Tasavvuf, dinimizi daha iyi yaşamaya yarayan bir eğitim sürecidir. Bu yüzden tasavvufa ilk giren herkesin her bakımdan mükemmel olmasını beklememek gerekir.
Zaten bir mürşide intisab eden kimselerden, gerçek anlamda istifade ile kemale erip “Veli” olabilenlerin sayısı sınırlıdır. Diğerleri o şemsiyenin altında hiç olmazsa “şaki” (cehennem ehli) olmaktan kurtulmak için bulunurlar. Böyle bir mürşide intisab etmemiş olsa, çok daha kötü işler yapması muhtemel olan kişiler, bu sayede kendilerini korumuş olurlar.
Allah Resulü’nün Ashab’ına bakılacak olursa orada da aynı olduğu görülecektir. Bütün sahabilerin manevi kemalatı eşit değildir. Yıllar yılı Sevgili Peygamberimizin yanında bulunmuş, Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, ve Ali (rıdvanullahi teala aleyhim ecmain) ile, adları duyulmamış sahabiler bir değildir.
Sahabe-i kiram efendilerimizin dahi zaman zaman bazı hataları olmuş ve bu hatalar tedrici olarak, yeri geldikçe Peygamber Efendimiz (sav) tarafından düzeltilmiştir.
Mesela Ubey bin Kab (ra) şöyle anlatmıştır:
“Bir gün camide bulunduğum sırada adamın biri geldi ve Kuran okudu ben onun okumasını beğenmedim. Başka bir adam gelerek yine Kur’an okudu, onun kıraatı önceki adamın kıraatı gibi değildi. Ben dedimki “Ya Resulallah, bu Kur’an okudu ben onun okumasını beğenmedim, bu da okudu daha çok beğendim. Peygamber Efendimiz ikisini de dinledikten sonra, ikisinin de kıraatını güzel buldu. O zaman kalbime cahiliye buğzu (nefsani olarak hoşlanmamak, nefret etmek) geldi. Peygamber Efendimiz (eliyle) kalbime vurdu ve bende şiddetli bir terleme oldu ve o düşünce benden gitti.” (Muslim; Salatül Müsafirin)
Onların yetişmeleri yıllar içinde gerçekleştiği gibi sahabelerin derece olarak aşağıda olanları da zaman zaman insan olarak bazı hata ve günahlara düştükleri görülmüştür. Yani insanın nefsiyle mücadelesi, kabre kadar devam etmektedir. Bu nedenle, günümüzde tasavvuf erbabı arasında dini bakımdan kusurlu olanların bulunmasını tabii karşılamak gerekir.
Tabii ve normal olmayan ise bu hallerini beğenip, bunu bir fazilet sananların durumudur. Ayrıca kalb ve ona bağlı olan sevgi ile kusur ayrı ayrı şeylerdir. Kişi ibadet hayatı açısında kusurlu olur ama gerçekten çok engin bir sevgi ile Allah Resulüne bağlı bir aşık olabilir. Bu aşkı sebebiyle onu rüyasında görebilir. Ama onun böyle bir rüya görmesi fazilet için yeterli değildir.
Çünkü fazilet, ihlaslı amel ve takvadadır. Kimin ihlaslı, kimin takva ehli olduğunu tam olarak bilebilecek yalnız Allah Teala’dır. Ayrıca İmam-ı Gazali gibi bazı sufiler, “mükaşafe” halinde, meleklerin ve peygamberlerin ruhlarının da görülebileceğini belirtirler. (Bk. Gazali, el-Münkizu mine’d Dalal, 50)
M. Mustafa Pakdemir