You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

on dahi osmanlı sultanı

on dahi osmanlı sultanı

Profesör
on dahi osmanlı sultanı
Anadolu Selçukluları’ndan sonra İslâmiyete, müslümânlara ve insanlığa hizmet nöbeti, Kayı Boyu’na geçmiştir. Küçücük bir beylikten kısa zamanda cihân devleti durumuna gelen Kayı’nın azîz temsilcisi Osmânlı Türkü, İslâmiyet’in son dîn olduğuna îmân etmiş, ilme, san’ata ve bütün insanlığa asırlarca faydalı olmuştur.
Osmânlı Devleti millî, İslâmî ve insânî esâslara bağlı bulunan bir cihân hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu. Bu düşünce, gerçekten Türk-İslâm târihinde en yüksek derecesini Osmânlı Devleti’nde bulmuş ve müstesnâ bir kudret kazanmıştı. Osmânlı cihân hâkimiyeti ve dünyâ nizâmı ideâli, şüphesiz millî şuûr ve uyanış yanında, asıl kaynağını İslâm dîni ve onun cihâd rûhundan alıyordu.


şaşırtıcı yükseliş sebepleri
Gerçekten de bir aşîretten cihângîr bir imparatorluğa giden yolda, Osmanlı hânedân mensuplarının kudret kaynakları incelenecek olursa, devletin temelleri ve şaşırtıcı yükselişi daha iyi anlaşılır. Nitekim, Fransız târihçisi Grengur da, “Bu yeni İmparatorluğun teessüsü, beşer târihinin en büyük ve hayrete değer vak’alarından biridir” demektedir.
Burada, D’ohsson’un da fikrini zikretmeden geçemiyeceğiz:
“.... Kur’ân-ı kerîmi tanıyanların zihnine ve hâfızasına nakşedilmiş olan prensipler, onları yeryüzündeki insanların en hayırseveri, en insâniyetlisi hâline getirmiştir. Bütün bu fazîletlerine rağmen, Ecnebîlerin (Avrupalıların) onlara barbar demesi, yırtıcı bulması, savaşlarına göre hüküm vermesinden ileri gelir. Gerçekten Müslümânlar canlarını esirgemeden savaşırlar, onlaraın düşmanları aynı zamanda dinlerinin de düşmânıdır. Bu şecâat, Türklere sâdece dînlerinden değil, aynı zamanda millî karakterlerinden de gelir. Ama bir milletin gerçek karakteri, savaş alanının silâh gürültüleri arasında ta’yîn edilemez. Türkleri gerçekten tanımak isteyenler, onların fazîletlerini değerlendirmeli, törelerin karakter ve fiillerindeki tesîrlerini muhâkeme etmeli, onları barış zamânındaki örf ve âdetleri içinde incelemelidir. Filhakika Türkler, savaşta ne kadar sert, ne kadar mağrûr ve yırtıcı iseler, barışta da o kadar sâkindirler. En büyük kahramânlıkları gösteren, gözlerini kırpmadan ateşe [ve ölüme] atılan bu insanlar, günlük hayâtlarına döndükleri zaman gerçek karakterlerini alırlar. O zaman onların beşerî duygularla dolu hayırsever kimseler olduğu anlaşılır.
Bu duygu, bütün Türklere şâmildir. Hepsinin de rûhuna öylesine derin bir şekilde işlemiştir ki, savaşta birer cesâret timsâli olan bu kimseler, barışta fakîr babası, düşkünün dostu olurlar. İçlerinde en kötüsü, en hasîsi bile yine de bir vazîfe olarak iyilik etmekten çekinmez....”
Osmânlı Beyliği, daha kurulduğu andan i’tibâren askerî, adlî ve mâlî teşkîlâtla işe başladı. Bilhâssa askerî işlere fazla ehemmiyet verilerek muvaffakiyetin sebepleri hâzırlandı. Fakat bu zâhirî kudret, tamâmen ayrı dînde olan yabancı bir bölgede, ya’nî Balkanlarda yayılma ve yerleşme için kâfî değildi.
Ancak bu iş, daha çok mânevî ve rûhî sebeplerle, öylesine göz kamaştırıcı bir hızla ve şuûrlu bir biçimde oldu ki, bugün dahî, düşünenleri hayretler içerisinde bırakmakta ve 20. asırda dahî misli görülmemiş bu hareket, dün olduğu gibi, bugün de yerli-yabancı nesillerin hayrânlığını çekmektedir.


ne kadar ıktıdarda kaldılar?
Osmânlı sultânlarından, iktidârda çok uzun kalanlar olduğu gibi, çok kısa kalanlar da vardır. Biz, burada, önce uzun müddet iktidârda kalanları zikretmek istiyoruz. Bazı pâdişâhlar, Osmânlı tahtında 20’şer seneden fazla; bazıları 30’ar seneden fazla kalmışlar, biri de 40 seneden fazla pâdişâhlık yapmıştır.
20 seneden fazla tahtta kalan pâdişâhları, en uzun tahtta kalış sırasına göre zikredecek olursak şöyledir:
a) 10. Sultân I. Süleymân Hân [Kânûnî Sultân Süleymân], 46 sene [1520-1566];
b) 19. Sultân IV. Mehmed Hân, 39 sene [1648-1687];
c) 2. Sultân Orhân Gâzî Hân, 33 sene [1326-1359];
d) 34. Sultân II. Abdulhamîd Hân, 33 sene [1876-1909];
e) 8. Sultân II. Bâyezîd Hân, 31 sene [1481-1512];
f) 30. Sultân II. Mahmûd Hân, 31 sene [1808-1839];
g) 3. Sultân I. Murâd-ı Hüdâvendigâr, 30 sene [1359-1389];
h) 6. Sultân II. Murâd Hân, 30 sene [1421-1451];
ı) 7. Sultân Fâtih Mehmed Hân, 30 sene [1451-1481];
j) 1. Sultân I. Osmân Gâzî Hân, 27 sene [1299-1326];
k) 23. Sultân III. Ahmed Hân, 27 sene [1703-1730];
l) 24. Sultân I. Mahmûd Hân, 24 sene [1730-1754].
Bazı televizyon ve gazetelerde haksız yere bazı tenkîdler yapılsa da, aklı başında olan yerli-yabancı herkes, Osmânlı devletini övüyor. Acabâ neden? Çünkü Osmânlı fetihleri yalnız kılıçla değil, daha çok uzlaştırıcı ve sevdirici bir politika netîcesinde gerçekleşmekteydi. Osmânlı idâresinin, İslâm dîni hükümleri çerçevesinde, gayr-i müslimlere cân ve mâl güvenliğiyle dînlerinde serbestlik tanıması, onların gitgide İslâmiyetle şereflenmelerine yol açıyordu. Yine bu durumun netîcesi olarak çok defâ, geniş bölgeler, şehir ve kasabalar, kendiliğinden Osmânlı hâkimiyetini tanımakta idiler. Baştan başa Hıristiyânlarla meskûn olan Balkan Yarımadası halkı, kısa zaman içinde bu tarzdaki âdilâne hareket ve idârî siyâsetteki incelik sâyesinde İslâmiyeti seçti.
Osmânlı sultânlarının idealleri, millî, İslâmî ve insanî esaslara bağlı bir cihân hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu. Osmân Gâzî’nin; “Gâyemiz kuru bir cihângîrlik da’vâsı değildir” şeklindeki son sözleri, bütün sultânlara rehber olmuş, hepsi de bu vasiyetten ayrılmamak için gayret sarfetmişlerdir.
Osmânlı Devletinin kuruluş ve cihâd rûhunun yükselişinde, tasavvuf büyük kudret kaynağı idi. Meşâyih ve evliyânın himmetleri ile yükselen gazâ rûhu, küçük Söğüt kasabasından Bursa’ya ve bu medeniyet merkezinden de Rumeli’ye yayılıyordu. Gerçekten de Osmânlı Devletinin kuruluş ve yükselişinde âlimler, velîler ve dervîşler birinci derecede rol oynamışlardır. Osmân Gâzî ve haleflerinin etrâfı dîn adamları, ulemâ ve evliyâ ile dolmuştur.
Yarım yüzyıl devlete hükmetmiş, artık pîr-i fânî olmuş, bir cihân pâdişâhını hasta hasta sefere çıkartan sebep ne olabilir?
“Özi kalesi elden çıktı” diye acısına dayanamayıp kısa zamanda vefât eden bir sultânın hâli nasıl îzâh edilebilir?
“Asker evlâtlarımız parçalandı” diye âh ettiren acı nasıl bir acıdır?
Ölüm döşeğinde kendisine; “Şimdi Allah’la olmak zamanıdır” diyen lalasına; “Lala, Lala! Sen şimdiye kadar bizi kiminle sanırdın?” diyen sultânın yetişmesine vesîle olan îmân, ahlâk, ideal ve yüksek fikri iyi tanımak, derinden kavramak lâzımdır.

osmanlı devletı nasıl bır devlettır?
Zamânımızdaki yerli-yabancı birçok târihçi, düşünür ve ilim adamı, Osmânlılar hakkında şunları söylemektedirler:
“.... Osmânlıların hoşgörüleri, ister siyâset, ister hâlis insâniyet netîcesiyle meydâna gelmiş olsun, onların, yeni zaman içinde milliyetlerini tesîs ederken dîni, hürriyet ilkesini, siyâsetinin temel taşı olarak kabûl eden ilk millet olduğu, i’tirâz kabûl etmez bir durumdur. Hıristiyân dünyâsındaki ardı arkası kesilmeyen Yahûdî ta’zîbâtı ve engizisyona rağmen, muâvenet mes’ûliyeti lekesini taşıyan asırlar esnâsında, Hıristiyân ve Müslümanlar, Osmânlıların idâresi altında âhenk ve vifâk [uygunluk] içerisinde yaşıyorlardı...” (Gibbons).
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 05-04-2009, Saat:06:18 PM, Düzenleyen: taha yusuf.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.