Yazın güneş altında kışın soğukluğunu hissedebiliyoruz da neden ölümü hissedemiyoruz? Belki kışın soğukluğunu bizzat yaşadığımızdandır. Fakat şu bir gerçek ki; bizler doğdukyaşıyoruz ve öleceğiz. Ölümü yaşamadık fakat kulağımızgözümüz şahittir ki;şu güne kadar bizim gibi yaşayan insanların ölüm haberini duyduk. Peki ölümü ille de yakınımızda hissedebilmemiz için ölüm meleğinin bize görünmesi mi lazım? Zaten o her zaman yanı başımızda olduğu için yakınlığını anlayacağız.Önemli olan onu yaşamadanölüm meleğinin simasını görmedensesini işitmeden anlamamızdır.
Ölümü hakkıyla anlayabilmekkişiyi mal mülk sevdasından uzaklaştırır. Dünyanın bir misafirhane olduğunu bildirir.Nasıl ki;misafir olduğumuz bir evde huzursuz oluyor ve kendi evimizde olduğu gibi rahat davranamıyorsakdünyada da buna benzer durumda olmalıyız. Sonunda ebedi kalacağımız yer olan ahiret alemine gideceğiz. Bu gidişte dünya konumumuz önemli değil.
Şöyle düşünelim:Malatya’dan İstanbul’a trenle gitmekte olan iki şahıs var. Bunlardan birincisi çalışmalarının karşılığı olan ödülünü almayadiğeri ise;mahkeme edilip layık olduğu cezayı görmeye gidiyor. Birincisi mutludiğeri mutsuz olacaktır. Mutlu olan üçüncü mevkide de gitsehatta yer bulamayıp arada da yatsa bunun pek bir önemi olmaz. Çünkü bu yolculuğun sonunda kendisini büyük bir saadet beklemektedir.
Diğeri iseen lüks mevkide de gitse ve her ihtiyacı yerine getirilse dahimutlu olamaz. Çünkübu yolculuğun sonunda kendisiniçarptırılacağı ceza beklemektedir. Dünyevi tutkularımızkoltukşan ve şöhret gibi arzularımız trendeki mevki farklılıklarından başka bir şey değildir.
Şimdi kafalarımızı avuçlarımızın arasına alarak uzun uzun düşünelim: Bu fani dünyada ihtiyaçlarımızı temin etmek için durmaksızın çalışıyorebedi alemin ihtiyaçlarını da göz ardı edipoturup yatıyorsakahiret yurdunda halimiz nice olur?
Ekmek parasını kazanmak için çalışmayanlar bile bir yolunu bulup geçimlerini temin ederler. En azından cami avlusunda mendil açarak kazanırlar. Fakat ebedi alem olan ahireti için çalışmayanlara böyle bir seçenek yoktur. Ahirette dilencilikyalvarmayakarma işe yaramaz ve boştur. Çünkü orada ilahi adalet tecelli edecektir.
Allah-u Taala insanları kendisine ibadet etsinler diye yaratmıştır.[1] İbadet edilmesi gereken yer olarak da dünyayı tayin etmiştir. Her insan dünyadaki imtihandan geçtikten sonra ahiretteki mevkisini belirlemektedir.
Aslında ölüm ürkütücü olmasına rağmen kimileri için güzeldir. N. Fazıl şöyle diyor:”Ölüm! Budur perde arkası haber.
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber.”
Allah’u Taalanın habibimsevgilim dediği alemlerin Efendisi Rasulullah da (SAM) ahiret yurduna göç etti. “Hiç şüphe yok ki sen de öleceksinonlar da ölecekler.”[2] İlahi hitabına oda mazhardı.
Şayet ölüm gözlerimizin gördüğü gibi sadece mezara girmekten ibaret olsa idiAllah_u Taala Peygamber Efendimize ölümü layık görür müydü?
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:”Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” Neden biz de kabrimizin cennet bahçelerinden bir bahçe olması için çalışmayalım?
Şair şöyle der:”Ana rahminden geldik pazara.
Bir kefen aldık döndük mezara.”
Her şeyi maddede arayan bir insan bunun farkında olamaz. Ve habire servetine servet katmak ister. Götüreceği tek şeyin kefen olduğunu idrak edemez.
Biraz düşünüldüğündeAllah-u Taala bizleri mal mülk biriktirip bir kefenle ebedi aleme gitmek için mibu kadar bir şey için mi bizleri yarattı ve bu dünyaya gönderdi?
“ Gel nazar kıl mezarımın taşına.
Akil isen aklını al başına.
Bir dem ben de sefa sürdüm cihanda.
Akibet bak taş diktiler başıma...”