You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Nefsi Hesaba Çekmek

Nefsi Hesaba Çekmek

Forumcu
Nefsi Hesaba Çekmek
Şeyh Muhyiddin-i Arabi, nefsini şu kişiler ile karşılaştırıyor; İbni Yasir, İbni Mesud ve İbni Hattab

Nefsime dedim ki, İşte Ammar b. Yasir. Ahmed b. Cafer kendi rivayet zinciriyle
Ammar'dan rivayet etmiştir ki: Ammar, Fırat'ın kenarında yürürken şöyle dedi, "Allah'ım! Eğer bu kenardan düşmem, seni benden razı kılacağını bilseydim, hemen düşerdim. Eğer kendimi bu suya atıp boğulmam, seni benden razı kılacağını bilseydim, hemen yapardım"

Seni Allah adına yemine veriyorum, ey nefis! Allah'ın rızası ile ilgili olarak bir karşılıkbeklemeksizin böyle bir şey aklına geldi mi hiç? Hayır, vallahi, dedi, beni bu örnekten uzaklaştır. Nefsime dedim ki, Evet, bu da Abdullah b. Me-sud'dur (r.a.) Ona kadar uzanan bir rivayet zinciriyle Onun şöyle dediğini rivayet ettik, "İstenmeyen şu iki şey ne güzeldir! Ölümve yoksulluk. Allah'a yemin ederim, insan ya zengin olur, ya fakir. Ben bunlardan hangisiyle sınandığıma bakmam. Şayet zenginlikse, bunda şefkat ve infak vardır. Eğer yoksulluksa, bunda da sabır vardır"

Şimdi seni Allah adına yemine veriyorum, ey nefis! Allah ile ömrün boyunca böyle bir muameleye girdin mi? Bu şekilde kendini bütünüyleAllah'a verebildin mi? Zenginlikte fitneye düşmekten, yoksullukta da küfre kaymaktan emin oldun mu? Dedi ki, İnsaf etmek gerekirse, kendimi bütünüyle Allah'a vermedim. Beni bu
örnekten de uzaklaştır, çünkü benim çok çok üzerimdedir.


Ona dedim ki, Evet, şu da Ömer b. Hattab'dır (r.a.) Ona kadar uzanan bir rivayet
zinciriyle rivayet ettik ki, o Müslüman olduğu zaman Nebi aleyhisselâm ona,"Ey Ömer!Müslüman olduğunu gizle" dedi. Ömer (r.a) şöyle dedi, "Seni Hak üzere nebi olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, müşrikliğimi açıkça ilan ettiğim gibi, müslümanlığımı da ilan edeceğim"

Şimdi ey nefis! Gördüğün bir marufu emretmek suretiyle Allah'ın dini hususunda hiçbir zaman böyle bir hamiyet gösterdin mi? Keskin kılıçların çekildiği, yardım
edecek kimsenin bulunmadığı ve öldürülme ihtimalinin çok olduğu bir ortamda bir münkeri engellemeye kalktın mı? Hayır, vallahi, dedi, bu makama yaklaştım, ama siyasetle.Düşmanların nefislerini okşadım ki kanımın dökülmeyeceğinden, afiyette olacağımdan emin olayım. Ona dedim k, "Dön" Evet, dedi, başka bir örnek getir.


Nefsini Sevban (r.a), Osman (r.a.) ve Ali b. Ebu Talib'(r.a)le Karşılaştırması,
Nefsime dedim ki, "Şu, Resulullah'ın (s.a.v.) azatlısı Ebu Abdullah Sevban'dır. Onakadar uzanan sahih bir rivayet zinciriyle rivayet ettik ki, o, Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğini duymuş, "Kim bir hususta bana söz verirse, ben ona cenneti garanti ederim" Sevban, "Ben, ya Resulallah!" demiş. Resulullah (s.a.v), "O halde hiç kimseden bir şey isteme buyurmuş. Sevban (r.a) o günden sonra hiç kimseden bir şey istememiş. Hatta devenin sırtında iken elindeki kırbaç yere düşse, kırbacı yerden alıp kendisine vermesini kimseden istemez, kendisi inip alırmış. Seni Allah adına yemine veriyorum, ey nefis! Seninle yapılan konuşmalarda, sonunu bilmediğin bir hususta bu şekilde öne atıldın mı hiç? Öne atılmış olsan bile, bu örnekteki gibi kendini feda etmeyi göze aldın mı, tercih hükmüyle bulunduğun makam gereği fedakarlıktan kaçınmak için tevile yeltenmezlik ettin
mi? Dedi ki, "Benden böyle bir tavır sadır olmadı" Ona dedim ki, Ne hür insanlarla
berabersin, ne kölelerle. Alabildiğine küçüldün. Dedi ki, Bundan başka bir örneğe
geç.

Ona dedim ki, Evet, şu da Osman b. Affan'dır (r.a.). Sahih bir rivayet zinciriyle
Şurahbil b. Müslim'den şöyle rivayet ettik: Osman b. Affan, halka emirlik makamına uygun yemekler yedirir, sonra evine gider ekmek ve yağ yerdi. Allah için söyle, ey nefis!Arkadaşlarına karşı böyle davrandm mı hiç? En güzelini onlara layık görüp kendin basit, kaba şeyleri tercih ettin mi? Dedi ki, Hayır, vallahi, her iki halde de onlarla beraber oldum. Eğer, önlerine koyduğum yemekten başka bir şey bende yoktuysa, ben de yemeğe ortak oldum. Daha iyi bir şey olduysa, onu da yalnız yedim, helva ve kek gibi. Bunu yaparken dedim ki, Bu yiyecek benim için yumuşak sayılır. Yediğim zaman huzursuzluk duymayayım diye boş
telkinlerde bulundu ve dedim ki, Şu kardeşler terbiye makamındadırlar, onlara bu tür şeyler yedirerek kalplerine şehvet sevgisini düşürmemem gerekir. Benim bu yiyeceği yememin bir sakıncası yoktur. Onu bu halde yemeliyim. Dolayısıyla insanlarla beraber olmanın ölçüsü hususunda hakkı görmezlikten geldim. Bu ölçünün en basiti, kaba ve basit şeyler yeme hususunda insanlarla ortak olmaktır. Çünkü bunun hakikatlerin tesiri bakımından etkili olduğunu biliyorum. Hiç şüphesiz Osman (r.a.) bunu başlangıçta yapmamıştır, dolayısıyla bunu yapması kolaydı, diyemeyiz. Bilakis bunu, halife olduktan ve mülke kavuştuktan sonra yapmıştır. Ona dedim ki, Allah sana bereket versin, ey nefis! Dedi ki, Hakk, tabî olunmaya, her şeyden daha layıktır. Başka bir örnek getir.

Evet, dedim, şu Ali b. Ebutalib'dir (k.v.). Nebevi ilmin kapısı, sırlar sahibi ve imamı.Sahih bir rivayet zinciriyle Dırar b. Damre el-Kindi'den şöyle rivayet ettik, Allah şahittir ki, Ali'nin bazı hallerine şahit oldum. Bir keresinde gece perdelerini indirmiş, yıldızlarını serpiştirmişti. Onu mihrabında fark ettim. Sakalından tutmuş, yılan sokmuş kimse gibi kıvranıyordu. Kederli biri gibi ağlıyordu. Sesi hala kulağımdadır. Şöyle diyordu, "Ey Rabbimiz! Ey Rabbimiz! yakarıyordu. Sonra dünyaya seslendi, "Beni mi kandıracaksın?, Beni mi iştiyakla kendine bağlamak istiyorsun? Heyhat, heyhat! Benden başkasını kandır.Seni üç talakla boşadım. Çünkü senin ömrün kısa, meclisin hakir ve tehlikelerin büyüktür. Ah! Azık yetersiz, yolculuk uzun ve yol ürkütücü! Nevfel el-Bukkali'nin hadisini de rivayet ettik, Bir gece Ali b. Ebutalib'i (r.a.) evinden çıkarken gördüm. Yıldızlara baktı ve şöyle dedi, "Gözlerin kapalı mı, yoksa açık mı, ey Nevfel? Gözlerim açık, ey emirülmüminin! dedim. Dedi ki, "Ey Nevfel! Ne mutlu dünyadan uzaklaşıp ahirete meyledenlere! Onlar yeri bir sergi, toprağını döşek, suyunu hoş bir koku
gibi görürler. Dua ve Kur'an'ı giysi ve şiar edinirler. İsa'nın (a.s.) yaptığı gibi dünyayı reddetmişlerdir"

Şu parlak ve beliğ sözleri içeren sahili olmayan denizlere bak! Allah için söyle ey
nefis! Şu Ali b. Ebutalib'dir (r.a.). Senin sahip olduğunu iddia ettiğin makam ve hale sahipolmasına, makamını ve amelini bilmesine, amelini hikmetle yerine getirmesine, hakikatleri en noksansız şekilde gerçekleştirmesine rağmen, hallerini sergilemeye, göstermeye kalkışmıyor, senin yaptığın gibi. Senin zamanında yaşayan bir çok arif de kabz halinden sonra bast haline geçtiler, heybetlerinden sonra yumuşadılar, daha önce ellerinin tersiyle attıkları malı topladılar, diğer bir ifadeyle döndüler, Hak da onlardan yüz çevirdi. Kaybettikleri halde kazandıklarını sandılar. Ey nefis! Ali'nin (r.a.) irfana hakim oluşuna, gelişmelerin karşısına geçip belirginleşmesine ve elini göğsüne vurarak, "Burada ne ilimler var! Keşke onları taşıyacak birini bulsaydım" deyişine bak! Eksiksiz bir tevhid, gerçek bir temayüz sergiliyor. Hakikatleri birbirine karıştırmıyor, inceliklerin bazısını bazısında kaybetmiyor. Makam ve halin en muhkemi budur. Dünyanın kalıcı yurt olmadığını biliyor. Bu yüzden dünya ile bir yolcu olarak muamele ediyor. Kararlı ve hikmetli biri olarak davranıyor. Dünyasına hicran, kavruluş, azığın yetersizliği, yolculuğun uzunluğu ve yolun ürkütücülüğünden dolayı hasret lisanıyla hitap etmesi bu gerçeği gizlemez. Çünkü ünsiyeti bulmuş ve onu yeğlemiştir. Tıpkı çekici bir şey görüp de kalbini ona bağlamayan kimse gibi. Bütün bunlar, müşahedede tahakkuk etmesine engel oluşturmuyor. Aksine bu, sağlamlaşma üstüne sağlamlaşmadır, hakikatte daha da derinleşmedir. Çünkü konumun hakkını veriyor, Rabbine, nefsine, dünyasına ve ahiretine hakkını veriyor ve zamanında hür kalıyor. Kendi
nefsinde her hak sahibinin hakkını veriyor.

Allah için söyle ey nefis! Yetersiz irfanına ve düşük müşahede düzeyine rağmen, bu İmam kadar bu halle beraberliğin oldu mu? Dedi ki, "Hayır, vallahi, benim yaşadığım aniden belirip kaybolan parıltılardan, bazı zamanlarda doğan, ama başka zamanlarda görünmeyen hilallerden ibarettir. Genelde dağınık ve paramparçadır bu haller. Daha doğrusu biz ve senin gördüğün şeyler, bu makamda tasarrufta bulunduğumuzu, selbi icad hakikatleri cihetiyle güzelliklerini aldığımızı iddia ediyoruz. Benim için sahih olan halifelik, hikmette eksiklik makamıdır. Çünkü bu makam açısından hiçbir zaman Ali b. Ebutalib (r.a) gibi olmadım. Allah'a yemin ederim ki, Benim tek benzerim mescide defi hacet eden, yüz numarada namaz kılan kimsedir. Dünyada nefsine geniş yer veren yüce ve alçak herkesin durumu da bundan ibarettir. Hepsi, Allah'a yemin ederim, değersizdir, körlük çölünde şaşkındır. "Biz Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz." (Bakara, 156) Eğer bu önderlerin hallerini öğrenmek istemeseydim, seninle tartışma sergisini dürer, bu buluşmaya son verirdik. Allah'a yemin ederim, bu İmam beni bir belaya uğrattı ki sona ereceğini sanmıyorum. Belimi kıran bir afete attı ki beni, kurtuluşunun olacağını tahmin etmiyorum. İlmin burhanına teslim oldum. Hikmetin egemenliğini kabul ediyorum. Bu makama sahib Ali
gibisi var mı? Bu görkemli sözleri ortadayken kim ona denk olabilir ki? O şerefli
makamında avuçlarındaki çakıl taşlarının sükutundan başka bir şeyle gafletten bizi
uyandırmaya kalkmasaydı dahi, avucundaki çakılların sükutu, uyanık her kalp için sarsıcı bir uyarı etkisini gösterirdi. İçinde bulunduğum kötü duruma bakın! Allah, bana yaptığın bu iyilikten dolayı sana hayır versin. Bana yönelik aydınlatmanı arttır ki Allah da senin hikmetini, imanını, hıfzını ve beyanını arttırsın.

Nefsini Ebubekir es-Sıddık ve Selman-ı Farisi İle Mukayese Etmesi:

Nefsime dedim ki, Evet, şu, senin bir çok kere makamında olduğunu ilan ettiğin
kişidir. Allah Resulü (s.a.v)nun sancaklarının ve alametlerinin taşıyıcısı Ebubekir esSıddık (r.a.). Sahih bir rivayet zinciriyle İbni Abbas'tan (r.a.) rivayet ettik ki, Resulullah (s.a.v.) vefat ettiği zaman, Ebubekir (r.a.) dışarı çıktı. O sırada Ömer (r.a.) insanlarla konuşuyordu. Ebubekir, "Otur, ey Ömer!" dedi. Ömer oturmadı. Bir daha, "Otur, ey Ömer!" dedi ve şehadet getirdikten sonra şöyle dedi, "Şimdi... Kim Muhammed'e tapıyorduysa,bilsin ki Muhammed öldü. Kim de Allah'a tapıyorsa, bilsin ki Allah daima diri ve ölümsüzdür" Ardından şu ayeti okudu: ve ma Muhammedun illa resul. Kad halet min kablihi'r rusul. Efein mate ev kutile inkalebtum ala a'kabikum / Muhammed resulden başka bir şey değildir. Ondan önce de resuller gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse topuklarınızın
arkasına dönüp gidecek misiniz?" (Al-i İmran,144) Bu ayetin etkisiyle
insanların heyecanı yatıştı. Ama onun kalbi her zaman Rahman ile sükunete ermiş
vaziyetteydi. Şimdi.. Allah için söyle, ey nefis! Elde ettiğini iddia ettiğin, Hakkın sırrını hal ve makam olarak elde ettin mi? Allah'ın kendisini tazim ettiği ve senin de bildiğin gibi tazim edip de bu tazimin hakkını "kullu şey'in halikun illa vecheh / O'nun zatı hariç her şey helak olacaktır" (Kasas, 88) hükmünce eda ettin mi? Allah'ın azameti, alemlerin en hayırlısının ve de diğer tazim ehlinin azametini ortadan kaldırmayacak şekilde kalbine eksiksiz bir şekilde yerleşti mi? Dedi ki, Hayır, vallahi, ey velim! fena ve beka, çürüyüş ve yeniden yeşeriş, geliş ve gidiş, varış ve dönüş arasında gidip geldim. Sen dikkatimi çekinceye kadar Sıddık'm ağzından çıkan bu sözü hiçbir zaman bu şekilde anlamamıştım. Şeyhlerimizden de duymamış, görmemiştim. Ancak sahabelerle, onların tazimleriyle, yüksek makamlarıyla ilgili sohbetlerimiz ve sırlarımız vardır. Fakat karşılaştığım
arkadaşlarımdan hangisiyle karşılaşsam, bu konu gündeme geldi mi, mutlaka sözü
ağızlarında geveliyor, etrafına üşüyorlar. Fakat bu neticeyi elde etmeye giden bir yol bulamıyorlar.

Bu, ilahi bir bağıştır. Buna amel etmekle ulaşılmaz. Onlar ise bunu hazırlanma ve
cehd ile elde etmeye çalışıyorlar. Sonra nefis bana dedi ki, Beni bu makamdan götür, makamın ağırlığı belimi kırdı. Ona dedim ki, Evet, şu, Selman-ı Farisi'dir. Soy olarak senden aşağı, ama din olarak senin imamındır. El-Eşca' kabilesine mensup bir adama kadar uzanan kesintisiz bir rivayet zinciriyle şöyle rivayet ettik, Medain halkı Selman'm mescidde olduğunu duydu. Hemen
oraya koştular ve etrafında toplandılar. Derken orada bin kadar kişi toplandı. Selman ayağa kalktı ve, "Oturun... oturun..." dedi. İnsanlar oturunca Yusuf Suresini açtı ve okumaya başladı, bunun üzerine birer birer kalkıp gitmeye başladılar. Derken orada yüz kadar kişi kaldı. Selman öfkelendi ve şöyle dedi, "Süslü, parlak sözler istiyordunuz; ben size Allah'ın kitabını okuyunca kalkıp gittiniz!"

Allah hakkı için söyle ey nefis! Burası Hak meclisidir. Bana doğruyu söyle. Allah'ın kitabını dinlediğinde titremediğin, ama sana bir şiir okuduğumda titrediğin, delirdiğin, halden hale girdiğin oldu mu? Dedi ki, Allah'a yemin ederim ki, her zaman ki dinim ve edebim budur. Sana daha fazlasını da söyleyeyim, Allah'a yemin ederim ki, şu anda bulunduğum halden bana daha ağır geleni şudur, Kur'an okuduğum zaman beni bir yorgunluk, bir bıkkınlık alır. Sana derim ki, Vallahi, bir şey yapacak gücüm yok. Artık zayıfladım. Zihnim yoruldu. Beni bundan uzak tut. Sen de mushafı elinden bırakır, dilinle okumayı durdurursun. Çok geçmeden, senin sözlerinden veya başkalarının sözlerinden herhangi bir sanat dalıyla ilgili sözlerine dikkatini çekerim. Sen de hemen ağzını açar onları söyler. Mırıldanır, terennüm edersin. Gayet akıcı bir şekilde, yalın olduğunu düşündüğün en güzel tarzda, nefsi memnun edecek şekilde okursun. Sen de en küçük bir yorgunluk ve bıkkınlık görülmez. Eğer tembellik ve bıkkınlık gerçekten benden kaynaklansaydı, o sırada
sana yansıtırdım. Aksine, Kur'an'a karşı ağır davranır. Kur'an'ı okuma hususunda seni tedirgin ederim ki okumayasın ve ben de dinlenmiş olayım. Aynı durum sebat edilmesi gereken ibadetlerin virtleri için de geçerlidir. Bu da benden sana yönelik bir aldatmadır. Sence müminin hali böyle olur mu? Hayır, Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kelamı mümin için her şeyden daha lezzetli gelir. Onu dinlemeye can atar. Tıpkı susuz insanın berrak suya koşması gibi. "Biz Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz." İmanın eksikliğinden, daha doğrusu imanın yok olmasından dolayı, bizim hakkımızda bu felaket ifadesi kullanılsa yeridir. Ey nefsimin bedbahtlığı.. Ah, hasret! ve ey üzüntüm!... Allah'a yemin ederim, kaç kere Allah'ın kelamından bir ayet dinledim de ona karşı bir yüksünme hissettim, üzerime ağırlık çöktü, ağzımda geveledim. Allah'a yemin ederim ki, çok şiir dinledim de kulağıma
hoş bir nağme gibi geldi. Vallahi korkuyorum, ey dostum! Nefsim için korkuyorum ve benim gibi olanlar için. Korkuyorum ki ismi müminler divanından çıkarılıp yüce Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerin divanına yazılsın, "Ve iza zukirellahu vahdehu işmeazzet kulubullezine la yu'minune bi'l ahireti ve iza zukirellezine min dunihi iza hum yestebşirun / Yalnız Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri buruşur. Ama O'ndan başkaları anılınca, onların sevindikleri görülür." (Zümer,45) Ben, süslü ve aldatıcı sözlerle masal anlatan masalcıların sözlerini buna benzetirim. Nitekim onun sözlerini dinlediğim zaman, titreyerek yerimden kalkar "Şabaş..." derim ve bunun çok güzel bir söz olduğunu söylerim. Yani Allah adına yemin söylemiş olurum. Melun şeytanım durmadan beni oynatır, raks ettirir. Tıpkı maymun sahibinin maymununu oynatması gibi.
Bana ihtiyacı kalmayınca da bir şamar indirerek beni yere serer. Benim gibi kurtuluşu az olan biri kalkıp bir rida ile üzerimi örter, ta ki beni serbest bırakıncaya kadar. Kalkarım ben, iyice zayıflamış olarak. Kuşkusuz yüceler alemi (mel-i a'la) dinim ve aklımla ilgili geçmişim itibariyle beni teselli eder.
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.