![[Resim: 566126.jpg]](http://medya.yenibahardergisi.com//yenibahar/2015/03/03/566126.jpg)
İlgisizlik, ekonomik sıkıntılar, kıskançlık, saygısızlık… Günümüzde eşlerin tartışma ve kırgınlık nedenlerinden sadece bazıları. Sebep ne olursa olsun o esnada söylenilen bir söz, bir mimik meselenin daha da büyümesine, alevlenmesine yol açıyor. Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatına baktığımızda her aile gibi, O’nun evinde de birtakım problemler yaşandığını görüyoruz. Lakin O (sas) problemleri kangren olmadan çözüme kavuşturuyordu. Mesela bir sıkıntı esnasında latife yapıyor, susuyor, mekânı terk ediyor yahut abdest alıp daha fazla ibadetle meşgul oluyordu. Konuyla ilgili Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Budak’ın görüşlerine başvurduk.
Günümüzde tartışmaların büyümesinin en büyük sebeplerinden biri, o esnada eşlerin sinirle adeta birbiriyle laf yarışına girmesi. ‘Karşıdakinin canını daha fazla nasıl acıtabilirim?’ düşüncesiyle bazen ağza alınmayacak sözler sarf ediliyor. Böyle olunca küçücük meseleler bile içinden çıkılmaz hale geliyor. Oysaki Rehber-i Ekmelimiz, (aleyhissalatü vesselam) eşlerin ilk tutumlarının sükûnet olması gerektiğini söylüyor. “Hiçbir mü’min, hanımına öfkelenip ondan uzak durmasın; şayet hoşlanmadığı bir huyu varsa, mutlaka ki ondan hoşlanacağı başka huyları da vardır.” buyurarak öfkelenmeden sakin bir şekilde karşılık verilmesini öneriyor. Yine bununla bağlantılı olarak olaylara ani tepki vermemek de Nebiler Serveri’nin uyguladığı prensiplerden. Bu tutumu, Hz. Aişe validemizin bir kıskançlık anında görebiliriz: Resûlullah, Hz. Aişe’nin yanında iken, Hz. Hafsa bir tabak yemek gönderiyor. Aişe validemiz, tabağı kırıyor.
Efendimiz, dökülenleri topluyor ve sadece “Annenize kıskançlık geldi, haydi buyrun yiyin.” diyor.
Eşler arasında kavgaların nedenlerinden biri de ‘Senin ailen, benim ailem’cilik. Peygamberimiz, hem kendi hem de eşlerinin ailesine, hatta yakınlarının yakınlarına değer veriyor, onlara olan itibarını her zaman gösteriyor. Öyle ki eşleri vefat etse bile onun dost ve arkadaşlarına hürmet ediyor. Örneğin evine gelen yaşlı bir kadına Hz. Hatice’nin arkadaşı olduğu için fazlaca iltifat ediyor. Eş böyle mükemmel olunca, hanımları da Resulullah’ın akrabalarına ayrı bir sevgi besliyor, onların yardımlarına koşuyor. Hz. Hatice, babası vefat eden Hz. Ali’yi yanlarına alıyor. Eşinin akrabasının elinden tutuyor. Sadece bu kadar da değil. İki Cihan Serveri’ne sütannelik etmiş Halime annemize, zaman zaman maddi yardımlarda bulunduğu biliniyor.
“Hanımını bir köle gibi nasıl dövebilir ki?”
İş yoğunluğundan ötürü aileye ayrılacak zamanın dengelenememesi de sıkıntılara mahal verebiliyor. Bu hususta Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sahabiye şöyle diyor: “Ailenin de senin üzerinde hakkı var.” Zaten O (aleyhissalatü vesselam) devlet başkanı, peygamber olmasına ayrıca yoğun işlerine rağmen ailesini ihmal etmiyor. Ailesiyle beraberken sohbet ediyor, şakalaşıyor. Ayrıca aile içi sohbetler uyguluyor. Sabah ve ikindi namazlarından sonra aile fertleriyle tek tek, akşamdan sonra hep birlikte muhabbet ediyor, onlara ibretlik kıssalar anlatıyor.
Nebiler Nebisi Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) kimi zaman tartışma esnasında latife yaparak ortamı yumuşatıyor, o konuyu çözüyor. Bir keresinde Hz. Aişe validemiz sesini fazla yükseltince Resûlullah tepki vermiyor. Olaya şahit olan Hz. Ebubekir kızı Hz. Aişe’yi azarlıyor. Hz. EbuBekir, durumu seyreden Efendimiz’i görünce sessizce orayı terk ediyor. Bunun üzerine Peygamberimiz Hz. Aişe’ye şöyle diyor: “Bak, babanla arana nasıl girdim de seni ondan kurtardım.” diyerek olayı tatlıya bağlıyor.
Gerginlik olduğu durumlarda bulunulan ortamı değiştirmek, abdest almak da Nebevi prensiplerinden. Peygamber Efendimiz, evden uzaklaşıyor, daha fazla ibadet ediyor. Eve döndüğünde de eşinin yumuşadığını görüyor. Asr-ı Saadet’te tablo böyleyken günümüzde maalesef aile içi tartışmaların özellikle kadınların dayak yemesine, hatta öldürülmesine kadar gittiğini görüyoruz. Bu hususta Allah Resûlü’nün ibret verici hadisi herkesin kulağına küpe olmalı: Sizden birisi, günün sonunda kendisiyle aynı yastığa baş koyacağı hanımını, bir köle gibi nasıl dövebilir ki?
Efendimiz’den tavsiyeler…
En kötü koca, eşine kötü davranandır.
Kadınlara yumuşak davranılmalı.
Kocasının hakkını eda edemeyen kadın, Rabb’inin hakkını eda edemez. Beş vakit namazını kılan, iffetini koruyan ve kocasıyla uyum içindeki bir kadın, cennet ehlindendir.
Eşler birbirine rencide edici sözlerde bulunmamalı.
Aile içinde yaşanan olaylar, başkaları tarafından kesinlikle bilinmemeli.
Eşler birbirlerini ferahlatmalı, yeri gelince doğruluktan ayrılmadan şaka yapmalı.
Hayırlı işlerle meşgul olunmalı. Allah yolunda yapılacak işlerden ödün vermek ve ibadet hayatındaki kusurlar eşlerin imtihan olmalarına yol açıyor. Böylece şeytan, tuzak kurabileceği yeni alanlar buluyor.
Mutluluğu kanaatte buldular
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ailesinde sade bir hayat yaşanıyor. Böylece israf ve lükse alışkanlığın beraberinde getirdiği doyumsuzluktan kaynaklanan kırgınlıklar da önlenmiş oluyor. Resûlullah’ın o mümtaz eşleri, mutluluğun kanaatte, dünyaya dünya kadar ehemmiyet vermede olduğuna inanıyor. B
ir gün Hz. Ömer (ra), kızı Hz. Hafsa’ya Resûlullah’ın ev hayatını soruyor:
Allah’ın Resûlü’nün giydiği en kıymetli elbise neydi?
İki tane renkli elbisesi vardı. Elçileri onlarla karşılar, cuma hutbelerini bunlarla okurdu.
Peki, yediği en iyi yemek neydi?
Bizim yediğimiz ekmek, arpa ekmeği idi. Ekmek sıcak iken yağ sürer, yumuşatırdık. Bunu güzel bulduğumuz için misafirlerine de ikram ederdik.
Senin yanında kaldığı zamanlar, yerde yaygı olarak kullandığınız en geniş, en rahat yaygı neydi?
Kalınca kumaştan yapılmış bir örtümüz vardı. Yazın dörde katlar, altımıza yayardık. Kış gelince de, yarısını altımıza yayar, yarısını da üstümüze örterdik...