You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

PES ETMENİN BİR ÇEŞİDİ BİLE BİLE LÂDES

PES ETMENİN BİR ÇEŞİDİ BİLE BİLE LÂDES

((Meksikalı))
PES ETMENİN BİR ÇEŞİDİ BİLE BİLE LÂDES
Günlük konuşmalarımızda rastlanılan ve “bu kadarını beklemezdim” anlamına gelen bir söyleyiştir: “Pes doğrusu…” Üçüncü postada bana ulaşan yukarıdaki sorularla karşılaşınca böyle demeden edemedim. Doğrusu bu ya, ben çoktan pes etmiştim. Pes etmeden Müslüman olunamaz çünkü. Allah’ın iradesine teslim olmak demek insanın kendi hayatını çekip çevirmede heva vü hevesi terk etmesi, kültürle bezenmiş iddiasından vazgeçmesi, pes etmesi demektir. Hayatına şekil vermede kültür ne kadar büyük yer tutarsa insanın sahip olduğu iddia da o kadar büyüktür. Kültür insan hayatını süsler. İslâm, süslü hayatın değil; doğru hayatın tercihe şayan olduğunu söyler. İslâm düşmanları doğrunun hayatımızı yönlendirmesine düşmandır. İslâm dairesine girmek doğruya düşmanlık gösterenlerden uzaklaşmayı sağlar. Senin için Allah ne seçtiyse ona rıza göstermek, onu öne geçirmek ve insan seçmelerinin anlamlandırılmasını Allah’ın seçtiklerine bırakmak suretiyle İslâm dairesinde kalırsın. Günah işlemen İslâm dairesi içinde bir yer işgal etmene engel teşkil etmez; ama kültürden edindiğin kendi seçmelerini Allah’ın seçmeleriymiş gibi çevrene takdim etmeye kalkışırsan artık kendine İslâm dışında bir yer beğenmelisin. Yerin İslâm dairesi içinde bir yer ise pes etmeye devam edeceksin. Allah’ın murat ettiği yönde ne kadar pes edersen o kadar terakki edersin. İman kalplere iddia kalplerden uzaklaştığı nispette yerleşir. Sıralama şöyledir: Müslim>Mümin>Muhsin.

İddiayı kalbinden uzaklaştırmana bir güvence istiyorsan; onu davaya sadakatte bulacaksın. Müslüman bir fert olman hasebiyle şahsını gözeterek iddia sahibi olman sana ne kadar zarar verirse, merkezden muhite yakınların, kardeşlerin hesabına güttüğün iddia seni yükseltecektir. Dava nedir? İddianın cemaat hesabına aldığı şekle dava denir. İslâm davası Kur’an-ı Kerîm’in nâzil olmasıyla değil; Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicret etmeleriyle başlamıştır. Hicretin İslâm takviminde sıfır noktasını teşkil etmesi bu yüzdendir. İslâm davasını dava haline getiren Müslümanların, göç etmeleri, yer değiştirmeleri değil; bulundukları yeri ellerinde tutmaktan caymayışları, yani ufuk olarak Mekke’nin fethini tayin etmeleridir. Türklerin Türk, Türkiye’nin Türkiye olması bu ufkun içindedir. Tarih sahnesinde bir yer bulmasını İslâm’a borçlu olan Türklerden başka, Araplar dahil, ikinci bir millet yoktur. Yerküre üzerinde vatan olma vasfını İslâm’dan alan yegâne ülke Türkiye’dir. Nasıl Mekke’yi müşriklerin vatanı saymamız İslâm’ın inkârı anlamına gelirse, İslâm’ı inkâr etmeden Türkiye’yi de Türklerin vatanı olmaktan çıkaramayız. Dünyada bir İslâm davası kaldıysa, bu dava Türkiye’nin dar-ül İslâm olup olmadığı davasıdır. Türkiye’nin bir mozaik manzarası arz ettiği doğruysa tez vakitte parçalanıp dağılacaktır. Türkiye’nin varlığını devam ettirmesini isteyen herkes onun yekpare bir beton kütlesi manzarası arz etmesini sağlayan işin içine girmelidir.

Herkes bu çerçeveyi esas alarak vatan haini olup olmadığını kendine sormalıdır. Sormuyor mu? O takdirde İsmet Özel’e bir soru sormasının veya sormayışının hiçbir önemi yok. Vatana ihanet hususu tamamıyla itikada taalluk eden bir husustur. Yazdığım son cümlenin taşıdığı hükmü hiçbir hainin tasdik etmeyeceğini biliyorum. Yeni mi öğrendim bunu? Hayır, ben bunu öğreneli otuz sene oluyor. Otuz senedir sadakate medar olacak neyin yapılabileceği derdiyle piştim. Soru soranlar dert ortaklarım olsalardı başkasından öğrenemeyecekleri bazı şeylerin bilgisine varmanın armağanıyla ödülleneceklerdi. Bir kez daha reddedildiğimi görüyor ve pes diyorum.

Siz ağzınıza devletin tıkıştırdığı ve bazen yerini biberonun aldığı kuru emzikten başkasıyla tatmin olmuyorsunuz. 1945 yılından bu yana dünyanın her yerinde düşünce namına devletin dayattığı dışında bir şey hükmünü yürütmedi. Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde milletin sesi kısıldı, devletin borusu öttü. Çoğu zaman devlet borusunu öttürebilmek için milletin nefesini kullandı. Yani millet kendinin cezalandırılmasında rol aldı. Bu rolden memnuniyet duydu ve rolünün büyütülmesini talep etti.

Piyasada sadece devletin dayattığı fikirler gezinmez; bir de devletin gezinmesine ses çıkarmadığı fikirler vardır. Bilhassa 1945 sonrasında devlet milletin el birliği etmesini, ağız birliği etmesini zor hale sokacak fikirlerin ortalıkta dolaşmasına ses çıkarmaz. Fikirlerdeki çeşitlilik her birimin kendine devlette destek aramasından dolayı devletin işine gelir. Devlet hem çeşitli fikirlerin üstünde bir yer tutmayı başarır, hem de eline milleti birbirine düşürme manevrası için bir silâh geçirmiş olur.

Devletin ses çıkarmadığı fikirler arasında takip edilmesi halinde milletin devlete haddini bildirmesine varacak fikirler de vardır. Devlet bu fikirlerin etki derecesini öğrenmek, insanların hangi derecede bu fikirlere kapıldıklarını test etmek istediği için piyasaya çıkmalarına ses çıkarmaz. Bu fikirlerin takip edilip edilmediğini denetlemek devletin en büyük meşguliyetidir. Eğer takip ediliyorsa vakit geçirmeden bu fikirlerin sahteleri, tağşiş ve tağyir edilmiş olanları piyasaya sürülür. Milletin her gün biraz daha sersemletilerek iğdiş edilmesi devleti rahatlatır ve güçlendirir.

1945’ten günümüze kadar ülkeden ülkeye fark eden devletle millet arasındaki ilişki aşamalardan geçilerek standartlaştırılmıştır. Küreselleşme denilen “olgu” standardın tasdikine yaradı. Devlete haddini ancak millet bildirebilir. Dünyadaki toplumlar içinde bu bakımdan Türkiye’nin imtiyazı bâriz idi. Artık değil. Türkiye’nin imtiyazını kaybetmesine rağmen benim çabam, hatta çabalaman Türkiye’nin kaybedilmiş imtiyazını tebarüz ettirme istikametinde oldu. Çünkü millet olma iradesi gösteren insanların yürüdükleri yolu kesmeye devletin gücünün yetmeyeceğine inanıyorum. Türkiye’de Müslüman’ım diye ortaya çıkan insanların tutumları hiçbir bakımdan bana şevk vermiyor. Pes ediyorum. Bir veda da “bizzat kendisi”nden. Bile bile lâdes. Aradığını bulamamak çabalamaktan geri durmaya sebep olmayacak. Hiç hatırdan çıkarmayın İbrahim aleyhisselâm tek başına bir milletti. Tek başına bir şey olmayanın içinde yer aldığı güruh dolayısıyla bir şey olma ihtimali hiç yoktur.
İsmet Özel
(20 Ekim 2004)
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.