gibi parlardı. Tatlı dilli ve güler yüzlü olup herkesi istikamete zorlardı.
Zahiren halk ile, bâtınen Hak ile idi. Buharaya bir fersah mesafede Kasrı
Arifan'da Sülalei Tahireden Ecdâdı İmamı Caferi Sadık'a ve oradan Hazreti
Ali ve Hazreti Fatıma validemize varan sâlih bir babadan ve saliha bir
anadan dogmuşlardır. Henüz ana rahminde iken birer kokusu duyulmuş ve bu
durum manevi babası olan Muhammed Baba Semâsi tarafından ifade edilmişti.
Daha çocuk yaşlarda iken büyüklüg üne dalâlet eden alametler görülmekte idi.
Yaşı ile mütenasip olmayan idrak, dirayet, nuru hidayet kendisinde müşahade
ediliyordu.
Şâhı Nakşibendi Hazretleri, kendisine kadar "Hacegân Yolu" olarak anılan
tarîkatı, "Nakşibendi" yapan kolbaşı, veliler serdârı bir uludur. Adı
Muhammed Bahâüddîn b. Muhammed, nisbesi "elBuhârî"dir. Buhara yakınındaki
Kasrı Arifân'dandır. Buranın eski adı Kasr,ı Hinduvan iken, kendilerine
nisbetle "Arifler Köşkü" anlamına gelen Kasrı Arifan denildi. İsminin
başındaki Şah kelimesi de "Gönül Sultanı" anlamında bir saygı ifadesidir.
Şahı Nakşibendi Kuddise sirruhu 718 Muharreminde (1318 Nisanında) dünyaya
gelmiş, İslâm âlimlerinin en meşhurlarından olup tasavvufda en yüksek
derecelere ulaşmıştır. Asrında ve kendinden sonraki asırlarda onun sebebiyle
pekçok insan, hidayete, dog ru yola kavuşmuştur.
Bahâeddîni Buharînin ilk hocası, daha do ar do maz kendisini manevi evlatlı
a kabul eden ve hakkında çok müjdeler veren Hâce Muhammed Baba Semasi
Kuddise sirruhudur. Önce ondan istifade etti. Sonra bu hocası onun
yetiştirilmesini en kâmil talebelerinden Emir Külâl Kuddise sirruhuya havâle
etti. Seyyid Emir Külâl Kuddise sirruhu Şahı Nakşibendi Hazretlerinin
yetişmesi için titizlikle meşgul olup, onu tasavvuufda yüksek derecelere
ulaştırdı. Hatta bir gün Ona dediki:
"Şeyhim Muhammed Baba Semmâsi Kuddise sirruhunun senin yetişmen konusundaki
emirlerini yerine getirdim. Şu anda hem hâl bakımından, hem de "kâl"
bakımından yüksek derecelere eriştiniz. Sadrımda ne varsa sana aktardım.
Fakat senin himmet kuşun beni geçti, daha yükseklerde uçuyor. Artık kemâl
semasında diledi iniz gibi uçmaya tarafımdan mezunsunuz, diyerek icazet
verdi. Suhâr'da bir mescid inşaası sırasında beş yüz müridin huzurunda
gerçekleşen bu icazetten sonra Şahı Nakşibendi oradan ayrıldı. Bu izinden
sonra zamanın büyük şeyhi ve alimlerinden olan Mevlâna Arif Kuddise
sirruhunun hizmet ve sohbetlerine yedi sene devam ettiler. Daha sonra yine
ululardan Hâce Halil Ata Kuddise sirruhunun hizmetinde ve sohbetlerinde
oniki sene bulundu. Nice arif sırlarına vakıf oldu.
Şahı Nakşibendi Kuddise sirruhu çok mütevazi bir hayat yaşardı. Haramlardan
titizlikle sakınır, ruhsat yolundan çok, azimet yolunu tercih ederdi.
Misafirlerine ikramdan hoşlanır, hediyeye, hediye ile mukabele etmeye
çalışırdı. Mahlukatın tümüne şefkat nazarıyla bakardı. Tasavvufdaki ilk
hallerini şöyle anlatmıştır:
Tasavvuf hallerinden cezbe hâli çog alıp kararsız düştü üm günlerde,
geceleri ay ışı ında kabristanda dolaşırdım. Bir gece devamlı ziyaret
edilmekte olan üç büyük zâtın mezarını gördüm. Her birinin kabrinde yanmakta
olan birer kandil vardı. Kandillerin yag ı ve fitilleri oldug u hâlde çok
sönük yanıyorlardı. Fitillerini hareket ettirmek lazımdı ki, parlak yanıp
çok ışık versinler. O kandilleri öylece bırakıp, Hâce Muhammed Vasî Kuddise
sirruhunun kabri başına gittim. Orada Ahmed Eckarnevi Kuddise sirruhunun
kabrine gitmem işaret olundu, oraya gittim. Bellerinde kılıç takılı olan iki
kişi geldi. Bir hayvana beni bindirip yönünü de Mezdâhin tarafına çevirip
ayrıldılar. O gece devamlı yol alarak sabaha dog ru Mezdâhin mezarlı ına
ulaştım. Orada da dig er mezarlardaki gibi bir kandil yanıyordu. Fakat o da
sönük yanıyordu. Kıbleye karşı oturdum. Bu sırada bana geçkinlik hali geldi.
Kıble tarafında gördü güm duvar yarıldı. Gördü güm manzara; yeşil örtüler
ile süslenmiş bir taht ve bu taht üzerinde bir zât oturmuştu. Etrafında ise
kalabalık bir cemaat vardı. İçlerinde Baba Semmasî Kuddise sirruhu de
bulunuyordu. Sâdece Onu tanıyordum. Daha sonra anladım ki bu zâtlar, vefat
eden bu yolun büyükleridir. Fakat kürsinin üzerinde oturan kimdir diye merak
ediyordum ki, kürsünün etrafında oturanlardan biri bana dedi ki:
Bu zat Hâce Abdûlhâlık Gücdüvanî Kuddise sirruhudur. Etrafındaki cemaat ise
Onun Halifeleridir. Sonunda Hocam Baba Semmasi Hazretlerini göstererek bunu
hayatta iken gördüm, senin şeyhindir. Sana taç verdi. Onu tanıdın mı?
Evet Hocamı tanıdım, fakat tâcın nerede oldu unu bilmiyorum" dedim.
O senin evindedir. Onu sana keramet olarak verdiler ki bir bela gelecek
olsa, onun bereketiyle def edilir
--------------------------------------------------------------------------------
Sonra denildi ki: Şimdi dikkat kesil Abdülhalık Gücdüvanî Kuddise sirruhu
sana nasihat edecek!
Hâce Hazretlerinin elini öpmek istedim, izin verildi. Yaklaştım, selâm verip
edeple elini öptüm. Sonra huzurunda edeple ayakta durdum. Tasavvufda
ilerlemek hususunda şöyle buyurdu:
Evladım kabirlerin başında kandillerin sana öyle gösterilmesi senin bu yolda
kabiliyet sahibi oldug una alâmettir. Fakat fitil gibi olan kabiliyeti
hareketlendirmek lâzımdır ki, bu kabiliyet ortaya çıksın. Hakkın gizli
sırları sana açık olsun.
Hangi durumda olursa olsun Dinimizin caddesinde yürümek, Azîmet ve Sünneti
Seniyye üzere olmak lâzımdır. Emirlere ve yasaklara uymak hususunda
istikamet üzere olacaksın, bidatlerden ve ruhsatla amel etmekten uzak
duracaksın. Hadisi Şerifleri ög renip amel edeceksin. Rasûlüllah Sallellahü
Aleyhi ve Sellem ve Sahabei Kiramın haberlerini ve izlerini araştırıp
inceleyeceksin. Böylece çag ına yetişmeden yüzyüze görüşmeden, Abdülhalık
Gücdüvani Kuddise sirruhunun üveysi müridi olmuş, alemi mânada onun
terbiyesine girip feyz almıştır.
* Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz *
__sûfilere sohbet gerek,ahilere ahret gerek,mecnunlara leyla gerek,bana SENİ gerek SENİ !!!__