Nietzsche, üniversitede ders verirdi. Babaannem, okuma yazma bilmezdi. Hayatında hiç okul yüzü görmemişti.
Çok tanınmış biriydi Nietzsche; bütün Avrupa ondan hayranlıkla bahsederdi.Babaannemse yalnızca kendi köyünde tanındı.
Nietzsche ve babaannem, aynı gezegenin misafiri oldular. İkisi de, bir anne ve babadan dünyaya geldiler. Aynı donanımlara sahiptiler. Ne Nietzsche’nin fazlası vardı, ne babaannemin eksiği.
İkisinin de bir karar vermesi gerekiyordu. Tercih etmedikleri bir dünyada, yaşamlarını sonsuza dek etkileyecek bir ‘tercih’te bulunmalıydılar. İşte o karar aşamasında yolları birbirinden ayrıldı. Aynı gezegenin iki yolcusu, iki ayrı yöne gitti. Nietzsche kolay olanı seçti, babaannemse zor yolu.
Hayatı seçen biz değilsek, yaşamamız için bize verilen şeylerin sahibi de biz olamazdık. Babaannem, kendinden vazgeçmişti. Nasıl yaşaması gerektiği konusunda kendi başına bir fikri yoktu. Bu onun meselesi değildi, nasıl yaşaması gerektiğini Yaratıcısı belirleyecekti.
Kızgın güneşin altında saatlerce çalışırdı. Susadığında, gölgede duran testiye yönelir, ama suyu hemen içmezdi. Önce duygularını tartardı.Susuzluğu iyice duyumsamak isterdi. Suya muhtaç olarak yaratılmaktan hoşnutluk duyardı. Acizliğin içinde bir güvenlik duygusu bulup çıkarırdı.
Muhtaçlık onu ürkütmezdi. Aksine, muhtaç olmak onun için güvenli bir liman gibiydi; bir sığınaktı.
Babaannem okuma-yazma bilmezdi. Hiç okula gitmemişti. Ama çok iyi bir “okuyucu”ydu. Toprağı, suyu, gökyüzünü, bitkileri çok iyi okur, onlardan derin anlamlar çıkarır, varoluşuyla bunlar arasında kuvvetli bağlar kurardı. Çoğu zaman yaratıcısıyla meşguldü.
Geçmişten gelen hüzünle yaşamazdı. Yaşanan herşeyin bir anlamı olduğunu anlatırdı bize. “Gelecek daha gelmedi” diyerek gelmemiş gelecekten gam ve hüzün duymazdı. “Yaşanacak herşeyin bir hikmeti vardır.” derdi.
Dışarıdan bakıldığında inanmak gerçekten kolay görünüyordu. Oysa iman etmek, gerçek bir sınavdan geçmektir. İman, sürekli bir mücadele içinde olmak demektir. Babaannem zor olanı seçmişti.
Nietzsche de, babaannem de yokken yeryüzüne gönderildiler. Burada yaşadılar. Burada öldüler. Onlara düşen, sadece bir tercihte bulunmaktı. Bizim onlardan tek farkımız var. Hâlâ sınanmaya devam ediyoruz. Hâlâ tercihler yapıyoruz…