You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Profesör
Resule uyun emri
Sual: (Resulullah'ın emirleri değişmeyeceği için, Allahü teâlâ, “Resulüme tâbi olun” buyuruyor) deniyor. Peki, Hristiyanlık dininin insanlar tarafından değiştirileceğini Allah bilmiyor muydu? Niye gönderdi öyleyse?
CEVAP
Elbette Allahü teâlâ, Hristiyanlığın değişeceğini biliyordu. Bilmeyen ilah olur mu? Hristiyanlık değişince, değişmeyecek olan yeni bir din gönderdi. Eğer İslamiyet de değişecek olsaydı, insanların bozulmuş dinle amel etmesine razı olmaz, yeni bir din gönderirdi. Bunun için İslamiyet’in emirleri arasında dine aykırı bir değişiklik aramak çok yanlış olur. Kur’an-ı kerimin açıklaması olan Resulullah'ın emirlerinde bir değişiklik yoktur. Hadis uyduranlar olmuşsa da, bunları Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı dinin temel kitaplarına sokamamışlardır. Allahü teâlâ, (Kur’anı biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz) buyurarak, Kur’an-ı kerimin değişmeyeceğini bildirmiştir. (Hicr 9)
Allahü teâlâ, İslamiyet’i koruyacağına söz verdi. Diğer dinleri koruyacağına söz vermedi. Söz verdiğini elbette korur. Allah verdiği sözden dönmez. O hâlde İslamiyet değişmez ve değiştirilemez. Resulullah'ın mübarek sözleri İslamiyet’tir. Resulullah yok sayılırsa, İslamiyet yıkılmış olur. Yani Resulullah'ı yok sayanların veya bid’at ehli olanların uydurdukları din yıkılmış demektir. Yoksa İslâmiyet Kıyamete kadar devam edecektir. Dinine bid’at sokturmayan Ehl-i sünnet vel cemaat itikadındaki bir taife, Kıyamete kadar bulunacaktır. Bir hadis-i şerif şu mealdedir:
(Ümmetimden bir taife, Allah’ın emriyle, Kıyamete kadar hak üzere hareket eder.) [Buhari]
Meşhur hadis kitabı Mişkat’ta, (Ümmetimden doğru yolda olanlar, her zaman bulunur) hadis-i şerifi de gösteriyor ki, bid'at ehli, dinimizi, Kıyamete kadar asla bozamaz. Piyasada bozuk kitaplar pek çoksa da, doğru olanları da vardır. Bunları hiçbir kimse yok edemez. Bunların koruyucusu da Allahü teâlâdır. (F. Bilgiler)
Demek ki Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimi koruduğu gibi, hadis-i şerifleri ve doğru yazılmış din kitaplarını da koruyacaktır. Böylece İslamiyet bozulmadan bir taife tarafından Kıyamete kadar devam ettirilecektir.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Resule uyun emri
hristiyanlık bir din değildir.... İSA mesih Allahın RUH u ve kelimesidir.... kendisi canlı bir kitap ve vahiydir.... kendisine İNCİL adında bir kitap indirilmemiştir..... şuanki İNCİL havariler tarafından İSA mesihin doğumundan yukarıya alınışına kadarki zamnanda geçen olayları ve öğretileri anlatır.... ayrıca ZEBUR diye bir kitapta yoktur vahiyle indirilmiş.....ZEBUR Hz Davud un Allahı öven kaside ve şiirlerdir....

örnek mezmur(zebur) 2

Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa,
Neden boş düzenler kurar bu halklar?
2Dünyanın kralları saf bağlıyor,
Hükümdarlar birleşiyor
RAB’be ve meshettiği krala karşı.
3“Koparalım onların kayışlarını” diyorlar,
“Atalım üzerimizden bağlarını.”
4Göklerde oturan Rab gülüyor,
Onlarla eğleniyor.

bir hristiyan forumdan alıntıdır..... hristiyanlık değiştirildi iddisına karşı ....

kur an da hristiyanlığın değiştirildiğini anlatan ayetler nelerdir? hangileridir?[/quote][/color]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Resule uyun emri
Tevrat ve İncilin muharref oluşu herkesçe malumdur Esasen Tevrat’ın tahrif edildiğini bizzat Tevrat müfessirleri de doğrulamaktadırlar. Meselâ Tevrat müfessiri Adam Clark Tevrat’ın 30-40 ayetinin Tevrat metninden sanılıp, Tevrat’a sokulduğunu ifade etmektedir. Tevrat müfessirleri, Tevrat’ı yazan Azra’nın kendinden bazı şeyleri kattığını, daha sonra da bazı kimselerin Tevrat’a ilaveler yaptığını fakat bu ilaveleri Hz. Musa’nın yapmadığını açıklamışlardır. Babil’e ait sözlerin fazlalığı da Tevrat’ın Yahudilerin Babil esaretinden sonra yazılmış olduğunu gösterir. Aynı hakikat; yani, Resulullah’in sıfatlarını değiştirilmesi suretiyle Tevrat’ın tahrif edildiği hakikati Bakara Sûresi’nin 79. ayetinin inişine sebep olmuştur: “Artık vay o kimselere ki, Kitab’ı kendi elleriyle yaparlar, sonra az bir pahaya satmak için; “Bu Allah katmdandır’ derler. Ellerinin yazdığından ötürü vay onlara ve kazandıkları şeylerden dolayı Vay on*lara!” ( : Bkz : Vahidî, Esbab-ı Nüzul, ilgili ayet) İbn Ebi Hatem’in İbn-i Abbas’dan rivayet ettiğine göre bu âyet, Yahudi bilginleri hakkındadır. Onlar Tevrat’ta Hz. Muhammed’in sıfatlarını, ‘orta boylu, gözleri sürmeli, buğday tenli, dalgalı saçlı’ olarak buldular. Fakat maddî kazançlarının ve mevkilerinin ellerinden gideceği korkusuyla hased ve kıskançlığa düştüler. Bu sıfatları değiştirerek yerine uzun boylu, gök gözlü, düz saçlı ve siyah tenli’ yazdılar. Yazdıklarını Mekke müşriklerine ve halka göstererek; “Son peygam*berin şekli şöyledir; bunda o eşkal yoktur” dediler. ( : Bkz : Vahidî, Esbab-ı Nüzul; Kurtubî; Fethu’l-Kadîr, Ruhu’l Meanî; Hazin) Âl-i İmran Sûresi’nin 93. ayetinde geçen: “Doğru iseniz Tevrat’ı getirip okuyun” ifadesi Tevrat’ın tahrif edilmemiş olduğunun değil, bilakis tahrif edilmiş olduğunun, apaçık delilidir. Şöyle ki, Cenab-ı Hak; “Getirin Tevrat’ı” buyurmak suretiyle, o anda Peygamberimizle tartışan Yahudilerin Tevrat’taki tahrifatı çok iyi bildiklerini beyan etmektedir. Çünkü bu tahrifatı yapanlar bizzat huzurda bulunan Yahudilerin kendileridir. Aksi takdirde Cenab-ı Hak onlardan, Tevrat’ı getirmelerini istemezdi. Zaten asırlar önce yapılmış değişik*likleri bu Yahudilerin bilmesine imkân yoktur. Ancak konuyla ilgili tahrifatları bizzat onların yaptığını gayet iyi bildiğini ifade etmek maksadıyla Cenab-ı Hak; “Eğer doğru iseniz getirin, Tevrat’ı getirip okuyun” buyurmaktadır. Diğer yandan bu hadise, ümmî bir peygamber olan Hz. Muhammed (sav) için apaçık bir mucizedir. Vahiyden önce, bu Yahudilerin Tevrat hükümlerini değiş tirdiklerinden haberi olmayan Peygamberimiz ancak âyet nazil olduktan sonra; “Doğru söylüyorsanız, Tevrat’ı getirip okuyun”, demek suretiyle, yapılan tahrifattan haberdar olduğunu Yahudilere beyan etmektedir. Sadece birkaç Yahudinin arasında cereyan eden bir hadiseyi apaçık bir şekilde ortaya koyması, hele okuma-yazma bilmediği de düşünülürse Peygamberimiz için bir mu’cizedir. Yahudiler, adetâ suçüstü yakalanmışlardır. Öte yandan İncil ve Tevrat’ın tahrif edildiğini belirten ayetler pek çoktur: “Artık vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra da az bir pahaya satmak için; ‘Bu, Allah katındandır’ derler. Ellerinin yazdıklarından ötürü vay onlara, kazandıkları şeyden ötürü vay onlara.” (17 : Bakara, 79.) “Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları (İsrailoğullarını) lanetledik. Kalplerini de kaskatı yaptık. Onlar (Tevrat’taki) kelimeleri konulan yerlerinden alıp tahrif ederler (değiştirirler). Onlar, öğütlendirildikleri hususlardan büyük bir nasibi unuturlar.” (18 : Maide, 13.) “Onlar (Tevrat’taki) kelimeleri asıl yerlerine konulmuşken ondan sonra tahrif ederler (değiştirirler).” (Maide,41) Tevrat’ın ve İncil’in tahrife uğradığını beyan eden sayısız örnek ve delil mevcut iken, hâlâ bunların aslı bozulmamış kitaplar olduğunu iddia etmek; ya apaçık bir sapıklık ya da apaçık bir ihanet değil de nedir? Öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki muharref Tevrat ve İncil’de ilâhî kelâmdan hiç bir parça kalmamış demek değildir. Ancak hangi şeyin ilâhî, hangisinin beşerî olduğunu kestirmek güçtür, belki de mümkün değildir. Nitekim Resûlullah (sav): “Kitap ehline din konusunda hiç birşey sormayın… Hak olan bir şeyi yalanlar veya batıl bir şeyi tasdik eder hale düşersiniz.” (20 : Fethu’I Bârî, c. 13. s. 281.) buyurarak, bu hakikate işaret etmektedir. Hz. Peygamber (sav)’in döneminde Tevrat’ın bozulmuş oluşuna dair çok canlı örnekler yaşanmıştır. Nitekim birgün Yahudiler, kendilerinden olup zina eden bir erkek ve kadın hakkında hüküm vermesi için Resûlüllah’a başvurdular. Hz. Peygamber, zina edenlere ne ceza uyguladıklarını sorunca onlar; “Biz zina edenlerin yüzlerini karartıp, zelil ve rüsvayederiz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara; “Doğ*ru iseniz Tevrat’ı getirip okuyun” buyurdu. Nihayet Tevrat’ı getirdiler. Ve orada Recm âyetinin yazılı olduğu ortaya çıktı. (21 : Buharî, Tevhîd, 51; Tefsir, 64; îbn Mace, Hudûd, 10.) Dün Medine’ de yaşayan bu çevrelerin bugünkü nesilleri, ilgili konudaki Kur’ân ayetlerini benzer mantıkla ele alıp zan altın*da tutmaya çalışmaktadırlar. Bu da dikkatlerden kaçmayan bir vahamettir. Netice olarak, Tevrat ve İncil’in içinde çok az bile olsa Hak kelâmının var olduğu söylenebilir. Ancak hangi hükümler tahrif edilmiş, hangileri aynıyla kalmıştır? Hangileri Allah kelâmıdır? Hangileri insan eliyle yazılmıştır? Bunların bilin*mesi mümkün olmadığından Tevrat ve İncil, içine batıl karış*mış, tutar tarafı kalmamış kitaplardır. “Bu halleriyle onlara artık ilahi kitaplar denemez” tespiti en uygun olandır. Namazı da karıştırmak istediler. Dayanaksız bir diğer iddia da namazda Tevrat ve İncil’den parçalar okunabileceği iddiasıdır. Yukarıda Tevrat ve İncil’in hiç bir ilâhî yönü kalmamış olduğu geniş olarak anlatıldı. Tutar tarafı olmayan bu iki kitaptan parçaların okunduğu bir namaz nasıl sahih olur? Kaldı ki bu iki kitap tahrife uğramamış dahi olsalar namazda okunmaları caiz olmaz. Çünkü en son ve en kâmil semavî kitap olan Kur’ân-ı Kerim’in inişiyle, diğer kitapların hükmü kalkmıştır. Tevrat ve İncil, gönderildikleri devre has hükümler ihtiva eden ve belli kesimden kimselere hitap eden kitaplar iken, Kur’ân-ı Kerîm bütün insanlığa, zamana ve mekâna hük-metmesiyle kendinden önceki şeriatları ve kitapları kaldırmıştır.

İNCİL VE TEVRAT’IN TAHRİFATI MESELESİ Hıristiyanların kutsal kitabı iki bölüme ayrılır: Eski Ahid ve Yeni Ahid. Yeni Ahid; Hz. İsa’nın bu dünyadan ayrılışından sonra öğrencileri tarafından onun yaşayışının, bazı söz ve işlerinin kaleme alınmasıyla meydana gelmiş kitap, mektup ve yazmalara verilen isimdir. Eski Ahid ise; Hz. İsa’dan önce ortaya çıkan ve Yahudilerce de kutsal kabul edilen kitaplardır ki Hıristiyanlar bunları da mukaddes kabul eder ve inanırlar. Eski Ahid; Hz. Musa’ya gelen Tev*rat ve diğer Yahudi peygamberlerine inen kitaplardan oluşur. Bazı Batılı araştırmacılara göre Hıristiyanların, Yahudilerin kutsal kitaplarını “Eski Ahid” adını vererek benimsemelerinin başlıca sebebi; Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde onların ellerinde herhangi bir yazılı kutsal metnin olmayışıydı. M.S I. yüzyılda Hıristiyanların elinde henüz kendi kutsal kitapları mevcut değildi. (Çünkü daha sonra da izah edileceği gibi Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa’ya, yaşarken bir kitap nazil olmamıştır. Çünkü o ilahtır. İlahın kitaba tiyacı olmaz). Bu durum onları Yahudilerin kutsal kitaplarını kabule zorlamıştır. ( 173 M. Yearsley The Story of the Bible) . Kitab-ı Mukaddes’in “Yeni Ahid” bölümünde yer alan ve Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılan dört kitap İncil olarak adlandırılır.( Xavier Jakob, İncil Nedir, Tarihi Gerçekler.) Hıristiyan inancına göre Hz. İsa dünyada iken kendine İncil isimli bir kitap nazil olmamıştır. O dünyadan ayrıldığı zaman ardında bir kitap bırakmamıştır. (Xavier Jakob, age.) Hz. İsa’nın etrafında bulunan havariler, kendisinden duydukları ve gördükleri şeyleri yazmışlardır. Bu yazılara zamanla bir takım ilaveler yapılmak suretiyle bugünkü İnciller meydana gelmistir. (D. Clark, Siretu’l Mesih ve Tealimuh.) Hıristiyan kaynaklara göre İncil’in durumu bu şekildedir. İslam’a Göre İncil ve Tevrat’ın Durumu İncil ve Tevrat asılları itibariyle Allah katından gelmiş kitaplardı yani semavi idiler. Nitekim Cenab-ı Hak “Ey İsrailoğulları! Sizin beraberinizde bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur’an’a) iman edin. Onu inkar eden siz olmayın ve ayetlerimi az bir pahaya değişmeyin. Ancak benden sakının. Bile bile hakkı bâtıla karıştırıp da gerçeği gizlemeyin” (Bakara, 141-142) buyurmaktadır. Ayette geçen “sizin beraberinizde bulananı doğrulayıcı” ifadesi Yahudilere bir ilahî kitabın indirilmiş olduğunu beyan ediyor. Evet Cenab-ı Hak böyle bir kitap indirdi. Ancak ayetin devamında geçen “… ayetlerimi az bir pahaya değişmeyin…” ifadesi ilahî kaynaklı olan semavî Tevrat’ın tahrif edildiğini beyan ediyor. Nesefî, tefsirinde bu ifadeyi şöyle açıklar: “Ben-i İsrail kavmi Tevrat’ın bazı hükümlerini kolaylaştırmaları ve bazılarını da değiştirmeleri için alimlere para verirlerdi. Hükümdarlar da aynı şekilde hükümleri değiştirsinler diye âlimlere mal akıtırlardı. O âlim*ler de halk Hz. Muhammed’e iman ettiği takdirde bu imkanların ellerinden çıkacağından korktukları için Tevrat’ı değiştirmeye devam ettiler”. “Bile bile hakkı bâtıla karıştırıp, gerçeği gizlemeyiniz” ayetinin tefsirinde ise İbn-i Abbas şöyle demektedir: “Resulüme dair yanınızda bulunan benim size göndermiş olduğum bilgiyi gizlemeyin. Halbuki bu Resul sizin yanınızdaki kitaplarda yazılıdır ve elinizde bulunan kitaplardan siz O’nun hak Resul olduğunu bilmektesiniz.” ( El Esas Fi-t Tefsin c. 1, s. 149.) Yahudilerin reisi olan Ka’b b. Eşref Yahudi âlimlerine. “Muhammed hakkında ne dersiniz?” diye sormuş, âlimler de “o nebidir” cevabını vermişlerdi. O zaman Ka’b, “Başka şekilde konuşsaydınız yanımda size verilecek hediye ve bahşişler vardı” dedi. Bunun üzerine o âlimler, “Düşünmeden cevap verdik. Bize mühlet ver düşünelim. Tevrat’a bakalım” dediler. Ve oradan çıkarak Resulullah’ın sıfatlarını. Deccal’ın sıfatlarıyla değiştirdiler. Ve geri dönerek Ka’b b. Eşrefe bu sıfatları okudular. O da âlimlerin her birine bir ölçek arpa ve dört arşın keten bezi verdi. İşte Bakara Suresi 141. ayette geçen “az bir paha” ifadesi bu hakikati kastetmektedir. Aynı hakikat yani Tevrat’ın tahrif hakikati Bakara Suresi 79. ayetinin de inişine sebep olmuştur. “Artık vay o kimselere ki Kitab’ı kendi elleriyle yazarlar sonra az bir pahaya satmak için ‘bu Allah katmdandır’derler. Ellerinin yazdığından ötürü vay onlara! Kazandıkları şeylerden ötürü vay onlara!” İbn-i Ebu Hatem’in İbn-i Abbas’dan rivayet ettiğine göre bu ayet Yahudi bilginleri hakkındadır. Onlar Tevrat’ta Hz. Muhammed’in sıfatlarını “orta boylu, gözleri sürmeli, buğday tenli ve dalgalı saçlı” olarak buldular. Fakat maddî kazançlarının ve mevkilerinin ellerinden gideceği korkusuyla haset ve kıskançlığa düştüler. Bu sıfatları değiştirerek yerine “uzun boylu, gök gözlü, düz saçlı ve siyah tenli” yazdılar. Yazdıklarını Mekke müşriklerine ve halka göstererek “son peygamberin eşkali böyledir. Bunda o eşkal yoktur” dediler. (Vahidî, Esbab-ı Nüzul, Kurtubî Fethu-1 Kadir. Ruh’ül Meani ve Hazin tefsirleri) Abdurrahman bin Alkame şöyle der: “İbn-i Abbas’a yüce Allah’ın ‘kitabı kendi elleriyle yazarlar da’ hükmü hak*kında soru sordum da bana: ‘Bu ayet Kitap ehli hakkındanazil olmuştur’ cevabını verdi.” (El Esas Fi-t Tefsir, c. 1, s. 186.) “Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları (İsrailoğulları’nı) lanetledik. Kalplerini de kaskatı yaptık. Onlar (Tevrat’taki) kelimeleri, konuları yerlerinden alıp tahrif ederler (değiştirirler). Onlar öğütlendirildikleri hususlardan büyük bir nasibi unuttular” (Maide: 13) “Onlar Tevrat’taki kelimeleri asıl yerlerine konulmuşken ondan sonra tahrif ederler (değiştirirler)” (Maide:41.) Batılı araştırmacılar da Tevrat’ın sonradan yazıldığı fikrini taşımaktadırlar. Amerikalı profesör RichardFriedman’a göre peygamberlerden Yeremiah ve havarisi Baruh Ben-Neriya kutsal kitabın ilk beş bölümünü kaleme almışlardır. ( Şalom Gazetesi, 13 Mayıs 1997) Bu noktada şu hakikati vurgulamak yerinde olur. İlahî kelamlar yani Cenab-ı Hakk’ın kelamları ve bu şekilde yazıya geçirilmiş ilahî metinler beşerî söz ve yazılargibi değildir. Günümüz diyalogculan her ne kadar İncil ve Tevrat’ın tahrif edilmediğini ısrarla savunuyorlar ise de Hıristiyan din adamları bizzat kendi ifadeleriyle kutsal kitaplarının tahrifata uğradığını, onlarda insan eliyle yazılmış bölümler bulunduğunu itiraf etmektedirler. Peki hangi bölümler Hakk’ın kelamıdır, hangi bölümler rahip ve hahamlar eliyle yazılmıştır? Bunu ayırmak mümkün değildir. Nitekim Resulullah (sav), “Kitap ehline bir şey sormayın. Zira belki hak olan bir sözü yalanlar veya bâtıl olan bir sözü tasdik edersiniz” buyururken bu hakikati ifade etmektedir. Bu itibarla insan sözü karıştığı ve insan eli değdiği dolayısıyla tahrifata uğradığı kesin bir hakikat olan İncil ve Tevrat’ı da Allah’ın kelamı olarak kabul etmemiz mümkün değildir .
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Resule uyun emri
" Onlardan bir grup var ki, Kitâb'da olmayan bir şeyi, siz Kitâb'dan sanasınız diye dillerini eğip büker (uydurdukları sözleri, vahiymiş gibi göstermek için kelimeleri dille­rinde bükerek okur, onları, kitâbın sözlerine benzetmeğe ça­lı­şır)lar ve: 'O Allah katındandır,' derler. Oysa o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler. " (Âl-i İm­rân Sûresi, 78)

" Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tev­rat'­ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler, o­nunla Yahudilere hükmederlerdi.../Ken­din­den önce ge­len Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberle­rin izleri üze­ri­ne,

Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, i­çin­de doğruya rehberlik ve nur bulunmak, önündeki Tev­rat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak ü­zere İncil'i verdik. / İncil'e ina­nan­lar, Allah'ın onda in­dir­di­­ği ile hükmetsinler. Kim Al­lah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıklardır. / Sa­na da (ey Muhammed!), da­­­ha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Al­lah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzula­rına uyma... " (el-Maide, 44-48)

Bu ayetlerden anlaşılan mana şudur:

Cenab-ı Allah, Tevrat'ı da, İncil'i de hak kitaplar olarak in­dirmiştir. İncil'i, kendinden önce gelen Tevrat'ı tasdik e­di­­ci ve Allah'ın yasaklarından sakınanlara bir hidayet ve ö­ğüt olarak, hatta başka bir ayetin beyanına göre; kendinden son­ra gelecek Hz.Muhammed'i müjdelemek için göndermiştir:

" Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrailoğulları! Ben size, Allah'ın elçisiyim; benden önce gelen Tevrat'ı doğ­rulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında (O'nun bir adı da Ahmet'tir) bir peygamberi de müjdeleyici ola­rak geldim,' demişti. Fakat O, kendilerine açık deliller ge­tirince; 'bu açık bir büyüdür,' dediler. " (es-Saff, 6)

Demek ki, İsa'nın gerçek mesajında(gerçek Müj­de'­de) Hz.Mu­­hammed (s.a.v.) müjdelenmektedir. Hal böy­le olunca; “ İn­cil'­e inananlar, Allah'ın onda indirdiği ile hükmet­sin­ler, " demek; 'Eğer gerçek olan İncil'i kabul ediyorlarsa -el­­le­rin­deki bozulmuş İncillerde bulunmasa da- İsa'nın ge­tir­diği gerçek vahiydeki seni müjdeleyen sözü kabullen­sinler ve sa­na tabi olsunlar. Bunu yapmaz­larsa, yoldan çıkmış, gü­nah­­kar/fasıklar olurlar," anlamına gelir.

Eğer geçmiş kitapların hükümleri hala aynen ve eldeki mevcudiyeti ile geçerli olsaydı o zaman; " Sana da (ey Mu­ham­med!), daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı(Kuran'ı) gönderdik. Ar­tık a­ra­larında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana ge­len gerçeği bı­rakıp da onların arzularına uyma... " ayeti ve bütün Kur'­ân'­ın gönderilmesine gerek olmazdı.

" İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler, " ayeti bir gerçeği daha ifade eder: Peygamber Efen­di­miz zamanındaki Hıristiyanlar, bırakın Kur'an'a uymayı -bir din üzere olduklarını iddia ettikleri halde- içinde bazı ha­ki­kat kı­rıntılarının bulunduğu ellerindeki -muharref- İncil'e bi­le uymuyorlardı. Yani batıl dinlerinde bile samimi değil­ler­di.

Ya da bu ayet; "İncil'e inananlar, ellerindeki muharref İncil'­deki Allah'ın gerçek vahyini bulup bozuk olanları a­yıklayarak ona göre hükmetsinler. Ancak sana gönder­di­ği­miz Kur'an, zaten ellerindeki Tevrat ve İncil'in gerçek me­saj­larını da içine almakta ve korumaktadır. Öyleyse sana ta­bi olsunlar," anlamına da gelebilir; Allahu a'lem.

ehl-i kitaptan birtakım örnekler ele alınıyor. Önce, "saptıranlar" örnek olarak veriliyor. Bunlar Allah'ın kitabında saptırma unsurları arama çabasında olanlarla ağızlarını eğip-bükerek metinlerin yerlerini değiştirmeye çalışanlardır. Onlar, belli amaçlara paralel düşürmek için Kur'an nasslarını başka şekilde yorumlayanlar ve onların hepsini az bir pahaya satanlardır. Dünya mallarından biri uğruna ifadeleri değiştirenlerdir. Ağızlarını eğip-büktükleri, saptırdıkları ve başka şekilde yorumladıkları konular arasında Meryem'in oğlu İsa Mesih hakkında kilisenin isteği ve idarecilerin arzusu gereği olarak uydurulan inançlar da yer almaktadır.



78- Onlardan öyleleri var ki, kutsal kitabı dik durarak okurlar, böylece okuduklarını Allah kitabından sanmanızı sağlamaya çalışırlar. Oysa bu okudukları şeyler kitaptan değildir. 'Bu Allah katındandır' derler. Oysa Allah katından değildir. Böylece bile bile Allah adına yalan söylerler.

79- Hiçbir insana yakışmaz ki kendisine kitap, yetki ve peygamberlik verildikten sonra insanlara dönsün de Allah'ı bırakarak bana kul olunuz' desin; tersine ona yakışan söz; 'Okuyup öğrendiğiniz bu kitap gereğince Allah 'a kul olmayı benimseyiniz' demektir.

80- Onun size, melekleri ve peygamberleri ilâh edinmenizi emretmesi de düşünülemez. O size, müslüman olduktan sonra, kâfir olmayı emreder mi hiç?

Din adamları, doğru-dürüst hareket etmediği zaman, "din adamlığı" adıyla gerçekleri saptırmaya en müsait araçlar konumuna düşerler. Kur'an'ın, ehl-i kitabın bu grubu hakkında kaydettiği gerçeği, biz zamanımızda çok rahat olarak anlıyoruz. Onlar daha önceden belirlenmiş bazı hükümlere varmak için kitaplarının metinlerini, çarpıtarak yorumluyor, istedikleri tarafa çekiyorlar, kitabın metinlerinin bu anlamda olduğunu ve verdikleri bu hükmün gerçeğin somut ifadesi olduğunu iddia ediyorlardı. Halbuki önceden belirlenen bu hükümler, temelinde bu dinin gerçeği ile çelişiyordu. Bu işi yapanlar; pasif durumdaki halkın çoğunun dinin gerçeği ve bu metinlerin gerçek anlamları ile metinleri kendilerine uyarladıkları uydurma hükümlerin arasını ayıramayacağı varsayımına dayanıyorlardı. Göstermelik olarak "din" kılıfına büründürülmüş bazı din adamlarında bu örneği bugün çok rahat anlayabiliyoruz. Bunlar, dini meslek edinenlerdir; dini her türlü isteğin hizmetine verenlerdir. Onlar bir menfaat elde edeceklerini sezdiklerinde, bu dünyanın mallarından birinin onlara hediye edileceğini fark ettiklerinde, nassları alırlar, arzu edilen şekilde kullanırlar! Bu metinleri alırlar, götürürler beşeri arzuların peşinde kullanmaya başlarlar. Bu nassların konusunu belirlenmiş arzulara uygun düşürmek için eğip bükerler. Bu din ve dinin temel gerekleriyle çelişen yönelişler ile dini bağdaştırmak için sözlerin yerlerini değiştirirler. Söz benzerliği bile olsa Kur'an ayetlerinden birinin anlamı ile, yaltaklık yapmayı görev bildikleri kişilerin arzu ve istekleri arasında bir benzerlik bulma çabasına düşerler! Bu çalışmada habire didinir, var güçleriyle çalı şırlar: "Onun Allah katından olduğunu söylerler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah adına yalan söylerler". Aynen Kur'an'ın sözünü ettiği ehl-i kitap grubunun yaptığı gibi. Bu, yalnız ehl-i kitaba özgü bir felaket değildir. Din mensupları arasında Allah'ın dininin ucuzladığı, bu dünyanın mallarından birinin pahasına bile değmez konuma düştüğü her çeşit arzu ve isteğe rahatlıkla boyun eğer hale geldiği, her ümmetin başındaki felakettir bu! Bağlılığın bozulduğu, gönüllerin Allah adına bile yalan uydurmaktan çekinmediği, Allah'ın kullarına yaltaklık için O'nun sözlerini saptırmaktan çekinmeyen, Allah'ın dinine aykırı olan saptırılmış arzularının peşinde koşan her ümmetin durumu budur. Sanki yüce Allah bu açıklama ile müslüman cemaati o bulaşıcı hastalıktan sakındırmaktadır. Çünkü yahudilerden liderlik emanetinin alınmasına bu olumsuz tutumlar; neden olmuş bulunmaktadır.

Ayetlerden anlaşıldığına göre İsrailoğulları'nın bu kesimi Allah'ın kitabında mecazî anlamlar ifade eden cümleler arıyorlardı. onlarla ağızlarını eğip büküyor, onları başka anlamlara çekiyor, metinlerden, eğip-bükmekle ve saptırmakla dahi çıkmayacak anlamlar çıkarmaya çalışıyorlardı. Böylece uydurdukları şeyleri kitlelere, "Allah'ın kitabından gerçekler" diye yutturuyorlar ve "Bunlar Allah'ın dedikleridir" demeye kalkışıyorlardı. Halbuki Allah onları söylemiş değildi. Onlar bununla İsa'nın (selâm üzerine olsun) ve onunla beraber "Kutsal Ruh"un uluhiyetini ispatlamayı amaç ediniyorlardı. Çünkü onlar Baba, Oğul ve Kutsal Ruh üçlüsüne inanıyorlar, bunların üçünü bir varlığa, yani tek Allah'a indirgiyorlardı. -Allah onların bu anlayışlarından uzaktır: İsa'dan da bu iddialarını destekleyen birtakım sözler rivayet ediyorlardı. Allah onların bu saptırmalarını ve başka şekilde yorumlamalarını reddetti. Allah'ın peygamberlik için seçtiği ve onu bu büyük görevle yükümlü kıldığı bir peygamberin insanlara kendisini ve melekleri ilah edinmelerini emretmeyeceğini, bunun imkânsız olduğunu belirtti:

"Hiçbir insana yakışmaz ki, kendisine kitap, yetki ve peygamberlik verildikten sonra insanlara dönsün de 'Allah'ı bırakarak bana kul olunuz' desin; tersine ona yakışan söz; 'okuyup öğrendiğiniz bu kitap gereğince Allah'a kul olmayı benimseyiniz' demektir."

"O'nun size melekleri ve peygamberleri ilah edinmenizi emretmesi de düşünülemez. O size müslüman olduktan sonra kâfir olmayı emreder mi hiç?"

Peygamber, kendisinin kul olduğunu, kulların da kullukları ve ibadetleriyle yöneldiği biricik ilâhın Allah olduğunu kesin olarak biliyordu; insanlardan kulluğu gerektiren ilâhlık sıfatın ı kendisine ya tırmalarını istemeyi mümkün değildi. Hiçbir peygamberin insanlara "Allah'ı bırakarak bana kul olun" demesi söz konusu olamaz. Peygamberin onlara çağrısı "Allah'a kul olmayı benimseyin" şeklindedir. Allah'ın kulları ve köleleri olarak Allah'a bağlanın, ibadet ile yalnız ona yönelin. Hayat sisteminizi yalnız O'ndan alın. Böylece tertemiz ve Rabbanîler olarak O'na yönelin. Kitabı bilmenizin ve onu tetkik etmenizin hükmü ile Rabbaniler olunuz. Çünkü kitabı bilmenin ve onu tetkik etmenin gereği budur.

Peygamber, insanlardan, melekleri ve peygamberleri ilâh edinmelerini asla istemez. Peygamberleri onlara, Allah'a teslim olduktan ve O'nun ilâhlığına bağlandıktan sonra inkâr etmelerini emretmez. Zira O, insanları saptırmak için değil Allah yoluna iletmek için gelmiştir. Onları kâfir yapmak için değil, İslâm'a iletmek için gönderilmiştir.

Buradan da anlaşılıyor ki, bu kesimin İsa'ya (selâm üzerine olsun) izafe ettiği iddianın imkânsız olduğu ortaya çıktığı gibi "Bu Allah katındandır" şeklindeki iddiaların da Allah adına uydurulan bir yalan olduğu anlaşılıyor. -Aynı zamanda bu kesimin müslümanların safında şüphe ve kuşku yaymak amacıyla tekrar ettikleri bütün çabalar boşa çıkıyor. Zira Kur'an, onları müslüman cemaatin duyacağı, göreceği biçimde bütün çıplak yönleri ile ortaya koyuyor. Ehl-i kitabın bu kesimi gibi bir de müslüman olduklarını iddia eden bir grup vardır. Bunlar, daha önce belirtildiği gibi, dini bildiklerini de iddia ediyorlar. Halbuki onlar, bugün bu Kur'an ayetlerinin kendilerine cevap olarak yöneltilmesi gerekenlerin başında gelirler. Onlar değişik şekillerde Allah dışında başka ilâhlar icat etmek için Kur'an ayetlerini eğip-büküyorlar.

Bu uydurma anlayışlarına yamamak için Kur'an ayetlerini didik didik ediyorlar "O'nun Allah katından olduğunu söylüyorlar. Halbuki bu Allah katından değildir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar."
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Resule uyun emri
en basit görebileceğiniz şey şu anda var olan incillerde Tanrı yerine geçen "Baba" sözüdür. Pek çok incil ayetinde de "Baba" yerine "Rab" kelimesini koyduğumuzda kuran ile uyumlu bir şekilde doğru olabilecek incil ayetleri görürüz, bununla birlikte incillerde doğru ve yanlış birbiri ile karışıktır ki bu sebeple hıristiyan itikadında tevhid yoktur.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.