Oysa Kur’an-ı Kerim’in bütünlüğünde ve bu bütünlükte ele alınması gereken tevhidi süreçte, müslümanları ifrat veya tefride sürükleyecek böyle bir ikilem yoktur. Mesela cahiliyenin yerleşip-kökleştiği Mekki bir dönemde yaşayan Resulullah (s.a.v.) Efendimizin “Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana. 109/4...6)” tavrı, bu ikilemin dışında kalan ve hiçbir kuşku duymadan örnek almamız gereken tevhidi bir tavırdır. Çünkü bir imtihan dünyasındaki bu kulluğumuz, tağutların yıkılıp-yıkılmamasına veya yaşadığımız ülkenin İslam olup-olmamasına bağlı bir kulluk değildir. Nitekim uzun yıllardır bu Kur’ani tavrı örnek alan müslümanlar olarak, tağutu inkar etmemize ve tağuti görüşlerden sakınmamıza rağmen tağutu yıkmayı değil insanların kurtuluşunu önemsiyor ve bir insanın kurtuluşuna vesile olmayı, bin devrim sevinciyle yaşıyoruz."
Mehmed Alagaş-"(S)ONA SON KALA" kitabından...