Yoksulluk ve zaruret deyince orada durmak gerekir! Doğrusu bu ya, Peyami Safa’yı Peyami Safa yapan, yoksulluktan başkası değildir. Eğer iki yaşında babasını yitirmemiş, dokuzunda sağ kolunda mafsal iltihabı baş gösterip 17’sine kadar bu hastalık yüzünden ruhu kararmamış ve 13’ünde okulunu bırakıp ekmek parası peşine düşmemiş olsaydı, bugünkü tanıdığımız Peyami Safa olur muydu bilinmez. Küçük yaşta yetim kalan, yokluklar içinde büyüyen ve bir yandan da hastalıkla boğuşan Peyami, evin geçimine yardımcı olmak için 13 yaşında Vefa İdâdisi’ni bırakıp çalışmaya başlar. Ve kendi kendisinin öğretmeni olarak psikoloji, felsefe, pedagoji kitaplarına dalar. Akranları okul sıralarında otururken o, eski püskü elbiseleri ve delik ayakkabıları ile Posta Telgraf Nezareti’ne gidip iş müracaatında bulunur. Çocuk yaşta birinin bu haline acıyan görevlilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan önüne çıkan sınav engelini başarıyla aşarak Posta Telgraf idaresinde çalışmaya başlar. Ardından da yine çocuk yaşına rağmen Rehber-i İttihad adlı bir özel okula öğretmenlik müracaatında bulunur ve sınavı kazanarak öğretmen olur. Gerçi okulun müdürü onu gördüğünde ‘Siz çok küçüksünüz, sizi muallim değil, idadiye talebe bile alamayız.’ der; ama Peyami’deki cevheri fark edip onu 110 kuruş aylıkla öğretmenliğe başlatır.
200’den fazla kitabın yazarıdır; ama yazık ki Peyami, “belki de bir kerecik olsun ölçü üstüne ceket, ölçü üstüne pantolon, ölçü üstüne palto” diktirememiştir. Ömrü boyunca bitpazarından aldığı ‘zengin artıklarını’ giyinmek zorunda kalmıştır. Öyledir ama fotoğraflarına bakan gözler de fark edecektir ki onun giyim kuşamı adamakıllı temiz, tertipli ve intizamlıdır. Yine Yusuf Ziya’nın dediği gibi o, “Olmayan parasını ekmekten, kravattan çok kitaba vermiştir.” Yoksulluğun gözü kör olsun, Peyami, yaşı çoktan elliyi aştıktan sonra yaşadığı bir aşk vakasında, sevgilisine bir kutu çikolata alabilmek için de iki kat esvabından birini eskiciye satmak zorunda kalacaktır. Yeri gelmişken üstadın bu fırtınalı aşkına dair tafsilat vermeden geçmek olmaz. Peyami’nin aşkı, kendisinden tam otuz yaş küçük, ‘yapıncak salkımı’na benzeyen Kuzguncuklu bir kızdı. Kim miydi? Meşhur öykü ve oyun yazarı Sevim Burak... Tabii o zamanlar Sevim Burak daha 20’sindeydi ve Peyami’nin ellisini aşmış, evli barklı, çoluk çocuk sahibi bir adam olduğunu bilen ailesi, bu aşka şiddetle karşı çıkıyordu. Peyami ise aşk iksiriyle tazelenmiş gönlünün emrine uyup Kuzguncuk tepelerinde ızdırap içinde dolaşıyor; genç sevgilisine “Ruhum...” diye başlayan mektuplar yazıyordu.
ALINTI
))