Adem’in bu tabiatı bütün evladında da aynen vardır. Yani insan unutkan bir varlıktır. Faraza, dün ne yediğini unutur, arkadaşına verdiği sözü unutur, randevusunu unutur…
Fakat bütün bu unutma türleri içerisinde en dehşetlisi insanın Allah’ı unutması, O’na verdiği sözü unutması, Allah’ın emir ve yasaklarını unutmasıdır. Böyle bir unutkanlık tam bir gaflet halidir. Böyle gafiller hakkında Allah şöyle buyurur: “O kimseler gibi olmayın ki, onlar Allah’ı unuttular, Allah da ceza olarak nefislerini onlara unutturdu.” (Haşr, 19)
Artık onlar nefislerine dönüp bakmazlar, hep afakla meşgul olurlar. Kendilerinin sonsuz aciz, sonsuz fakir ve sonsuz nakıs olduklarını unuturlar. Ayıplarını hiç görmezler. Kendilerini kusurdan pak ve münezzeh zannederler. Bir gün gelip öleceklerini hiç hatıra getirmezler. Ebedi dünyada kalacakmış gibi uzun emellere, tatlı hülyalara dalarlar. Vücutlarının “demirden ve taştan değil ancak et ve kemikten ibaret olduğun” unuturlar.
“Çoklukla gururlanmak sizleri oyalayıp durdu. Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz.”(Tekasür, 1-2) ayeti bir yönüyle böyle insanların halini dile getirmektedir.
“Benim malım, benim servetim, benim makamım” derken birden hayat bitiverir ve bu gafil insanlar kendilerini kabir çukurunda bulurlar.
Demek ki Allah’ı unutmanın cezası nefsi unutmaktır.
Nefsini unutan kişi ise ona yönelemez, onun terbiyesi ile meşgul olamaz. Onu günah ve isyandan uzak tutmak için gayret göstermez ve sonunda onu ebedî cehenneme aday hale getirir
Yüzü Dost,Özü Düşmandan usandım,
Dili Mümin Kalbi Şeytandan usandım,
Dostum, Herkesin Kahrı Çekilirde Ben DAVASIZ MÜSLÜMAN dan usandım.