeyler konuşuyormuş gibi tavır takınmayın.  Bizi aldatıyorlar ve uyutuyorlar!
 
Mesela; merak ediyorum. Aydınlatılmakta isterim. Kur’an’da tespih çekin, sarık takın, cinleri şöyle kovun mu vurgulanır bitevi yoksa adalet ve ahlak mı? Yahut namaz, oruç gibi şeyler bağımsız mı vurgulanır yoksa yanlarına bir şeyler mi eklenmiş halde vurgulanır? Peygamberin kavgasında asıl zorlandığı yerler nerelerdi? Kendi cephesinde en çok mukavemet edilen yerler nerelerdi düşmanlarınca? Kardeşim bendeniz çok farklı bir dürüstlük arıyorum. Çok farklı ciddiyet ve samimiyet aradığım gibi. Sizlerin gözünüze tali konuları yaklaştırıyorlar ki sizler asıl konuları görmeyin ve tali konularda boğulun birbirinizi yiyin ve bu arada kapitalizm de sizlerin kavganızdan parsayı toplasın. Bir yer değil her yer aynı kardeşim ve her yer arka planda birbirlerinin müzahirleri. Ama sizler sahipsizsiniz. Ya niçin bir şeyh ya da âlim çıkıpta bitevi şu duayı okursan şöyle olur, şunu şu kadar söylersen böyle olur der de, niye tek bir kez bile çıkıp ahlakın nasıl olacağından, adaletin nasıl tatbik edileceğinden, Peygamberin gerçekte neyle kavgası olduğundan bahsetmez? Yahut mütemadiyen namazdan bahseden bir âlim ya da şeyh niçin adalet konusunda, haksızlıklar konusunda, gerçek ahlak konusunda çıkıp onurluca saf hakikatleri ve devasa yanlışları dile getirmez? Bahsediyorlar mı? Lütfen bana da söyler misiniz? Dinlemek isterim çünkü. Gerçeği arıyorum kardeşim gerçeği ve gerçeği insanca haykıranı.
 
Mesela din neyi emrediyor ya da neye önem veriyor yahut bitevi tekrar ettiği nedir? Uzatmayacam, hülasa yapacam. Din zalime ve zulme başkaldırmayı, ona karşı hakkı haykırmayı emrediyor değil mi? Bunu gerek Kur’an’dan, gerek Hz. Muhammed’in hayatından, gerekse Dört Halife’nin yaşamlarından mülhem söylüyorum.  Sömürüye son vermeyi, mazlumun yanında durmayı söyler değil mi? Emeğe değer verir. Faşizmin her nev’ine karşı çıkar. Herkesi eşit kabul eder. Kadın erkek ayırmaz. İkisine de aynı görevleri yükler. Kibri ve üstünlüğü reddeder ve Allah’a savaş açılmış gibi görür bu tür şeylere tevessül etmeyi değil mi? ilme sonsuz kıymet verir ve yönlendirme yapar. Aklı kullanmayı ister. Tabiatı temaşa etmemizi ister, bir nevi bilme yönlendirme yapar değil mi? Adil şahitler olmayı emreder. Hürriyete sonsuz önem verir mesela. Allah ahlakı ile ahlaklanmayı ister. Din ne diyor, ne demek istiyor, dinin yönü neresidir? Biz dini mi yaşıyoruz ya da yaşadığımız şey nedir? Hiçbir olguyla aldatılmak istemiyorum. Bir şeyin gerçeğinin gizlenmesinden ve gizleyenlerden tiksiniyorum. Ben her şeyin gerçeğini arıyorum ve istiyorum kardeşim. Kendi basit aklımca da düşünmeye çalışıyorum.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#7
12-09-2020, Saat:06:36 AM
Gözümün önünde zalimlerin (((politikacısı, sanatçısı, sporcusu, şarkıcısı, artisti ve daha nicesi))) şenlik yapmaları ve insanlığın acımasızca bir yaşamın pençesinde kıvranması kanıma dokunuyor arkadaş. Düşünsenize eviniz var, bir zalim gelip evinize çöküyor ve sizi dışarı atıyor, kendisi sizin olan eve giriyor ve o, sizin evinizde gönlünce yaşarken, siz dışarda acı içinde kıvranıyorsunuz. Evinize ait her şeyi onlar tayin ediyorlar. Evinizin tüm odalarına çöreklenmişler, çökmüşler ve kaldırmanız artık kabil değil, çünkü güç aracı gibisinden şeylerde (((silahı, kanunu, yasası ve nicesi))) onların emrinde. Zaten artık bir evinizde yok, münhasıran toprakta çalışıp üretecek ve ürettiklerinizi efendilerin sofrasına sunacak bir öküz konumundasınız. Yaşamak gibi bir hakkınız yok, payınıza çalışmak düşürülmüş eşşek gibi. Ne düşünüyorsunuz? Emeğinize çökmüşler, ekmeğimize el koymuşlar. Ya bana bir cevabınız olmalı ya da susup oturacaksınız. Buna hiçbir cevabınız yok mu efendiler? Buna bir çözüm öneriniz yok mu? Siz niye varsınız, niye yaşıyorsunuz o zaman? Bostan korkuluğu musunuz? Din niye var o zaman? Bana masal anlatmayın. Bana dini anlatın. Yahut bana düşünceniz her ne ise onu anlatın. Çünkü masallarınızdan, mavallarınızdan, martavallarınızdan bıktım, tiksiniyorum. Bana bir kahpe müzahir olacak, halka ait olanı ona ve evlad-ı iyaline peşkeş çekecem. Var mı lan böyle bir adalet? Nerede hak, nerede hukuk? Sanki vatan babalarından kendilerine tevarüs etmiş bir çiftlik, kendileri de çiftliğin ağaları, halkta maraba. Her şey ağaların iki dudağı arasında olup bitiyor, kendileri keyif yapıyor, çevreleri bal tutup parmaklarını yalıyor, halkta yalanıyor. Kardeşim inandığınız gibi yaşamadığınız düşüncenize kimseyi inandıramazsınız (((ister din, ister ideoloji ne fark eder?))). Herkes kendi aralarında kendi çıkarları için dövüşüyorlar. Bizi düşünen kim? Biz kimiz ki öyle de mi?
 
Abicim şimdi herkesin elinde ya da kafasında bir şeyleri var mı? Var de mi? Var yani, gözümüz görüyor. Birilerinin elinde serveti (((nasıl kazanıldığı, nereden kazanıldığı, haram mı helal mi olduğu, hangi aracılar aracılığıyla kazanıldığı, hangi güçler kullanılarak kazanıldığı, servet olgusunun gerçek mahiyetinin ne olduğu ayrı bir mevzu))) var de mi, birilerinin kafasında da düşünceleri var de mi? Gelelim sadede, öyleyse; servet sahibi servetini nasıl gönlünce kullanıyorsa, düşünce sahibi de düşüncesini gönlünce kullanır, kullanmalıdır değil mi? Ama öyle olmuyor işte velakin olmalıdır. Servet sahibi kompradorlar servetleri vasıtasıyla dildiklerince dem sürüyorlar, gönüllerince yaşıyorlar, kimse bir şey demiyor, kimse karışmıyor hatta herkes onlara özeniyor ama iş düşünceye gelince herkese bir haller oluyor. Ulan pezevenk, madem öyle, niye böyle? O istediği gibi kullanıyor da, diğeri niçin kullanamıyor? Diğeri de kullanmalıdır, kullanabilmelidir. Neyden korkulmaktadır? İnsanca ve namusluca kullanılıyorsa kime ne zararı vardır? Elbette bunları laf olsun kabilinden soruyoruz, zira korkuluyor ki zihne hapsedilmek isteniyor düşünceler. Her türlü pezevenge hürriyet ama düşünceye zindanlar. Tükürürüm böylesi melanete. Ama hapsetmeyeceğim kardeşim. Beynimde dursun diye düşünmüyorum, paylaşmak için düşünüyorum, bir önemi vardır yoktur bilmem, bir şey ifade eder etmez bilemem, etkisi olur olmaz bilemem. Ama paylaşmadan duramam, durmayacağım. Ne yapacaksınız?  Yargılayacak mısınız? Hangi yasayla, kanunla, hukukla? Diyelim ki yargıladınız, hangi yasa, kanun, hukuk bendenizi haksız sizi haklı çıkarır? Bendeniz her daim haklı olurum, sizse haksız ama güç sizde olduğu için haklı siz haksız bendeniz olurum. Ya vicdanın anayasası ne olacak şerefsiz köpekler? Bendeniz sizlere boyun eğmeyeceğim, çünkü babalarınızın çiftliklerin de yaşamıyorum, eğer ki burası bizim babalarımızın çiftliği diyorsanız da, bendeniz de derim ki; öyleyse bendeniz de vatan hainiyim derim lan o kirli ve mikrop suratlarınıza haykırarak.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#8
13-09-2020, Saat:07:52 AM
Tanrı; doğru ol, dürüst ol, hakikati söyle, haksızlık karşısında dilsiz şeytan olma, zalimlere hakkı haykır, adil şahit ol diyor, tüm zalimlere başkaldır diyor lan. Başkaldırıyorum işte. Ne olacak? Öldürecek misiniz beni? Kimin toprağına kimi gömeceksiniz şerefsizler? Düşünmek suç mu? Düşünceni izhar etmek suç mu? Sormak, sorgulamak, şüphe etmek, gerçeği aramak suç mu? O zaman niçin buradayım ben? Kimin kölesiyim ben? Düşüncene bağlı olmak suç mu? Siz bağlı değilsiniz diye başkaları da bağlı kalmayacak mı? Siz düşünmüyorsunuz diye başkalarına da suç mu olacak düşünmek? Birazcık insanlık be! Ne yani memnun olmak zorunda mıyım alçak ve aşağılık kapitalizmden ve sömürgenlerden? Onların lehine mi konuşmak zorundayım? Mutlu olmak zorunda mıyım zorla? Hangi mutluluk? Ezilenlerin ezilmelerine göz yummak zorunda mıyım? Kim diyor bunu? Zalimleri sorgulamak ne zamandan beridir yasaktır? Sürekli sorun üreten kapitalist düzenleri sorgulamak ve karşı öneri sunmak yasak mıdır, suç mudur? Gerçeği aramak suç mudur? Tüm bunlar suçsa, işte o suçu da işliyorum ve haykırıyorum; suçluyum o zaman. Hangi yasa beni suçlu görecek ve bulacak, hangi cezayı kesecek bana? O zaman hangi adalet? Hangi yönden bakılırsa bakılsın zerresini işlemiyorum kötülüğün. Münhasıran insanca yaşamaya çalışıyorum ve düşüncelerimi paylaşıyorum. Kime ne? Kim ne diyebilir? Diyebilecek kimdir?
 
Bakınız efendiler! Artık bizlere din, milliyet, şahsiyet vb. olguları satmaktan vazgeçin. Bunların karın doyurmadığını sizlerde çok iyi biliyorsunuz. Hamasi nutuklar irad edip duygularımızı kabartmaya yeltenmeyin artık, olmuyor, gitmiyor, yenmiyor çünkü. Bir olguyu sahiplenip başkalarına karşı kullanıyorsunuz, kullanırken de bizleri aracı kılıp bizim üzerimizden hegemonyanızı pekiştiriyorsunuz. Hiçbir tarafınızı ayırmıyorum her tarafa konuşuyorum ve sorularımı da he tarafa tevcih ediyorum. Yalan söylemekten geri durun. Hepiniz yalancısınız. Bizim için yaptığınız hiçbir şey yok. Yemin ediyorum yok. Laf olsun diye söylemiyorum, iddiamı çürütebilirsiniz. Sizlerin bizimle zerre miskal alakanız bulunmamaktadır. Sizler geçmişsiniz kaynağın başına ve öylece çökmüşsünüz, dilediğinize dilediğiniz kadar akıtıyorsunuz. Birileri işinize gelen bir şey mi yaptı, ona her şeyi sunuyorsunuz ta ki benim ve benim gibilerin hakkını dahi. Birileri köşelerinden köpek gibi havlamayı kabul ediyor mu, ona basıyorsunuz parayı, her türlü nimetleri emrine sunuyorsunuz. Benim hakkımla başkalarını doyuruyorsunuz, şatafat içerisinde yaşatıyorsunuz, üstelikte bana posta koymasına yol veriyorsunuz. Yaptıklarınızla biriniz gidiyor diğeriniz geliyor ama devran değişmiyor. Birileri ülkenin herkese ait olan toprağının istediği köşesinde istediği gibi atını oynatıyor ama eyvallah ediyorsunuz. Kimin olanı kime peşkeş çekiyorsunuz ve bunu yaparken hiç mi utanmıyorsunuz?  Din, milliyet, belirli şahsiyetler, olgular karın doyurmuyor. Bizler bu olguların olaylarını istiyoruz. Nasıl olaylaştırdığınızı görmek istiyoruz. Bugüne kadar gördüklerimizi elimizin tersiyle itiyoruz. Çünkü bugüne kadar bu olgularla hep aldatıldık, avutulduk, uyutulduk. Artık böyle olmasın istiyoruz. Canımızı sıkmayın diye uyarıyoruz. Vallahi ikrah geldi gayrı. İnsanca davranın, insanca hareket edin, yoksa hayvani yönümüzle karşılaşmanız öngörülemeyecek bir şey değildir. Lütfen diyoruz lütfen… Kendi aklına düşünmeye cesaret et ey insançocuğu!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#9
14-09-2020, Saat:07:33 AM
Bakınız efendiler anlamıyorsunuz! İçi boş önerilerde, tavsiyelerde bulunuyorsunuz. Bizim kuru gürültülere değil, gerçekçi eylemlere ihtiyacımız var. Ciddiyetsizsiniz, samimiyetsizsiniz, tutarsızsınız, riyakârsınız, sahtekârsınız. Biz beynimize yöneltmiş nutuklara değil önümüze konulmuş ekmeğe inanırız. Bize yapma dediklerinizi yapıyorsanız ve yine utanmadan karşımıza çıkıp aynı şeyi tekrar ediyorsanız kirli suratlarınıza tükürmekten başka seçeneğimiz yoktur. Çünkü insanlığı ve insanlık ailesinin büyük parçası olan ezilen emekçileri söylemler değil eylemler kurtaracak. Çünkü sorunları çözüme kavuşturacak olan şey boş laflar değildir, dolu eylemlerdir. Söylemem gerekenleri söylediğim zaman emin olun altından kalkamazsınız, kalkacak haliniz olmaz, çünkü söyleyeceklerimin her bir harfi hakikatten bir cüz olacaktır. Öyle toplumdaki kahir ekseriyete yedirdiğiniz palavralara benzemez söyleyeceklerim. Öyle parayla konuşturduğunuz ve dillerine pelesenk ettikleri aynı şeyleri papağan gibi tekrar edip duranların ve temcit pilavı gibi getirip önümüze koyanların söylediği şeyler olmaz söyleyeceklerimiz. Öyleyse söyletmeyin beni. Bir şeyler söylüyorsunuz ama ne söylediğinizi kendinizde bilmiyorsunuz. Çünkü meseleyi anlamaktan yoksunsunuz. Ki, sizler içi boş odun kütüklerisiniz, kafanız da boş bir tenekedir. Çok ses çıkarıyorsunuz ama hiçbir şey söylemiyorsunuz. Çok konuşuyorsunuz ama yaptığınız hiçbir şey yok. Kutsal olgularla kolayca kanan saf ve cahil insanları bulmuşusunuz kandırdıkça kandırıyor, yuttukça yutuyorsunuz. Çabuk parlıyorsunuz ama çabuk sönüyorsunuz ve ısıtmıyorsunuz. Bizleri kandırmaya, avutmaya, uyutmaya çalışıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Gelmeden gelmezseniz gelmek zorunda kaldığınızda gelmenizin hiçbir anlamı olmayacaktır bilmiyorsunuz. Bakınız her şeyi inhisarınıza geçirmişsiniz ama şunu yapın, bunu yapın, şöyle yapın, böyle yapın demekten de geri durmuyorsunuz. Tüm arazilerin sahibi olmuşsunuz, dilediğiniz kadar beton bina yapıp dilediğiniz ücrete satıyorsunuz. Yaşam alanlarını bile zehirliyorsunuz. Herkese ait olan topraktan dilediğiniz kadarını kendinize ayırıp bağla, bahçeyle donatıyorsunuz. Oysa beri tarafta insanların oturacakları evleri, çalışacakları tarlaları, kazandıracak dükkânları, ısınacak ateşleri, yiyecek ekmekleri yok hatta handiyse soluyacak havaları bile kalmamış. Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Sizler neyden bahsediyorsunuz? Her şeyi ellerinize almışsınız dilediğiniz gibi kullanıp, dilediğinize peşkeş çekiyorsunuz. Kimin mülkünü kime peşkeş çekiyorsunuz? Bir biriniz gelip dilediğince dem sürüp gidiyor, bir biriniz gelip dilediğince dem sürüp gidiyor. Böylece mülk kendi aranızda dönüp duran bir devlet ve sömürücü aracı oluyor. Buna bir ömür eyvallah edip, sessiz mi kalınacağını sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Peki, halk nolacak? Av halka yasak size serbest, gönlünce eğlenmek halka yasak, dilediğince gezip tozmak size serbest, bağlara bahçelere girmek halka yasak, bağ bahçe kurmak sizin hakkınız. Nasıl oluyor tüm bunlar, herkese ait olan halk toprağının üzerinde? Bir ormanda bile özgürce dolaşmak, serinlemek yasak halka ama ormanları yağmalamak sizlerin hakkınız. Her yeri çitlemişsiniz ve çitlediğiniz yerleri korumak için yasalar çıkarmışsınız. Paylarına ne düşmektedir ki, düşen payları ile özgürce yaşasınlar ezilenler, emekçiler? Ne iş var ne de nimet? İşte, nimette size düşüyor. Dünyada boş yer mi bıraktınız ki insanlar yaşam alanları bulabilsinler kendilerine? Her şeyi sahiplenmişsiniz, sahiplendiklerinizi korumaları için silahlı güçler oluşturmuş, kale gibi aşılmaz yasalar çıkarmışsınız. Kime sordunuz kanunları çıkarırken? Benim adıma yasa, kanun çıkarıyorsunuz ama bana fikrimi sormuyorsunuz. Nasıl oluyor da benim için oluyor bu? Fikir aldınız mı yasalarınızı üzerlerinde tatbik edeceğiniz insanlardan? Biz bir şeylerin geleceğe bırakılmasını istemiyoruz hemen bugün istiyoruz. Bugün aldıklarımızın üzerinde geleceğimizi kendi özgür irademizle ve yaptığımız seçimlerle kendimiz kurmak istiyoruz. Biz hemen bugün bize bırakılmış olan ve kendi ellerimizle ürettiğimiz her şeyden payımızı almak ve insanca yaşamak istiyoruz. Bizler artık sahibi olacağımız ve kendimizin de kullanacağımız şeyler yapmak istiyoruz. Biz sefaleti yaşarken yaptıklarımız üzerinde birilerinin keyif sürmelerini içimize sindiremiyoruz. Yeryüzünde ne varsa herkese eşit olarak verildi ve herkes adilce bölüşsün diye verildi. Münhasıran sizlere verilmedi ve sizlerin hakkınız olduğu söylenmedi en güzel yaşamların. Çoğunluktan alınıp azınlığa teslim edilmiş olanları geri istiyoruz. Ezilenlerden, emekçilerden gasp edilen her şey sahibine iade edilsin ve herkese ait olan yine herkese ait olsun istiyoruz. Bakınız hakkımız olmayana göz dikmiyoruz, hakkımız olanı istiyoruz ama ne bir gram eksik ne bir gram fazla, hakkımız neyse o kadar. Kazanacağız ve alacağız!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
Profesör
*
5,077
mesajlar
2,271
konular
1,334
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#10
15-09-2020, Saat:06:23 AM
Düşünelim lütfen! Ama öznel dünyamızda nasıl düşünüyorsak o düşünce tarzımızı bir kenara koyarak, nesnel temellerde ve bağımsız olarak, önyargının ve koşulların gücüne teslim olmayı reddederek düşünelim. Geçelim! Bir olay var farz edelim ki ve bu olayın iki tarafı var. Belki daha fazla tarafları olan olaylarda olur ama kahir ekseriyetle olaylar iki taraflıdır. Gündelik hayatın gerçeğidir bu. İki tarafında iddiaları olur. Handiyse hayatın bütünü böyle bir şeydir. Kime inanmalıyız? Birine illa ki inanacağız, inanırız değil mi ya da arafta kalırız ve hislerimize göre hareket ederiz ama hislerimizde bile adaletten şaşmamalıyız, ya işte nolacak şöyle hissedivereyim ve yine özünde istediğim gibi inanayım olmaz? Böyledir yani. Çünkü hayatta ki tercihlerimizin yönünü bile tayin eden şey budur haddizatında birazda. Zira olaylarda haklı tarafın yanında oluruz, olmalıyız yani, erdemli olmanın muktezasıdır bu. Bilakis hak, hukuk, adalet diye bir gerçeklik vardır ve tehlikeli bir alandır orası. Elbette insanlığımız ölçüsünde riayet ederiz böylesi şeylere. Evet, önümüze iki veri konuyor ve bizim birine inanmamız isteniyor değil mi? Ve her tarafta kendisine inanmamızı bekler, umar, öyle ister. Hiçbirine de inanmayabiliriz ama illaki inanırız yani, o zaman hangisine inanmalıyız? Elbette iddialara matuf beyyineleri de görmeliyiz önce değil mi? Mesela; herhangi bir şey için herkese tevcih ettiğimiz yapmayın, etmeyin gibi şeyleri kendimiz yapar edersek söylemimizin ne anlamı kalır, bu bizi riyakâr ve sahtekâr yapmaz mı? Mantık bunu emreder yani, dürüstlükte bu yolu gösterir. Çünkü ispatsız iddia boştur. Ayrıca niye bile isteye yanlış olana inanmayı tercih edelim ki? İsterse iddiası boş ve çürük olan benimle aynı düşüncede olan olsun bir şey farketmez. Benimle aynı düşünüyor diye kof iddialar ortaya atana inanamam, yapamam yani bunu, çünkü insanım ve namuslu olmak diye bir şey var. Bunu isterse çok kallavi konumda olan biri yapsın ne farkeder? Eğer bir iddia ortaya atıyorsan, iddiana matuf beyyinelerin olmalı ve o beyyineler muhkem, sarsılmaz olmalı ve karşı iddiaları da çürütmelidir. Öyle ben söylüyorum, söyledim sende inanacaksın yok. Bendeniz o değilim en azından. Öyle durumlarda kardeş mardeş tanımam, takmam, bendeniz kardeşe değil insan olana bakarım. Önüme deliller koyun ve bendenizi ıskat edin. Çünkü bendeniz hiçbir zaman, hiçbir şekilde, hiçbir şartta ve koşulda tek taraflı bakmam, bakamam, bakarsam kendime ihanet etmiş olurum, şerefimi yere düşürmüş olurum. Ortada bir olay varsa, tüm boyutlarıyla ve her boyutun teferruatlarıyla olayı dip derinliğine değin tetkik, tahkik, tahlil ederim, fasılasız sorular sorar, mütemadi sorgulama yaparım. Çünkü kolay inanan birisi değilim. Tabiatım bu değiştiremem ki. Zira ortada duran hayat bendenizin hayatımdır ve hayatımı öyle kuru gürültülere feda edemem. Zaten her birimiz hayatımız için dövüşmüyor muyuz? Öyleyse? Eğer haklıysan, bendenize gelip haklı benim deme bebeğim, haklıysan haklı olduğunu ispat et, beyyinelerini koy önüme. Bendeniz septik hem de amansız septik bir insanım, öyle kolay kolay inanmam. Ki, niye inanayım ki hemi? Her boyuttan bakarım, sorular sorarım, cevaplar alırım, sorgulamalar yaparım, yeniden sorular sorarım ve yine sorgulamalar yaparım, her detayı göz önünde bulundururum, olaya yönelik tüm yazılıp çizilenleri çözümlerim. Çünkü inanacağım! Öyle benim din kardeşimdir, ırk kardeşimdir, böyle ucuzluklara yeltenemem ve adaleti çiğneyemem. İnanmak öyle basit bir şey değildir, arkasından o inançtan tevlit olacak eylemler tezahür edecektir, o inanmaya göre tercihler belirlenecektir, hayata matuf seçimler yapılacaktır, hülasa; bir kader çizilecektir. İşte buna göre düşünmek icap etmektedir. Öyle bana inan demekle inanmak olmuyor bebeğim! Konumuna güveniyorsan, o konumuna…
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi