Neymiş hayatın manası?
“Esma-i hüsna”nın, yani O’nun sonsuz isimlerinin nakşını göstermek.
Bu hakikati unutman demek, kendini unutmak demek.
Olmayan bir gelecekle avuntuya sığınmak yerine, şimdi, şu an var olan sonsuz umuda yaslan.
Nefsinin hoşuna gitmeyen şeyler mi yaşadın, yaşıyorsun?
İsteklerin gerçekleşmedi mi?
Akşamın dingin halesinde tecelli eden ışıltılara sal nazarını.
Üzerine kubbelenmiş semaya dik gözünü ya da.
Dur ve düşün.
İçinde bulunduğun duruma “kötü” deme önce.
İçinde bulunduğum durum bana benimle ilgili ne haber getirdi, de.
Çok biliyorsun değil mi?
Çok bilme.
Hatta hiç bilme.
Sadece cümlenin içine nakşolmuş umudu çekip çıkar: “Hayatın başına gelen her şey hasendir.”
Evet, her şey.
Umut, her şey daha iyi olacak diye beklentilerde saklı değildir.
Hayatın şu andaki kanatlarının gölgesine sığınabilmektir umut.
Sabahın ışığıyla yolunu bulmak, soluduğun havayla umutlanmaktır.
Başa gelen her şeyin ama her şeyin (günahlar, isyanlar, inkâr halleri, O’ndan gaflet halleri dışında) bir hikmeti olduğunu, güzellikler barındırdığını görebilmektir.
Şimdinin kıymetini bilmeyen sonrasının da bilemiyor inan.
Şimdinin hikmetine nail olamayan sonrasına da nail olamıyor.
Umut, O’nun sonsuz isimlerinde.
Çünkü O’nun sonsuz isimleri tecelli etmek için geleceği beklemiyor. Şimdiki anın içinde, şimdiki kainatı bir güzellik abidesine çeviriyor.
Bak, umut çok yakınında.
Rüzgâra binmiş tenine değiyor. “Rahman ve Rahim” isimleri serinletiyor seni.
Suyun içine girmiş umut, bardağına dolmuş.
“Rezzak” ismi sesleniyor sana.
İşte böyle nefsim.
Mızmızlanıp durma.
Ben umutsuz değilim. Ne senden ne de kendimden. Öyle söylüyor kâinat.
Senin hoşuna gitse de gitmese de.
O küçük aklına yatsa da yatmasa da...
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...