Hz. Eyyup (a.s) Hz. İbrahim(a.s.) soyundan gelen bir peygamberdir. Şam’da yaşıyordu, zengindi, evliydi ve 13 tane erkek evladı vardı. İnsanların en sabırlısı, halim ve selimi idi. Şam’da kıtlık ve kuraklık meydana gelir. Şam’da yaşamak zorlaşır. Mısır kralı Firavun Hz. Eyyup (A.S) ve ona tabi olanları Mısır’a davet eder. “Bize gel bizim yanımızda senin için bolluk ve genişlik var der.” Hz. Eyyup (a.s.) Rabbinden izin almadan malı, mülkü, hayvanları, eşi ve çocukları ile Mısır’a gider.
Bu hareketinden dolayı Allah (cc) vah yeder. “Ve iptilaya hazırlan” Bunun üzerine Cenab-ı Hakkın belalar gelecek hitabına mazhar olan Hz. Eyyup (a.s.)’ın önce evi başına yıkılır. Bütün çocukları ölür. Malı, mülkü ve hayvanları yok olur. Kendisi de şiddetli bir hastalığa yakalanır. Önce Çiçek hastalığına ardından Cüzzam’a yakalanır. Vücudu yara bere içinde kalır. Yaralarından kurtlar çıkar. Herkes sırt çevirir. Yaptığı iyilikler unutulur. Eski dostları sürükleyerek bir çöplüğe getirirler. Üzerine bir gölgelik yaparlar ve orada yaşamaya başlar.
Hanımı Leyye hatun arasıra ihtiyaçları için yanına gelir. Hastalığı 18 yıl sürer. Bir gün yolda yürürken biriyle karşılaşır eşimi iyileştirebilir misin? diye sorar. (O kişi aslında şeytanmış) İyileştiririm ama bana secde edip sen bize şifa verdin dersen olur demiş. Eşi Hz. Eyyup (a.s.)’ma bu kişiyi anlatır. Hz. Eyyup (a.s.) Bu kişinin şeytan olduğunu anlamadın mı? Diye sorar. Ona nasıl inanırsın der. Şifayı ancak Allah (cc) verir. Bir gün iyileşirsem sana yüz sopa vuracağım der. Ve yanından uzaklaştırır.
“Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfâtını düşünerek, kemâl-i sabırla tahammül edip kalmış. Sonra, yaralarından tevellüt eden kurtlar kalbine ve diline iliştiği zaman, zikir ve marifet-i İlâhiyenin mahalleri olan kalb ve lisanına iliştikleri için, o vazife-i ubudiyete halel gelir düşüncesiyle, kendi istirahati için değil, belki ubudiyet-i İlâhiye için demiş: "Yâ Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor." [1]Ve secdeye kapanmış ve şu meşhur duayı etmiş. “ Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.”[2]Eğer kabul etmezsen başımı secdeden kaldırmayacağım der. “Cenâb-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münâcâtı gayet harika bir surette kabul etmiş, kemâl-i âfiyetini ihsan edip envâ-ı merhametine mazhar eylemiş.”[3]
Allah (cc) başını kaldır. Senin duanı kabul ettim buyurur. Ayağını yere vur der. Çıkan sudan içmesini ve yıkanmasını ister. Eyyup (a.s.) suyu içip yıkanınca şifa bulur. Gençliği ve güzelliği kendisine geri verilir. Eşi onu aradı buldu ama tanıyamadı. Cenab-ı Hak bir melek gönderir sabrından dolayı Allah (cc) sana selam eder der. Ve Harman yerine gitmesini söyler. Gökyüzüne kızıl bir bulut belirir ve altından çekirgeler yağmaya başlar.[4]Eline bir demet sap al ve onunla zevcene vur yemininde durmamazlık etme der. Hz. Eyyup (a.s.) 70 yıl daha yaşar. Karısı da gençleştirilir tekrar çocukları olur ve mutlu bir hayat yaşarlar.
Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm, münâcâtında, istirahat-i nefis için dua etmemiş. Belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mâni olduğu zaman, ubudiyet için şifa talep eylemiş. Biz, o münâcatla birinci maksadımız, günahlardan gelen mânevî, ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz.
Hz Eyyup (a.s.) hastalığından dolayı hiç şikayetçi olmamış. Devamlı sabır göstermiş. Hatta yaslandığı kaya sabır testinden geçememiş ve çatlamış.
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...