"....Ve bu topraklarda bir şeyi daha ikaz etmemiz, hatırlatmamız lâzım ki, Kürt kardeşlerimizin bu şeylere kapılmaması lâzım!.. Çünkü, bu toprakları Kürtlere vermek için bu karışıklıkları çıkartmıyorlar. Kürtlere de râzı olmazlar. Türklere râzı olmayan bu insanlar, Kürtlerin oralara sâhip olmasına hiç râzı olmazlar. Onun arkasında, Kürdün de arkasında kim var; ona bakmak lâzım!.. İsrail mi almak istiyor, Ermenistan mı almak istiyor, Rusya mı oraya inmek istiyor, Almanya mı orada bir şey elde etmek istiyor, Amerika mı?.. Onu anlamaya çalışmak lâzım!.. İşte mücâdelelerini görüyorsunuz.
Hâsılı biz bu şeyleri çok iyi bilmek zorundayız. Yâni, bu terör bir savaştır. Yavaş yavaş sıcak savaşa bir ısınmadır. Yavaş yavaş, gittikçe görüyorsunuz dozajı artıyor. Sonunda Türkiye'yi ekonomik yönden de zayıflattıktan sonra, iyice artık "Bu arslan bir daha kükreyemez, pençe savuramaz!" dedikleri zaman hareket etmek için bir zayıflatma çalışmasıdır. Kat'iyyen bir iç problem değildir.Çünkü biz Türkiye'de hiç bir zaman Türk ve Kürt ayırımı, Çerkez, Abaza ayırımı yapmamışızdır. Okula gelen herkes okumuştur. Devlet memurluğuna mürâcaat eden herkes bir yerde memur olmuştur. Kimisi bakan olmuştur, kimisi daha yüksek mevkîlere çıkmıştır. Hiç bir şey dememişizdir, yadırgamamışızdır. Komşumuz Elazığ'lıdır, falanca Van'lıdır, ötekisi Dİyarbakır'lıdır. Eh, iyi insansa severiz, ziyâret ederiz. Muhabbet içinde yaşıyoruz. "İstanbul'a niye geldin?" demeyiz, "İzmir'e niye yerleştin?" demeyiz. "Anadolu'nun her yeri, Türkiye'nin her yeri, Türkiye'nin her vatandaşına açıktır." diyoruz. Böyle bir rahatlık varken, --tahsil imkânı var, kazanç imkânı var, istediği yere yerleşme imkânı var-- niye gürültü patırtı çıkarsın bir insan? Mutlaka arkasında yabancı tahrikler var da, sun'î olarak bu gürültüler ondan çıkartılıyor. Çok net..."
06.06.1994 /