Allah'a yapılan şikâyetler ise sabırsızlık
demek değildir.
Hz. Eyub[asl Cenab-ı Hakk'a, "Gerçekten şeytan bana yorgunluk ve ızdırap dokundurdu." diye nida etmişti. Ve Cenab-ı Hak da ona: "Ben onu (Eyyub'u) sabreden ne güzel bir kul olarak buldum. O işlerinde daima Allah'a yönelirdi." (Sad, 30-41)
buyurdu ve onu medheyledi.
Şeyh hazretleri Futuhat'ında şöyle buyurdu:
Senin hazzından kalbim dayanmaz oldu
Ey Rabbim ne istersen onu bana bildir
Hz. Şeyh Futuhat'ında 5. bâbda şöyle buyuruyor:
"Âmm'ın anladığı şekliyle sabır, bir kimsenin kendisine gelen ilâhî kahra mukavemet etmesidir. Allah'a
karşı edepsizlik vardır. Zira Allah u Teâlâ'nın bir kuluna belâ vermesinin sebebi, o kulun kendisine tevazu
ve niyazda bulunması içindir. Ve aynı zamanda verilen belânın yine Allah u Teâlâ tarafından kaldırılmasını
istemek yönünde dua etmeleri içindir. Zira büyük veliler, nefislerini Allah'a şikayet hususunda
engellemezler. Yalnız ve yalnız halka şikayet etmekten menederler. Büyük insanların anlayışı ve mezhebi
budur, bunu gerektirir."
Şeyh Beyazıd hazretleri:
"Birgün Beyazıd hazretleri ağladı. Müridleri ona niçin ağladığını sordular. O da cevaben, açlıktan
ağladığını söyledi. Bunun üzerine, sizin gibi kimse açlıktan ağlar mı hiç? dediler. Beyazıd hazretleri şöyle
buyurdu: Hakk'ın bana açlık murad etmesinden maksat benim ağlamamdır."
Mevlânâ hazretleri bu mânâya muvafık olarak şöyle buyurdu: ":
"Ashabtan birisi Allah'a dua ederek, 'Ey
Rabbim ben ahiret azabından çok korkuyorum. Bana tek bu dünyada belâ ver de, ahiretteki azabımı
hafiflet" dedi. Bunu derdemez hastalandı. Resûlullah efendimiz(sav) onu ziyarete geldi. Ve dedi ki, sen ne
yaptın ki sana böyle belâ isabet etti? Sahabi şöyle cevapladı: Ya Resûlullah Allah'a dua ettim ki bu
dünyada beni belayla cezalandırsın ama ahirette ceza ve azap çektirmesin. Bunun üzerine Resûlullah
efendimiz (sav) zâtı irşâd ederek şöyle buyurdu: "Bu şekil dua eyleme. Zira bu şekil dua eylemek
küstahlıktır. Sen şöyle şöyle... dua et."
Hz. Pîr Mesnevî'sinde bu mânâya muvafık olarak şöyle buyurdu:
Peygamber o hastaya dedi ki:
"Sen şunu söyle: Allahım sen bize güçlükleri kolaylaştır.
Dünya yurdunda da bize iyilik ver, âhiret yurdunda da.
Yolumuzu gül bahçesi gibi lâtif bir hâle getir.
Ey yüce Allahım, konağımız zaten sensin"
Bu mertebede sâlike lazım olan şey, şayet kendisine bir belâ isabet ederse, o belâyı def etmesi
hususunda rıza-yı Hakk'a sığınmasıdır. Şayet belânın defi için susmak lazımsa susar. Yok şikâyet etmek
gerekirse şikâyetini bizzat Allah'a iletir. Allah'ın belâ verdiği kimseden sabrına göre razı olup olmadığının
alâmeti ise şudur: Şayet Allah u Teâlâ ondan razı olmuşsa, o kimseye belâya karşı gösterdiği sabırdan
dolayı rahmanî bir neş'e ve sürür gelir. Hevâ ve hevesten zail olur. Allah olan imanı daha bir kuvvet bulur.
Kalbi genişler. Eğer bunun aksi olmuşsa, alâmetleri şudur: Belâya uğrayan kimse derdinden dolayı önüne
gelen herkese şikayette bulunur, itikâdî sarsıntılar geçirir, isyankâr bir hâl alır.
Nitekim Hz. Eyyub(as) başına gelen belâlar hususunda epeyi bir müddet Allah'a sabretmiştir. Allah
ehlinin indinde sabrın üç derecesi vardır.
Nitekim Menâzil-i Sairin adlı eserde Şeyhû'l-İslâm şöyle
buyuruyor:
Sabrın üç derecesi vardır. Birinci derecesi, belâya sabretmektir. Ve gösterilen bu sabrın hüsnü
niyetle lezzetini anlamak ve mülahaza etmektir. Belânın bitmesini sabırla beklemektir. Sabrederek belânın
defedilmesini beklemek ibadettir, ikinci derece ise, nefsi ma'siyetten (Allah'a isyandan) uzak tutmaktır.
Allah'tan haya ederek ma'siyyetten kaçınmak en güzel ve hayırlı sabırlardandır.
Lokman dedi ki: "Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar
rızıklandım ki utancımdan âdeta iki kat olmuşumdur.
Elinle sunduğun birşeye, ey marifet sahibi,
bu acıdır demeye utandım.
Çünkü vücudumun bütün parçaları
senin nimetinden meydana geldi.
Ben senin tanene, tuzağına gark olmuştum.
Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryad edersem,
vücudumun bütün parçaları hâk ile yeksan olsun!
Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı?"
Üçüncü derece, ibadetleri istikrarlı ve devamlı olmak üzere yapmak hususunda gösterilen sabırdır.
İlmiyle ibadet ve taâti güzelleştirmektir. Âyet-i kerimede Allah u Teâlâ: "Ey iman edenler size isabet eden
belâlara sabrediniz" buyuruyor.
Ey aşağılık dünyaya bile sabredemeyen!
Bu yeryüzünü güzel bir tarzda döşeyen
Allah'a nasıl sabredebiliyorsun?
Ey naz ve nimete bile sabredemeyen!
Kerîm Allah'a nasıl sabredebiliyorsun?
Ey temize, pise bile sabırsız!
Yaradanına nasıl sabredebiliyorsun?