You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Nefsime Hakim Olamıyorum

Nefsime Hakim Olamıyorum

Yeni Üye
Nefsime Hakim Olamıyorum
Selam Aleyküm değerli müslüman kardeşlerim.....
nerden başlayacağımı bilemiyorum ama ne kadar sıkıntım varsa sizlerle paylaşacağım ve yardımlarınızı bekliyorum
ben 18 yaşındayım allaha şükür namazımı kılıyorum ama bir sorunum var banyoya girdiğimde nefsime hakim olamıyorum yapamıyorum banyoya girmeden önce ne kadar dua varsa yapıyorum ama oraya girdiğimde nefsime sahip çıkamıyorum ve sonra çok ma çok pişman oluyorum hatta ağlıyorum bile banyodan çıkışı hemen töcve ediyorum ve içimi bir hzur kaplıyor.....ama aynı şeyler yine bir sonra ki hafta devam ediyor ne yaptıysam sahip çıkamadım nefsime ne olur allah rızası için bana yardım edin nasıl kurtulmalıyım bundan ne yapmalıyım bu illetten nasıl kurtulmalıyım bna yardım edin kardeşlerim banyo dışında olmuyor kimseye bile bakmıyorum ama banyoya girdiğimde hakim olamıyorum....
allah şimdeden hepinizden razı olsun allaha emanet olun...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
Allah (c.c.) buyuruyor:

"Onlar ki namus ve iffetlerini (haramdan ve şüpheden) korurlar. Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı (cinsel arzu duyarlar da) bu yüzden kınanmazlar. Artık kimler bu meşru sınırı geçerse, işte onlar haddi aşanlardır." (Kur'an-ı Kerim, Mü'minun: 6-7)

Bu ayetin genel mana ve hükmüne giren şudur: "Artık kim bu meşru sınırı aşar veya geçerse, işte onlar haddi aşanlardır."

O halde evlilik yolundan başka bir yolda şehveti boşaltmak, zina, livata, el ile mastürbasyon gibi, ölçüsüzlük ve aşırılık haddi aşmak demektir.
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 06-11-2012, Saat:10:26 PM, Düzenleyen: İmpoSsibLe.
Uzman
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
A) Ergenlik Çağına Girince Evlenmek:
Rüsvay edici bu adetten kurtulmanın en kestirme yolu budur. Aynı zamanda bu en tabii bir yol ve çaredir.
B) Nafile Oruç Tutmak:
Ortada ergenlik çağına girince evlenmeye engel birtakım sebepler sözkonusu olduğunda, İslam, evlenme imkanı bulamayanlara nafile oruç tutmalarını tavsiye eder. Çünkü oruç, şehvetin galeyanını durdurur, isteği azaltır, cinsel duygunun hiddetini kırar; aynı zamanda kendinin ilahi murakabe (kontrol) altında bulunduğunu hem ilham, hem takviye eder. Allah'tan saygı ile korkmayı hatırlatır. Böylesine güzel irşad Resülüllah (a.s.) Efendimizin hadislerinde yer almıştır:
"Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç getirip imkan bulabiliyorsa evlensin; çünkü evlenmek gözü haramdan sakınmaya, yummaya daha uygun, namus ve iffeti korumaya daha elverişlidir. Kim de evlenmeye güç getiremiyor, imkan bulamıyorsa, kendisine oruç tutmak gerekir; çünkü oruç, şehveti kesicidir."
C) Cinsel Duyguyu Tahrik Eden Yayınlardan ve Sokaklardan Kaçınmak, Uzaklaşmak:
İçinde yaşadığımız toplum ve çağda bir sürü bozuk, kirli ve gayr-i ahlaki basın ve yayınlarla gençliğin ruhu dejenere edilmektedir. Hiç şüphe yok ki, genç kimse, bu fitne saçan rezilliklerin peşine takılınca, derin bir bataklığa saplanıp kendini,kaybetmekte, yolunu şaşırmaktadır. Ahlakı değişmekte, doğru yolundan sapmakta, acemi ya da yabani hayvan gibi ne yaptığını, nereye daldığını bilmez hale gelmektedir.
Artık bu durumda terbiyecilere, eğitimcilere düşen görev, öğüt ve sıkı bir iş ve çalışma devresine girmek, uyarı ve sakındırıcı yollara başvurmaktır. Bu yalnız terbiyecilere vacib değil, aynı zamanda terbiye etme hakkını yüklenen, bu sorumluluğu duyan herkese vacibtir. Sık sık gençlerin kulağına: "Yarıçıplak kadınlara, kırıtarak gezen kadınlara, etini teşhir' edenlere bakmak; fotoromanlar okumak, şehveti tahrik edip iç duyguları harekete geçiren cinsel konulu kitapları okumak, yine insanı şehvet alemine götüren, duyguları bu doğrultuya çekip kamçılayan çalgıları, nağmeleri dinlemek, kafayı ciddi konulardan alıp havai şeyler peşine takmayı sonuçlandırır, diye fısıldamaları gerekmektedir.
Çünkü bu tür yayınlar ahlakı bozmakta, anlayışı zayıflatmakta, hafızayı kısırlaştırmakta, cinsel duyguları harekete geçirmekte ve kişiliği kaybettirmektedir.

Şehvet hissi neslin devamı için Allahın insan fıtratına yerleştirdiği bir histir. Şehvet fıtratın gereği neslin devamı içindir..
Şayet Allah bu hissin içine lezzet koymasaydı insanlar doğum, çocuk yetiştirme gibi zahmetli şeyleri kaldıramayacak ve insan nesli devam edemeyecekti. Yani Allah insan neslinin devamını istiyor bunun için de bu zahmetli işi insanın devam ettirebilmesi için dünyevi bir ücret olarak lezzetli bir şehvet hissi veriyor. Neslin devamı için olan vazifeye karşılık dünyada insana bu ücret verilse de asıl ücret ahirette ihsan edilecektir.
Allahın insana yerleştirdiği bu şehvet hissinin kontrolde tutulmasında en önemli tedbir tahrik edici unsurların bulunduğu ortam ve yayınlardan kaçınmaktır. Çünkü Allah “zina yapmayın” değil “zinaya meyletmeyin” emreder. Meylin oluşabileceği her ortam ve yayın zaten zinayı netice verecektir.
Çünkü cinsel isteğin insanın iradesini aciz bırakacak seviyeye ulaşması elbette birden bire olmaz. İlk öncesinde meyil oluşur. Önemli olan da bu meyli oluşturan ortamlardan irade kullanılabilir durumdayken kaçınmaktır. O ortama girdikten sonra “ben kendime hakim olamıyorum, na’pim?!” demek zaten bir saçmalık olur.
Çözüm ve tedbir; harama meylin oluşmaması için haram ortamlardan kaçınmak, onun yerine alternatif bulmaktır. Hem hayırlı hem eğlenceli arkadaş ve işler bulmak o kadar zor bir şey değildir. Yeter ki insan Allahın rızasını istesin..
Bir kudsi hadiste Allah: “Bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim” buyurmaktadır. İnsan Rabbine yöneldiğinde.. Allah rahmet kucağına aldığı o kulunu elbette günahlardan kurtaracaktır..
Hadis-i şerifte peygamberimiz; bir günahından istiğfar eden o günahı hiç işlememiş gibi olur, buyurur. Bu kadar şefkatli bir Allahı olan insan, günahtan kaçmak için Rabbinden yardım istemelidir. Allah’ın yardımı elbette kuluna ulaşacak, onu affedecek ve o kul günahlardan kaçamasa bile Allah, günahları o kulundan kaçıracaktır..
Dua eden ve çok istiğfar eden kimseyi Allah günahlardan korur
Allah’ın razı olmadığı hallerden kurtulmanın en tesirli çarelerinden biri ısrarla dua ve çok sık istiğfar etmek gerekmektedir. Dua vesilesi ile Allah iradeyi güçlendirir ve insan hayırlı işlere yönelir. Çok istiğfar etmek de insanın günaha olan meylini azaltır.
Evlenmenin geçiktirilmemesi harama girmeye kesin çözümdür
Fitna-i ahir zamanda insanı haramdan muhafaza edecek en önemli ve gerekli esaslardan biri de hayırlı bir izdivaç yapmakta gecikmemesidir.
Nafile oruç tutmak nefsi eğitir

Ergenlik çağına girince evlenmeye engel birtakım sebepler söz konusu olduğunda ise; İslam nafile oruç tutmalarını tavsiye eder. Çünkü oruç, şehvetin galeyanını durdurur, isteği azaltır, cinsel duygunun hiddetini kırar.
"Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç getirip imkan bulabiliyorsa evlensin; çünkü evlenmek gözü haramdan sakınmaya, yummaya daha uygun, namus ve iffeti korumaya daha elverişlidir. Kim de evlenmeye güç getiremiyor, imkan bulamıyorsa, kendisine oruç tutmak gerekir; çünkü oruç, şehveti kesicidir." (h.ş)
İyi huylu, güzel ahlaklı, uyumlu arkadaş seçmek, insanı haramlardan alıkoyar

İlmi ve Ameli Yönden Korunma Çareleri:
1- Şehvet hislerini kamçılayıcı başı bozuk eserler değil, ciddi ve faydalı eserler okunmalıdır. İnsan hangi konuda eser okursa, düşünce ve duyguları az-çok onun te'sirinde kalır. Mesela; kahramanlık eserleri okuyan, bunlara biraz devam ederse, kahramanlık hisleriyle yoğrulur. Ahlaki eserler okuyan, ahlak kaidelerine uyma arzusu gösterir. Aşk romanları okuyan, aşık olma hissini duyar.
2- Dar pantolon veya dar şort giymemelidir. Cinsel organlarını sıkıştıracak kadar dar olan elbiseler, şehvet hislerini dürter. Bu da genci masturbasyona davet eder. Zaten dar elbiseler insanı hiç rahat bırakmaz, sıkıntı verir. Sağlığını düşünenler, daracık elbiselere özenmemelidir.
3- Kasık tüyleri iki-üç haftada veya ayda bir kere olsun temizlenmelidir. Bunların uzaması neticesinde kaşıntılar meydana gelir.
4- Yatarken, bacaklar mümkün olduğu kadar açık tutulmalıdır. Zira cinsel organı sıkıştırılmazsa, şehvet hissi daha kolay kontrole alınabilir.
5- Yatarken, ihtiyaç duyulunca hemen gidip su dökmelidir. İdrar sıkıntısı olduğu zaman, bunun yanı sıra şehvet hisleri de kabarır. Bu durumda gencin mastürbasyon arzusu uyanabilir. O halde hemen kalkıp su dökmek, yerinde bir tedbirdir.
6- Şehvet hissi kabarıp mastürbasyon akla geldiği zaman, bu arzunun yatıştırılması için iyi bir çare de, cinsel organ bölgesinin soğuk suyla iyice yıkanmasıdır.
Yıkanmak için banyoluğa giren gençler, çok defa burada -şartlar müsait olduğundan- mastürbasyon tehlikesiyle karşılaşırlar. Burada bundan korunmak için en güzel çare, hemen ilk anda belden aşağısını soğuk suyla yıkamak, hatta mümkünse bütün vücuduna soğuk su dökünmektir. Bundan sonra banyo muamelesine geçilmelidir. Önceden asla tenasül organı ellenmemelidir. Nefsine hakim olanlar için bunlar mes'ele değilse de, hislerine mağlup olanların bu hususlara dikkat etmesi gerekmektedir.
Bazen şehvet hislerini tahrik edici, herhangi bir durum karşısında fazla duygulanan gençleri, az sonra kasık bölgelerinde -kanın fazla toplanmasından olacak ki- bir ağrı başlar. Bazen bu ağrı artarak yürümeyi dahi güçleştirebilir. Böyle bir durumda boşalma olursa bu ağrı geçer, fakat bu da gerekmez. Kasık bölgeleri soğuk suyla iyice yıkanırsa veya banyo yapılırsa, birkaç saat içinde bu durum kendiliğinden geçer.
7- Bir işle meşgul olmalı, başıboş ve avare kalmamalıdır. Masturbasyona en çok müptela olanlar, umumiyetle başıboş kalanlar, meşguliyeti az olanlardır.
8- Sportif faaliyetlerde bulunmalıdır. Her genç, bünyesine uygun en az bir sporu mutlaka yapmalıdır. Maçları izlemek spor yapmak değildir.
9- Bekarlık sırasında fındık, fıstık, çikolata, muz vs. gibi şehvet arttırıcı gıdalara düşkünlük gösterilmemesi iyi olur.
10- Şehvet verici sohbetlerden uzak kalmalıdır. Aksilik ya... gençlerin ekseriyeti şehvet edebiyatını merak eder. Böyle olunca da edep yerleri onları rahat bırakmaz! Her şeye rağmen, şehvet azdıran bahislerden uzak kalmak gerek.
11- Masturbasyona başka türlü son veremeyen bekarlar, yaşları ve halleri müsaitse evlenmelidirler. Fakat... evlendikten sonra da bu illeti mutlaka bırakmalıdır. Evlilik esastır ama, icaplarını yerine getirmek de şarttır.
G) Ailevi Yönden:
1- Bekarlık hayatında masturbasyona devam etmiş kimseler, evlilik hayatlarında cinsel münasebetlere gereken önemi vermeli, mastürbasyonu kesinlikle terk etmelidir. Bazı kimselerin evlilik hayatlarında dahi mastürbasyon ile meşgul olarak, eşlerinin cinsel ihtiyaçlarına ehemmiyet vermedikleri bilinen bir gerçektir. Kadın olsun erkek olsun, artık evlendikten sonra da bu illetin devam ettirilmesi, tamamen anormal ve aile saadeti için tehlikelidir.
2- Mastürbasyon devresinden sonra evlenmiş kimseler, kavuştukları gül bahçeleri dururken, gübrelikte nefes harcamanın budalalık olduğunu iyice idrak etmelidirler.
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
3- Buluğ çağındaki çocuklara, koruyucu öğütler verilmelidir. Masturbasyona yakalanma devresi, ekseriya buluğ çağında başladığından, bu çağda onlara faydalı öğütler vermek, onları cinsel konularda hepten cahil bırakmamak lazımdır. Ne var ki, bu konular çok naziktir. Bu mevzularda öğretilen bilgiler, çocukların cinsel iştahlarını kamçılayıcı mahiyette değil, onları her türlü kötü ve zararlı cinsel faaliyetlerden uzaklaştırıcı ciddiyette olmalıdır. (Bunun da temeli, İslam terbiyesine dayanır.)
4- Çocukları başıboş salıvermemeli, buluştukları arkadaşlarına dikkat etmelidir. Zira mastürbasyon ve diğer kötü alışkanlıklar, ekseriyetle çevredeki yaramaz çocuklar tarafından diğerlerine bulaştırılmaktadır.
5- Hastane ve hapishane gibi kapalı yerlerde mecburen gün dolduranlar, mastürbasyonun, dertlerine dert katmaktan başka bir faydası olmadığını idrak etmelidirler. Mastürbasyonun, insan üzerinde bir üzüntü ve can sıkıntısı bıraktığı bilinmektedir. O halde aslen biraz üzgün olanların, üzüntü ve ezginliklerini, mastürbasyon ile daha da artırmaktan sakınmaları gerekmektedir.
6- Gerçeklere bağlı kalarak, çocuklara, gençlere mastürbasyonun zararları ve korunma çareleri öğretilmelidir. Gençleri fazla korkutmamak ve ümitsizliğe düşürmemek şartıyla, ilmi ve terbiyevi mahiyette, mastürbasyon hakkında mühim gerçeklerin öğretilmesi gerekmektedir. Bu mühim vazife de daha ziyade hekimlere ve eğitimcilere düşmektedir.
H) Dînî-manevi Çareler:
1- Zaruret olmadıkça mastürbasyon yapmanın, günah ve ilahi cezaya müstahak olduğu idrak edilmelidir.
2- Körü körüne mastürbasyon yapıp günaha girerek manevi değerini aşağı düşürmektense, biraz sabredip nefsin bu arzusunu yenmekle manevi cepheyi sağlamlaştırmak, insan için bir üstünlüktür.
3- Oruç tutmanın şehvet hislerini yatıştırmak için önemli te'siri olduğundan, bazen oruç tutarak mastürbasyondan korunmak mümkündür. Böylece hem oruç sevabı, hem de mastürbasyondan uzaklaşma sevabı kazanılmış olur.
4- Mastürbasyon edepsizliğinde bulunurken, bu halin Allah ve melekler tarafından görüldüğünü unutmamalı; mecbur kalmadıkça, bu vaziyette onlara görünmekten utanç duymalıdır!..
Mastürbasyonu önlemenin -evlilik münasebetleri haricinde-kat'i bir çaresi mevcut değildir. Ancak bu mes'elede, gerçeklere vakıf olmak ve korunma çarelerine riayet etmek, gençlerin bu yoldaki arzularını frenleyebilir. Bunun için en başta, nefse ve cinsi hislere hakimiyet şarttır.
Sonuç olarak: Mastürbasyon, devam edildikçe insanı kendine çeken, bırakıldıkça belası eksilen zararlı bir illettir. Hiç masturbasyona bulaşmamak, yegane ve ideal tavsiyedir. Zaruret halinde istemeyerek yapılan mastürbasyonlar da, birkaç hafta arasında oluşan ihtilam (rüyada boşalma) ları önleyecek dereceye varmamalıdır. Zira bekarlıktaki cinsi ihtiyacın normal ve sıhhatli giderme yolu, arasıra vuku bulan tabii ihtilamlardır.
l) Tıbbi Öğütleri, Koruyucu Hekimliği Alıp Öğrenmek:
Tabiblerin ısrarla üzerinde durduğu hususlardan biri de, iç dürtünün te'sirini hafifletmek, şehvetin serkeşliğini frenlemek için şu tavsiyelere uyulmasıdır:
1- Yaz mevsiminde soğuk su ile banyo yapmayı artırmak. Diğer mevsimlerde tenasül aletinin üzerine sık sık soğuk su dökmek.
2- Sportif hareketleri çoğaltmak, beden eğitimine önem verip üzerinde ısrarla durmak.
3- Şehveti tahrik edici mahiyette olan baharat ve benzeri şeylerden kaçınmak.
4- Sinirleri uyaran çay, kahve benzeri meşrubatı terketmek, ya da azaltmak.
5- Et ve yumurta yemeği azaltmak.
6- Sırt üstü, yüzü koyun uyumamak, sünnet sayılan sağ yan üzeri kıbleye yönelik olarak uyumak.
İ) Son Olarak Da Şanı Yüce Allah (c.c.) Korkusu Şuurunu Uyandırmak:
Herkesçe kabul edilen bir gerçek var ki, genç kişi vicdaninin derinliğinde, Allah'ın her an kendisini denetleyip gördüğünü, gizli açık her halini bildiğini, hain gözleri ve kalblerin gizli tuttuklarını da bildiğini düşünür ve bunun şuurunu taşırsa, çok sürmez kendi kendini denetlemeye başlar; bir işi, bir hizmeti noksan mı yaptı, aşırı mı giti? Sapıttı mı, kaydı mı? Üzerinde O yüce kudretin kendisini denetlediğine inanır, kusur ve günah işlediyse veya aşırı gittiyse Allah'ın bu yüzden kendisini hesaba çekeceği, sapıttığında veya kayıp yanlış bir iş yaptığında kendisini cezalandıracağı inancı hakim olursa, şüphe yok ki, bu genç kendini helak edici yollardan ve fiillerden çirkin işlerden alıkor; her türlü kötülükten ve terbiyesizlikten sakınır.
Bilindiği gibi, ilim ve zikir meclislerine hazır olmak, farz ve nafile namazlara devam etmek; geceleri insanlar uyurken kalkıp teheccüd namazı kılmak; sünnet ve mendup oruçlara devam göstermek; Ashab-ı Kiram ile Selef-i Salihin'in hal tercümelerini, hizmetlerini, ahlak ve faziletlerini dinlemek; ahlaklı faziletli kişileri arkadaş edinmek; mü'min bir cemaatle irtibat halinde olmak; ölümü ve ötesini hatırlamak, bütün bunlar mü'minde Allah (c.c.) korkusunu, O'na karşı saygı ve sevgi duygusunu kuvvetlendirir. Allah'ın yegane denetleyici olduğunu idrak ettirir ve böylece Allah'ın azameti karşısında şuurlanmasını sağlar.
O halde mü'min gence layık olan şudur ki: Ruhunda Allah'ın denetlemede bulunduğu inancını kuvvetlendirip sözü edilen yolda yürümek, Allah (c.c.) korkusunu O'na olan sevgi ve saygı havası içinde kalbin derinliğine indirmektir. Ta ki, bir sürü oyalayıcı, aldatıcı şeyler onu kendi yörüngesinden koparıp başka bir yörüngeye sokmasın. Dünya hayatının zineti onu fitnelere düşürmesin, sakıncalı ve haram olan nesnelere dalmasın. Böylece Allah'ın şu buyruğunu iki gözünün üstüne koyarak yolunu aydınlatsın:
"Artık kim dünya hayatını seçerek tercih etmişse, elbette Cehennem onun varacağı yerdir. Kim de Rabbının (yüce) makamından korkmuş da nefsini havai şeylerden alıkoymuşsa, şüphesiz ki Cennet onun varacağı yerdir." (Kur'an-ı Kerim, Naziât: 37-40.)

Orucun Müthiş Nefis Terbiyesi!
Nefis kendini hür ve serbest ister ve öyle de telakki eder. Kimsenin kendine karışmasını ve belli kurallarla hayatını sınırlandırmasını istemez. Yani kısacası bizlerde bulunan nefsin böyle bir özelliği var. Kesinlikle sınırlandırılmak, yasak, emir hiçbir şey kabul etmiyor ve istemiyor. Aslında nefis şöyle düşünüyor:’’ Ben kendi hayatımı idare ettirebiliyorum hiçbir şeye ihtiyacım yok.’’ gibi bir hissiyat içerisinde. Ve nefis özgürcesine hareketi yaratılış gereği olarak arzu ediyorr.

Evet böyle bir nefsimiz var. En önemli özelliği ise sonsuz nimetlerle de nefis terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Evet arkadaşlar bu çok enterasan bir şey. Allah’ın nimetlerinden istifade ediyoruz, bak Cenab-ı Hakk bize bu nimetleri veriyor. Bizim aklımıza niye gelmiyormuş bu düşünce? Çünkü nefis bunun tam tersi özellikle yaratılmış. Düşünmek istemiyor. Neyi düşünmek istemiyor? Sonsuz nimetlerle nefis terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Yani Allah bize ikram ediyor, şunları veriyor, hastalıklarımıza şifa veriyor, rızkımızı dağıtıyor. Bunları düşünmek istemiyor çünkü düşündüğü zaman belli bir kural çerçevesinde yaşamak zorunda olacağını bildiği için de bunlarla meşgul olmuyor. Hatta dini yaşamayan insanlar ne diyorlar? Bahsetme kardeş öyle şeylerden!!! Aslında onların korkusu Allah değil veya Allah’la bir problemleri yok ama inanırlarsa sosyal hayatlarında bir sınırlama olacağı için daha doğrusu nefis bunu kabul edemediği için ne yapıyor? O kişiye inkar cihetini tercih ettiriyor. Kabul etme veya yapma diyor çünkü hayatını sınırlandıracak.

Ayrıca bu insanın dünyada hem parası hem iktidarı hem de konumu varsa durum daha da vahimleşiyor. Çünkü kendini sınırlaması mevkisini, makamını sınırlaması demek ve bu da nefsin çok kabul edeceği bir olay değil maalesef ki. Bir örnek verelim; bir elma düşünelim. İnsan bunu eline alıyor, hiçbir şekilde ne besmele var ne de o elmayı gönderen Allah’a karşı bir teşekkür veya bir hamd var.Nerden geldiğini veya nasıl yaratıldığı da umurunda değil. Acaba kaç kişi bu nimetlere baktığımızda Yarabbi ne güzel yaratmışsın ne de güzel şekil vermişsin diyebiliyor. Kendi adıma söylüyorum Risale-i Nurlardan ve Kur’andan bunun dersini almadan önce aynen bu şekildeydim. Sadece ye ve çöpünü at. Kusura bakmamak gerek ama tabiri caizse hayvanlar aynen bu şekilde yiyor. Üstüne üstelik hayvanlar kendi dillerinde besmele çekiyorlar, şükrediyorlar. Ayetle sabittir arkadaşlar.
‘’Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır. (İSRA/44)

Ama biz çıplak gözle baktığımızda normal olarak bir hayvan yiyeceğini yiyor, suyunu içiyor ve çöpünü atıp çekip gidiyor. Tıpkı bazı insanların yaptığı gibi. Ama Ramazan-ı Şerifte bakalım işler nasıl değişiyor. Sabırla okursanız istifade edebileceğini düşünüyoruz.

Oruçlu iken arkadaşlar biz nefsimize ne diyoruz bunu anlamamız lazım öncelikle. ‘’ Dur be kardeşim dur bir dakika sen nesin böyle havalara girmişsin.Sen kimsin ki Allah izin vermedikçe yedirmem.’’ Gözümüzde şu sahneyi bir canlandıralım hatta oruçluyken bunu uygulayalım çünkü hepimizin başına gelecektir muhakkak. Şimdi yemek karşımızda duruyor nefis bize ne diyor normalde: ‘’Ye!’’ diyor. Hiç umursuyor mu yada Allah’ın kurallarını dinliyor mu? Dinlemiyor sadece diyor ki: ‘’Ye!’’

İşte burada ne demiz gerekiyormuş: ‘’ Hayır yiyemezsin, çünkü sen bir kölesin sen bana emir veremezsin ama ben sana emir veririm. Kontrol sende değil bende’’ demeliyiz. İşte bu şekilde biz cihad ettiğimiz o içimizdeki kafir nefsi dizginleyebiliyoruz. İsyankar nefse zincir vuruyoruz. Evet bu şekilde nefis o en küçük işleri dahi yapamaz en basitinden elini bir suya bile uzatamaz. O zaman ne olmuş olur? Yukarıda da bahsettik. Rab olma iddiası kırılır ve kulluğu takınır ve insanın hakiki vazifesi olan şükre girer.

Şimdi bu nasıl olur? Çok güzel bir şekilde Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vessellem) aktarmış olduğu bir hadise var. Şöyle kısaca bir bakalım. Nefis Rabbini tanımak istemiyor, Firavun gibi kendi Allah olmak istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse o damar onda kalıyor. Demek ki Allah nefsi nasıl yaratmış? İşte bu özellikte yaratmış emir dinlemeyen ve kendini Firavun sanan bir özellikte. Fakat açlıkla o damar o kafir nefiste kırılabilir. İşte oruç doğrudan doğruya nefsin Firavunluk cephesine darbe vurur ve kırar. O nefse aciz olduğunu, zaafları olduğunu, fakir olduğunu, kusurları olduğunu ve kul olduğunu bildirir.

Peki bu nasıl olur? Bu, çok bilindik bir hadise ama o kadar önemli ve o kadar anlamlı bir hadise ki belki bilmeyenler için bir de bu açıdan inceleyelim. Cenab-ı Hakk yaratmış olduğu nefse demiş ki! Bakın dikkat edelim Allah nefse yani yaratmış olduğu mahlukata diyor ki:
‘’Ben neyim, sen nesin?’’
Nefis hemen cevap vermiş: ‘’Ben benim sen sensin!’’

Harbi delikanlı bir cevap vermiş değil mi arkadaşlar? Yani bunu söyleyebilir misiniz? Bırakın Rabbimizi babamız sorsa ‘’Sen kimsin ben kimim ‘’ diye korkudan böyle bir cevabı kaçımız verebilirdik.

Bu cevap karşısında azap vermiş Cenab-ı Hak, cehenneme atmış ve yine sormuş ve cevap değişmemiş:
‘’ Ben benim, sen sensin! ’’

Yüce Yaratan hangi azabı vermişse nefis bencillikten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azap vermiş. Açlık azabına gelinceye kadar belki de yüzlerce azap türüne maruz kalmıştı bilemeyiz ama o içindeki kibir ve firavunluk bir tülü ölmemişti.. Aç kalan nefse yine sormuş:
‘’ Sen kimsin, ben kimim? ‘’

Nefis cevap vermiş:
‘’ Sen benim Rabbi Rahim’imsin ben ise senin aciz bir kulunum.’’

Evet ne oldu? Arkadaşlar bakın çok müthiş bir hadis. Hiçbir azabı iplemeyen nefis açlık karşısında perişan olmuş. Yakıtı olmayan araba misali. Ne yapacaksın ki. Hepimiz görüyoruz bir gün boyunca aç kaldığımızda çenemizi bile açıp günaha girecek derman bulamıyoruz. Aciz ve muhtaç acınacak hallere düşüyoruz. Demek ki oruç tutmadan ben bu nefisi etkim altına, kontrolüm altına alırım demek sadece hikaye. Kendimizi kandırmayalım. Oruç tutmayan biri kontrol altına girmiş demektir ve bir köle misali sadece emirleri uygular.

Ne kadar acı değil mi? Nefisin emrine girmiş, sana ne emrediyorsa onu yapıyorsun. Kendimizi kandırmayalım. Sırf merakından oruç tutan bir kafir geçenlerde Müslüman oldu. Bunun tek bir açıklaması olabilir. Nefis kontrolü bırakınca insan kontrolünü ele aldı. Ve emir almaktan emir verme komutasına yükseldi. İşte arkadaşlar sadece kontrolü ele alırsak bizler Allah-u Teala’nın istediği gibi bir hayatı hayatımıza monte edebiliriz. Bunun da tek bir yolu olduğunu söyledik. Oruç tutmalıyız. Oruç tutmazsak veya nefsimizin azdığı dönemlerde, gaflete düştüğümüzde, kendimize hakim olamadığımız zamanlarda hakimiyeti ele almanın tek yolu var. Oruç tutmak. Nefsin hakimiyetinden ve hükümdarlığından kurtulmalıyız. Gerekirse darbe yapmalıyız.

Bazen arkadaşlar soruyor bundan kendi nefsim de hissedardır. Bizler de çok sütten çıkmış ak kaşıklar değiliz. Ama dışarıdaki binlerce insana bakınca halime hamd ediyorum. Hepimiz insanız hepimizin arzuları, istekleri, zaafları var. Ama işte, hepimize bunu dizginlemenin yolu. Oruç.

Ramazanda nefis tamamen bakıma alınıyor. Dikkat edin namaza başlayanlar, islamiyeti yaşamaya başlayanların çoğu ramazanda bunu hayatına koyuyor. Çünkü nefis kontrolü oruçtan dolayı kaybediyor. Ramazandan sonra ne kadar kontrolü elinizde tutarsanız o kadar güzel bir Müslüman olursunuz. Pazartesi ve Perşembe günleri Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vessellem) sünneti olan oruçları hayatımıza geçirmeye gayret edelim. Demek ki Efendimiz’in bir bildiği var ki Pazartesi ve Perşembe oruç tutmuş ve bunu bizlere de tavsiye etmiş.

Sözün özü, lafla peynir gemisi yürümez arkadaşlar. Azmedeceğiz ve nefsi mağlup edeceğiz. Efendimizin hadiste de belirttiği gibi bunu yapmanın yolu açlık. Şimdi Ramazan’ın bu cihetinde olaya baktığımızda ne diyoruz.

‘’ Ya kardeşim bu oruç çok güzel bir nimetmiş, içimde bana zarar verme meyilinde olan nefsi durdurmak için büyük bir güç kazanıyorum ben Ramazan ayında.’’

Şimdi soruyorum, hangimiz tutmuyoruz veya neden tutmuyoruz? Bir hastalık için doktor bize dese ki:
‘’ Bir ay boyunca belli periyotlarda riyazet yapacaksın, yemek yemeyeceksin, su içmeyeceksin aksi takdirde mahvolursun! ‘’
Dürüstçe cevap verin, kaçımız doktorun bu tavsiyesine uymazdık. Hastalıktan kurtulmak için uyardık. Eeee bizim de en büyük hastalığımız nefis değil mi? Öyleyse nefisten kurtulmanın yolu ve hatta en birinci yolu hadisle de sabit ki oruçtur. O zaman elhamdülillah nefsimizi terbiye edebilmek için Ramazan Ayının kıymetini bilelim. Orucu niçin tutmuş olduğumuzu bilelim. Yani bazı dinsizlerin söylediği gibi oruç sadece aç kalmak değilmiş. Haşa ve kella Allah’ın kullarına zulmetmek için istemiş olduğu bir olay değil, bilakis kullarının kurtuluşu bulması için binlerce ve belki de sayılamayacak hikmetleri olan muhteşem bir ibadet. Elbette böyle bir ibadeti yerine getirmekten hiçbir Müslüman şikayetçi olmamalıdır. Yok hava sıcaktı, yok günler uzundu gibi çocukça bahanelerin arkasına sığınmak müslümana yakışmaz. Müslüman olamayana yakışır ama. Duanıza muhtaç kardeşinize dua etmeniz dileğiyle.

Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu.
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
Bu nokta da, ya evleneceksin ki bu senin için kesin bir çözüm olur yahut kendini başka şeylerle devamlı meşgul edeceksin.. Özellikle İslami ilimlerle çok ilgilenecek, yalnız kalmayacak,boş durmayacaksın.. Banyonu asgariye indireceksin ve çok yemek yemeyeceksin.. Müstehcen görüntülerden uzak dur.. Banyoya girdiğinde en azından buna mani olamıyorsan (ki olamaman normal) azaltmayı dene.. yani hafta da 2 kere yapıyorsan bunu 1'e düşür... ya da sıkıştığın zamanlar da bunu yap... ama kesinlikle sıkışmadığın zamanlarda buna meyletme kendine engel ol( en azından dene)...
İbn kayyim'Den hükmüne dair üç söz var: zevk için yaparsan haram, sıkışırsan caiz, eğer zina tehlikesi varsa bunu yapmak vacip.. bu fetva da aklın da bulunsun...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
peygamberımız bu konuya cozumu oruc ta gormustur.
su da var;masturbasyon belırlı cercevede uygundur.bu sozumde yalnıs anlasılmasın:
eger zına yapacak sevıyeye gelınmıs ıse zına yapmamak ıcın boyle bır yola basvurulabılır ama bu yoluda her daım cozum olarak gormemek gerekır.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
mastürbasyon yapmak istiyorsan yap , doğal bişeydir bu , islam dininde böyle bir yasak yok , ima ile yasak çıkarmaya kalkarsak hayatta herşey yasak olur , apaçık yasaklar bellidir .
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 28-11-2013, Saat:10:14 PM, Düzenleyen: erfan.
Cezalı Üye
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
oruç tutmanı tavsiye ederim kardeşim...oruç nefsi dizginler...ama unutma ki kiramen katibin yaptıklarını yazıyor...Rabbim senin yaptığını görüyor...Mahşer gününü aklından çıkarma banyoda...mahşer günü Rabbin huzurunda olacağız...Kutlu peygamberimizin huzurunda olacağız...Annenin kundakdaki çocuğunu bıraktığı zaman olacak...şiddetini tahvil edemiyoruz...Mümkün mertebe keyfi olarak sakın ama sakın banyoya girme...girdiğin vakit dediğim gibi aklından çıkarma sakın bunları...Gençsin evet ama arşın gölgesinde genç olmak mı yoksa günaha batan bir genç olmak mı...''Uslu ol nefsine hakim ol'' bak göreceksin nefsine uymamak nasıl huzur verecek sana...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Nefsime Hakim Olamıyorum
can feda nikli şahıs , mastürbasyon yapıyor diye cehennemlemi tehdid ediyorsun adamı ? asıl cehenneme senin gibilerin gireceğini düşünüyorum , delilsiz bu tür şeyleri yasaklamanız kimin cehenneme gireceğini gösteriyor , adama bak mastürbasyon yapıyor diye recm etmediği kaldı , yazık size yazık , mastürbasyon yasaklığına dair hiç bir delil yoktur islam dininde , kafanızdan yasak türetmeyin .
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.