Câbir İbni Semüre rayıdALLAHü anhümâ şöyle dedi:
“Namazlarımı Nebi sallALLAHü aleyhi ve sel-lemle birlikte kılardım. Onun namazı da, hutbesi de normal uzunlukta idi.”(1)
Açıklama
Peygamberimiz sallALLAHü aleyhi ve sellem, in-sanlara namaz kıldırdığında kesinlikle namazı uzatmazdı. Fakat kendisi tek başına namaz kıldı-ğında dilediği kadar uzatırdı. Hanımlarından mü'minlerin annesi Hz. Âişe'nin anlattığına göre, o kadar uzun ayakta dururdu ki, rükûa gitmeye-ceğini düşünürlerdi. O kadar uzun rükû yapardı ki, tekrar doğrulmayacağını zannederlerdi. Sec-desi de aynı şekilde uzun sürer, secdeden kalk-mayacak sanırlardı. Peygamberimiz'in tek başı-na kıldığı bu namazlar, farzlar dışındaki nâfile-lerdir. Çünkü farz namazları mutlaka mescidde cemaatle birlikte kılar ve imamlığı da kendileri yaparlardı.
Peygamberimiz, kendi uygulamasını böylece bütün ashaba gösterir, onların da böyle davran-malarını isterdi. İmam olan kişinin, arkasında namaz kılan cemaatin arasında hasta, zayıf, güç-süz ve ihtiyaç sahibi kimseler bulunabileceğini düşünmesini, namazı hafif kıldırmasını tavsiye buyururdu. Tek başına namaz kılanın ise, diledi-ği kadar uzatmasında bir sakınca olmadığını ha-tırlatırdı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, insanları bıktırmak-tan, usandırmaktan, nefret ettirmekten son dere-ce sakınırdı. Sahâbeye bu yönde sürekli telkin ve tavsiyelerde bulunurdu. Kul için en mühim gö-rev olan ibadette bile buna olanca hassasiyeti gösterirdi. İtidalin, her çeşit aşırılıktan kaçınma-nın en güzel örneklerini Efendimiz'in hayatında görmekteyiz. O'nun hayatını çok iyi bilip öğren-mek, yaşanacak hayatı daha anlamlı kılar. Çün-kü o bizim yegane örneğimiz ve rehberimizdir. O'nun hayatını öğrenip örnek alanlar ifrat ve tef-ritten kurtulurlar. Hz. Peygamber, uzun sûre ve-ya âyetler okuması sebebiyle namazı uzattığı için şikayet edilen sahâbîyi çağırtarak, “Sen fitneci misin?” diye hesaba çekmiştir(2).
Peygamberimiz, hutbelerini de ölçülü tutar, ne çok uzatır, ne de anlaşılmayacak derecede kı-saltırdı. Bu sadece cuma ve bayram hutbeleri için değil, bütün konuşmaları için geçerli bir kâi-de idi. Bu sebeple, kendisini dinleyenler, son de-rece canlı ve uyanıklık içinde bulunur, söyledik-lerini anlar, hatta ezberleyip birbirlerine tekrar ederdi. Az sözle çok şey ifade etme yolunu seçer-di. Ancak bunu yaparken, insanların anlama ka-biliyetini mutlaka hesaba katardı. Anlaşılmaya-cak şeyler söylemezdi. Herkes söylenenden ders alırdı. Peygamber Efendimiz'in pek çok hutbesi hadis kitaplarımızın içinde yer almış bulunmak-tadır. Onlar, bugün için de en güzel hutbelerdir. Bugün, cami görevlilerimiz başta olmak üzere, toplumun çeşitli kesimlerine konuşmak zorunda kalanlar, bu prensipleri iyi değerlendirmelidir.
Cemaate imam olup namaz kıldıran kimse, namazı kısa tutmalı, uzatmamalıdır. Tek başına namaz kılan dilediği kadar uzatabilir.
Cuma ve bayram namazlarının hutbeleri, in-sanları bıktıracak şekilde uzun olmamalıdır.
Cemaatle namazı kısa tutmak ve hutbeyi uzatmamak, Peygamber Efendimiz'in sünnetin-dendir.
İbadetlerde itidal, ölçüyü kaçırmamak dinin aslındandır.
1) Müslim, Cum'a 4142.
2) Buhârî, Edeb 74; Müslim, Salât 178.
İlyas Kaplan
