Sultan Hazretlerinin dervişlerinden ki dostlukları tâ Buhârâ’dan başlamıştı ve şeyh Hüseyin Ahlâti Hazretleri ile daima hembezm olurmuş. Hazrete hayli yakınlığı olan, gündüzleri oruçlu, geceleri uyumayan bu azizin ismine Baba Kâşifi derlerdi. Bir gün ecel erişip vefat etti. Ölüm ânında ağzından burnundan köpükler gelmişti. Teçhiz tekfin hazırlığı içinde iken Sultan Hazretleri eline yapışıp
Hâlin nedir? deyince gözlerini açtı. Sultanın emri ile elini yüzüne sürüp ağlamaya başladı, gözlerinden hayli yaşlar aktı. Yine gözlerini yumup kendinden geçti. Yatsı namazını kıldıktan sonra geldik gördük ki el ve ayaklarında bir hareket var.
Hemen Sultâna:
Kâşif Baba yine gözlerini açtı diyerek haber saldık başına gelip tekrar Yâsin suresini okudular. Sure-i şerif tamam oldukta ağzına köpük geldi ve kendinden geçti. Artık öleceğine kani olduğu için kefeninin hazırlanmasını, binaenaleyh mezarının da kazılmasını emrettiler. Biz bu hazırlık içerisinde iken Kâşif Baba teneşir tahtasının üzerinde tekrar kalktı oturdu. Sultan Hazretleri gelip üzerine bizzat kendi eliyle gömlek ve kaftanını giydirdi. Ve makamına getirip oturttular.
Hazret:
Yâ Kâşifi! Hâlin nedir? diye sordukta cevap vermeğe gücü yetmedi.
Sultan Hazretleri:
Bir çanak su getirin emrini verdi. Su gelince mübarek elini suya sokarlarken, bir yandan da su bardağına okuyup üflediler. Sonra bu sudan dervişin eline yüzüne ve burnu içi ile kulaklarına ve boğazının altına sürdüler, kalan suyu da içirdiler. O âna kadar konuşamayan Kâşif Babanın dili açıldı ve şöyle dedi:
Ey benim ulu sultânım! Kendimden geçtiğimde; duvarın ansızın ikiye yarıldığını gördüm. Muhteşem bir kişi gelip bana “Beni bildin mi?” diye sordu. Ben de:
Bilemedim, cevabım verdim.
Ben bu âlemin kutbuyum, böyle ölüm hâlinde olanlara yetişir, onları diriltirim. Mürşid-i kâmil dedikleri gerçek insan-ı kâmiller kutbü’l-aktâblardır. Artık doğrudan doğruya feyzi benden al. Şimdiye kadar tuttuğun yol yanlıştı, bize gel de sana merhamet edelim, dedi. Sıkıca tuttuğu elimi bir türlü kurtaramıyordum. Ben çekilip :
Euzü billahi mineşşeytânirraciym, Bismillâhirrahmânirrahıym. Yasin vel kur’ânil hakim inneke leminel mürselin alâ sıratın müstekıym tenziylel aziyzirrahıym’e kadar okuyunca kendini zamanın kutbu tanıtan güya ulu zâtın şeytan, olduğunu anladım. O sırada annem ve babam yanıma gelerek:
Oğlum! Niçin zamanın kutbuna karşı geliyorsun ! Din ulusuna teslim ol, diyerek onlar da elime yapışıp çekmeye başladılar ve şimdi Tanrının mazharı/emri budur, ne derse itâat et, derlerdi
Herkes ve her şeyden imdat istediğim bir o anda ey ulu emirim! Siz çıkageldiniz. O zaman o muhteşem kişi (!) ve etrafımda oturan annem ve babam, karın güneşin karşısında eridiği gibi eriyip gittiler, yerleri belirsiz oldu
Kâşif Baba sözlerine şöyle devam etti:
O lâinler! Kayboybolduktan sonra, sızın mübarek cemalinizle gözlerimi açtım, bildim ki bana görünüp tarikatımı degiştirmekliğimi söyleyen ihtişamlı kişi şeytan olup son demde imanımı almaya gelmiş. Yine şu gerçeği öğrendim ki. seyyidlerden şeytan firar edermiş. Şeytan Seyyidlerin suretine giremezmiş.
Bir kişi şeyh olsun, ne olursa olsun seyyidlere biat etmelidir ki, onlar zâhir ve bâtın Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem varisleridirler.
Ya sultânım!
İkinci defa aklım gittiğinde gördüm ki Yâsin-i şerif okumaktayım. Sultânım göründüğünde sizinle beraber yeryüzündeki tüm insanlarla beraber melâike-i kirâm Hazerâtı da Yâsin-i şerif okumaktaydılar.
Üçüncü defa aklım gittiğinde öyle bir yere varmıştım ki iniş ve yokuşu yoktur ve bu yerde içi lebâleb şarktan garbe kadar insanlarla dolu bir mağara gördüm. Bu insanların özellikleri şu idi ki, her birinin isimleri aynı, boyları eşit, başları ve yüzleri bir, hepsine aynı adla sesleniliyordu.
Kâşifi Baba’nın sözleri burada sona erdi. Kendisi bu olaydan sonra yedi sene daha yaşadı.
Tavr-ı şeyâtıni nice mekârimdir.
Hilebazı bed fikir gaddardır.
Avn-i Hak erişmeyince bir kula,
Sanma anın fitnesinden kurtula.
Kılsa sâdâta şolar kim ittiba’
Yol bulamaz ana şeytan bi niza,.
Gayret-i Hakk anı saklar daima,
Rahmet-i Hakk anı bekler daima.
Bugünün Türkçesi ile şiirdeki mânaları anlatmak istersek anlamı şöyledir:
Şeytan öyle ikram edici ve suret-i Hak’tan görünür ki, onun, o gaddarın hilelerine akıl erdirmek ve o hileleri sezmek güçtür. Ancak Allahü Zülcelâl’ın yardımı ile bu hilelerden kurtulabilinir. Bir kişi seyyidlere uyarsa, şeytan ona erişmeye yol bulamaz. O zaman Allah’ın gayreti onu saklar ve onun bekleyicisi olur, demektir.