“Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Ali İmran 164) iNTiZAR_ İlmi, Kültürel ve Siyasi Dergi
Allah’ın Adıyla!
Hamd, bizleri yoktan var edip İslam ile şereflendiren alemlerin rabbine, salat ve selam O’nun sevgili resulüne, aline, ashabına ve kıyamete kadar izi sıra yürüyenlere olsun.
Hz. Adem’den (as) beri kesintisiz olarak peygamberlerini gönderip insanları tevhide çağıran Allah (cc); son peygamberini Mekke’den seçmişti. Mekke; İbrahim (as) ve oğlu İsmil’in (as) kendi elleriyle temellerini yükselttikleri Allah’ın (cc) evi ve yeryüzündeki ilk mescid Kabe’nin bulunduğu şehir olmasından dolayı, her taraftan insanların tavaf için geldiği, aylarca Pazar ve panayırlar kurulduğu kutsal bir şehir konumunda olmasına rağmen, sakinlerinin hanif dinden uzaklaştıkları, Allah’a (cc) şirk koştukları, puta taptıkları ve Allah’ın (cc) mukaddes evini dahi 360 kadar putla doldurdukları, ibadet niyetine kadınların anadan doğma çırılçıplak Kabe’yi tavaf ettikleri, zinanın her çeşidinin meşru kabul edildiği, kız çocukların diri diri gömülüp öldürüldüğü, Allah’a (cc) haşa kız ve oğlan çocukların isnad edildiği, içki ve kumarın alabildiğine yaygın olduğu, güçlünün güçsüzü ezdiği ve adaletin sadece elit zümre için geçerli olduğu bir toplumun kalbinin attığı şehir devletiydi.
Öte yandan, daha önce gönderilen Peygamber ve kitaplara inandıklarını söyleyen ehli kitap da, kendilerine gönderilen ilahi kelamları tahrif etmiş, hanif dinin itikad ve ahkamını değiştirmiş ve aslından uzaklaştırmış bir vaziyette, ilahi din adına kendi ellerinin uydurdukları şeyleri yaşıyorlardı.
Allah’ın (cc) hanif dini ortadan kalkmış, dini yalnızca Allah’a (cc) has kılarak O’na ibadet eden insanlar yok denecek derecede bulunmaz olmuştu.
Böyle bir zaman diliminde Allah (cc); insanlar başta olmak üzere bütün alemlere rahmet olarak göndereceği ve kendisiyle peygamberlik müessesesinin son bulup vahyin kesileceği son peygamber hatemül embiyayı, Mekke’den seçmiş ve tayin etmişti.
Bu yüce insan; Muhammed (sav) idi.
Hatemül enbiya Muhammed (sav) ; Fil yılı olarak bilinen tarihte, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi günü dünyaya geldi. Miladi olarak O’nun doğum günü hesaplanmış ve 571 yılı, Nisan ayının 20’sine, Pazartesi gününe denk geldiği belirlenmiştir.
Bu tarih; Müslümanlar için önemli bir tarihtir, kutlu bir tarihtir, Alemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed’in (sav) kutlu doğumunun tarihidir.
Muhammed’in (sav) doğumuna mevlid denilmektedir. Bununla birlikte Müslümanlar tarafından O’nun (sav) dünyaya geliş zamanına, doğum günü ile ilgili yapılan merasimlere ve bununla ilgili yazılan eserlere de mevlid ismi verilmiştir.
İslam aleminde mevlid ile ilgili kutlama veya merasimler ilk defa Mısır’da Fatımiler zamanında yapılmıştır. Daha sonra bu merasimler yaygınlaşarak, Mekke dahil bütün İslam memleketlerinde yapılmaya başlanmış ve günümüze kadar sürekliliğini korumuştur.
Mevlid okumak ve mevlid merasimleri düzenlemek konusunda alimler ihtilaf etmiş ve farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları, bunun bid’at olduğunu söyleyip şiddetle karşı çıkarken, bazıları da İslam itikadına ters düşen bir şey zuhur etmedikçe sakınca görmemişlerdir. Diğer bazıları ise; Rasulullah’ın (sav) sevgisini canlı tutması açısından faydalı görmüş ve teşvik etmişlerdir.
Bu hususta Ustad Bediüzzaman Said Nursi şöyle demektedir : “Mevlid-i Nebevî ile Miraciyenin okunması, gayet nâfi ve güzel âdettir ve müstahsen bir âdet-i İslâmiyedir. Belki hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyenin gayet lâtîf ve parlak ve tatlı bir medar-ı sohbetidir. Belki, hakaik-i imaniyenin ihtarı için en hoş ve şirin bir derstir. Belki, imanın envârını ve muhabbetullah ve aşk-ı Nebevîyi göstermeye ve tahrike en müheyyiç ve müessir bir vasıtadır. Cenâb-ı Hak bu âdeti ebede kadar devam ettirsin. (Mektubat, 24. Mektup)
Evet, Allah’ın (cc) Rasulünü (sav), doğumunu vesile yaparak anmak güzel bir şeydir. Ancak O (sav), herhangi bir insan değildir. O’nun (sav) doğumunu kutlamak, O’nu (sav) bu vesileyle anmak da, diğer herhangi bir insanın doğumunu kutlamak ve anmak gibi değildir, olmamalıdır.
O (sav), Allah (cc) tarafından seçilmiş ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş son peygamber ve bütün insanlığın kurtuluş yolunun rehberidir.
“Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya 107)
“Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Ali İmran 164)
O (sav), İslam dinini insanlara tebliğ etmek ve pratiğiyle göstermek üzere gönderilmiş en güzel örnek ve pratik yaşam modelidir.
“Ey iman edenler! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah en güzel örnektir.” (Ahzap 21)
O (sav), her konuda söyledikleri ve yaptıklarına tam bir teslimiyetle uyulup itaat edilmesi istenen ve kendisine itaatin Allah’a (cc) itaat sayıldığı yüce bir makam sahibidir.
“Kim Resul’e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.“ (Nisa 80)
O (sav); bir beşer olmasına rağmen, vahiyle muhatap olduğundan ve İslam dininin her yönüyle öğreticisi olduğundan, konuşması ve davranışlarıyla beşer üstü bir konum sahibidir.
“O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak bildirilen bir vahiy iledir.” (Necm 3,4)
Dolayısıyla doğumunu vesile yaparak O’nu (sav) anmak; doğum tarihi, doğum yeri, soyu, evliliği, çocukları, şekli, şemaili vs gibi beşeri yönünden ziyade, O’nun (sav) Rasul yönüne bakmak, bu yanıyla O’nu (sav) anmak, tanımak ve öğrenmek gerekir.
Çünkü O (sav); bütün Müslümanlar için tanınması, bilinmesi ve öğrenilmesi gereken yüce bir şahsiyettir. Çünkü O (sav); konuşup bildirdikleriyle, yaşayıp öğrettikleriyle ve hayatının her yönüyle Müslümanlar için itaat edilmesi ve uyulması gereken örnek bir şahsiyettir.
Peygamberlik müessesi nedir, peygamberler neden gönderilmiştir, görevleri nedir?
Peygamberimiz niçin gönderilmiştir, ne getirmiştir, niçin getirmiştir, bizden ne istemiştir?
Peygamberimiz ferdi, ailevi ve sosyal hayatını ne üzerine bina etmiş, nasıl bir yaşam sürmüştür?
Peygamberimiz ne için ve kimlerle mücadele etmiştir, için savaşmıştır?
Peygamberimiz ne gibi inkılaplar yapmış ve nasıl bir toplum oluşturmuştur?
Peygamberimiz bütün bunları niçin yapmıştır?....ve hakeza.
Bütün bu konularda O yüce insanı tanımak ve öğrenmek açısından Müslüman toplumun bütün bireylerinde bir bilinç ve şuurun oluşması, hayati bir önem arz eder ve bu aynı zamanda önemli bir vazifedir de. Bu nedenle Rasulullah’ın (sav) kutlu doğumu, O’nu tanıma ve tanıtma, hayatını öğrenme ve öretme bakımından güzel bir vesiledir.
Unutulmamalıdır ki; Allah (cc kelamı olan Kur’an’ı Kerim’i bize Rasulullah (sav) bildirip öğretti, İslam dinini bize O (sav) tebliğ etti ve nasıl yaşandığını O gösterdi. Dolayısıyla İslam’ı hakkıyla tanıyıp yaşabilmek için Rasulullah’ı (sav) tanımak, öğrenmek ve yolunu takip etmek gerekir. O’nun (sav) sünnetini hem ferdi ve hem de sosyal hayatta ihya etmek gerekir.
O (sav); Kur’an’ın yaşama geçirilmiş pratik örneği, Kur’an’dan sonraki İslam kaynağıdır. O’nu anmak saadet, O’nu öğrenmek nimet, O’nu yaşamak kurtuluştur.
Selam ve dua ile ....