You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ne yiyelim ne giyelim derdinde olanlar bu yazıyı okumasın!

Ne yiyelim ne giyelim derdinde olanlar bu yazıyı okumasın!

General
Ne yiyelim ne giyelim derdinde olanlar bu yazıyı okumasın!
Sİze bir bayram hediyesi sunmak istedim.
Cemil Çiftçi tarafından yayına hazırlanan ve Kurtuba yayınları tarafından basılan Osmanzade Hüseyin Vassaf'ın “Hicaz Hatıraları” olarak yayınlanmış günlüğünden tadımlık notlar...
Dilini anlamakta zorlanabilirsiniz. Acele etmeyin ve metni lütfen sonuna kadar okuyun.
Okuyun ve Efendimizin “Hac meşakkattir” sözünü hac yoluna düşenlerin nasıl içselleştirmiş olduğuna dikkat kesilin.
Müellif 10 Muharrem 1872 doğumlu. Doğum gününden dolayı adı Hüseyin.
8 yaşında iken annesini,18 yaşında iken babasını kaybeder.
Ardında pek çok kıymetli eser bırakmış olan Osmanzade Hüseyin Vassaf Hicaz yolculuğunu günlük olarak kaleme almış.
Ciddeye vapur ile varılacak Cidde'den sonra yola develer üzerinde devam edilecektir.. Marmaradan ayrılmadan gemi bir kaza geçirir.
Ve günlerce vapurun tamir edilmesini bekler müstakbel hacılar.
Buyurun:
“7 Zilkade sene 1323 (2 Ocak 1906) yevm-i Salı”
“Nısfu'l-leylde refîkım Hacı Nuri Efendi birdenbire kalkıp kapıya koştuğundan derhal uyandım, telâşe sebebini sorduğumda “Aman oğlum bir bağrışma vardır. Galiba vapurda bir kaza zuhûr etti” demesiyle yataktan fırladığım sırada bir tarrâka-i hevl-nâktır koptu. Sanki vapur derûnuna birkaç top birden ateş eylemiş idi. Baş açık yalın ayak güverteye koştum. Yolcular da çıkmışlardır. Bir vâveylâ bir fiğândır zuhûr edip kimisi kendini denize atmak istiyor, kimisi şaşkınlığından gülüyor, kimisi ağlıyor, kimisi titriyor, kimisi düşmüş bayılmış idi. “Ne oldu” diye sorduğumuzda “vapur kayaya çarptı” cevâbını aldım. O zaman dizlerimin bağı çözüldü. Kar ve fırtına ber-devam idi. Marmara ortasında kayaya nasıl çarptık, ne mevkideyiz diye düşünmeye ve etrafa bakmaya başladım. Bir dağ kenarında olduğumuzu ve döküntü kayalar yanında bulunduğumuzu anladım. Kaptan ve tayfalar pür-telâş iskandil ediliyor; aşağı yukarı bağrışıyorlardı. Bir iki dakika sonra “Yolcular, telâş etmeyiniz. Anbarlarda bir rahne yoktur. Yola devam edeceğiz” dediler.
“Tahkîkâtıma göre ikinci kaptan nöbette iken sarhoşluğu hasebiyle geminin istikâmetini ve suların cereyânını hesâp edememiş, Marmara adalarının döküntüsü üzerine düşmekliğimize sebep olmuştur. Vapur delindi şâyiası yine revaç bulduğundan yolcuların gürültüsü, kaptanları ve tayfaları da korkutmuş olduğu için nihâyet hakîkati söylemeye mecbur oldular. “Baş tarafta tatlı su hazinesinin su kesiminden aşağısı delinmiş, başka bir ziyân yok. Yarım yol ile gideceğiz, emin olunuz” diye herkese tesellî-bahş oldular. Saat yediye on var idi. Uzaktan iki vapurun gitmekte olduğunu kandillerinden fark eylediğimiz gibi onların yolu hatt-ı istikâmet oluşuna göre bizim birkaç mil cenûba inhiraf eylediğimiz istidlâl olundu. Mezkûr vapurlardan biri, bizi, “bir hâle dûçâr olmuştur” diye tahmin ederek yaklaşmaya başladı. Nihâyet yaklaştı. Hepimize büyük bir hiss-i hayât geldi. Düdük çaldı. İstifsâr-i hâl eyledi. Bizim vapur işâret-i bahriyye ile hâlini anlattı. Bizi bırakmadı. Yarım yol ile devama başladık. Şunu arz edeyim ki vapurun müsâdeme mahalli su sahrıncına tesâdüf ettiğine ve vapurumuz bölmeli olduğuna mebnî inâyet-i Rabbâniyye ve rûhâniyet-i mukaddese-i Muhmmediyye ile halâsımıza pek büyük sebep olmuştur. Uyku unutuldu. Herkes güvertede, olanca elbisesini giymiş soğuğa mukâvemet ve her gûne ihtiyâta riâyet ederek duruyor, ara sıra vapur batıyor mu gibi muâyenelere koyuluyordu. ”
Yukarıdaki satırları okuyunca ilk ne düşündünüz?
Yolcular 19 gün sonra Hicaz'a varacaklar.Benim en dikkatimi çeken şey Hüseyin Vassaf'ın 2.Kaptan'ın sarhoşluğunun sebep olduğu bu kazayı anlatırken ne kadar mesafeli ve rasyonel dil kullanmakta oluşuydu. “Hac meşakkattir “ hadisi şerifini içselleştirmiş sabırla vapurun tamir görmesini bekliyor:
“Kumpanyanın Dersaâdet Ser-acentası Mösyö Silli Alfred tamirâtı tesri' için Dersaâdet'den gelmiş idi. Kamaramıza gelip takırtıdan rahatsız olmamaklığımız için birinci mevkiye naklimizi teklif eylemiş ise de bir beis olmadığını beyân ile teşekkür ettik, oraya gitmeyi arzu etmeyişimizin sebeb-i yegânesi merâsim altına gireceğimiz korkusu idi. Gece salonda hoş bir âlem geçirdik, ba'dehû kamaramıza çekildik.”
Müellif gah kamarasında,gah güvertesinde tefekkür ederek vaktini geçiriyor .Vapur tamir edildikten sonra yorgun argın Hicaz' a varıyorlar.Hicazdan sonra develerle yolculuk yapmak zorundalar.
Günümüzün 5 yıldızlı kuş gibi uçup düş gibi alışverişlerin yapıldığı “hac mevsimi”ne hiç benzemiyor hazretin satırlarındaki tasvirler.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 29-09-2015, Saat:12:58 AM, Düzenleyen: umuteğrisi.
General
RE: Ne yiyelim ne giyelim derdinde olanlar bu yazıyı okumasın!
“Hac meşakkattir” hadis-i şerifini Hüseyin Vassaf'ın “Hicaz Hatıraları” üzerinden idrak etmeye devam ediyoruz.
Cuma günü ikinci kaptanın sarhoşluğu sebebi ile hasar gören vapurun Marmara Denizi'nde tamirat için beklediğinin izini sürmüştük.
Bu gün bekleyişin “sükuneti”ne dikkatinizi çekmek isterim.
Aşağıdaki satırları ben yolucunun nasibi bahsi üzerinden okudum. Siz bambaşka bir açıdan okuyabilirsiniz.
Buyurun:
“11 Zilkade sene 1323 (6 Ocak 1906) yevm-i Cumartesi
“Bu sabah hava pek latîf ve sıcak idi. Ufukta güneşten başka bir şey görünmüyordu. Boğaz'ın manzara-i letâfet-bahşâsına doyamadığım cihetle hiç kamaraya inmeyerek vaktimi güvertede geçirdim. Gâh tamiratı gâh etrâfı ve gelip geçen vapurları temâşâ eyledim. Tamiratın bir gün sonra hitam bulup pazar günü akşamı veya Pazartesi sabahı vapurumuzun inşallah hareket edeceği şayiası umûmda bir meserret husûle getirdi.”
“14 Zilkade sene 1323 (9 Ocak 1906) yevm-i Salı”
“Vapurumuz fekk-i lenger edip çarhını tedvîr eyledi. Bu sırada hüsn-i savta mâlik biri vapurun baş tarafında selâmet-i sefer için bülend-âvâz ile ezân-ı şerif okumağa başladı. Herkes güvertede idi. Kazâ-yı vâkıın kalblere ilka eylediği dehşetin tesiriyle herkes dinen bir merâsim icrâsında idi. ”
Müellif'in Cidde'den Mekke ve Medine'ye varış hikayesi çok çarpıcı.
“26 Zilkade sene 323 (21 Ocak 1906) yevm-i Pazar”
“Bugün dahi hayli yerler gezdik. Akşama doğru hazreti Havva validemizin kabr-i âlîlerini ziyâret mukarrer idi. Vakit akşam olmak üzere idi. Cidde Medine kapısından çıktık, biraz bayır gitdik, karşımıza büyük bir askeri kışlası geldi. İntizam üzere yapılmış bir binâ idi. Onu geçtik büyük bir mezaristan göründü. Yaklaştığımızda etrafının kamilen duvar ile muhat olduğu anlaşıldı. Kapısından girdik, orta yerde 300 arşına garip uzun bir mezar meşhûdumuz oldu. Baş ve ayak ucunda ziyâret mahalleri vardır. Buralar alâ rivâyetin hazret-i müşarün ileyhânın baş ve ayak uçları imiş. Ortasına bir kubbe bina olunmuş, mübârek sürrelerinin olduğu mahal imiş. Ziyâretle şeref-yâb olduktan sonra konağa avdet ettik, geceyi rahatça geçirdik.”
Hicaz'den Medine'ye develerle yolculuk edilecektir. Yol güvenliği için karakollar vardır. Karakoldaki askerler Türkiye'den giden askerlerdir.
“27 Zilkade sene 1323 (22 Ocak 1906) Pazartesi”
“Askerlerin âlem-i İslamiyete ettikleri hizmetin büyüklüğüne karşı insan onlara hiss-i şükrân besler. Mertebe-i maneviyyelerinin ulviyyeti ise tariften müstağnidir. Zira inşallah giderseniz görürsünüz, karakollar öyle muntazam binalar olmayıp kayalardan müteşekkil ve bir yeşil yaprakdan bile âri dağların tepesine taşdan bir kuru duvar içinde ve hasırdan mamul bir dam altında ve harâret-i şems karşısında senelerce beklerler. İşte eâzım-ı mücahidin-i İslâmiyye bu göz nurlarıdır. Giydikleri elbiseden bahs etmek istemem. Zira elbiseden başka bir şeydir. Başındaki fes dahi böyledir. Asker olduğunu yalnız silah bildirir. Ayakları çıplaktır. Bunlar alel-ekser hacıları karşılarlar. Eğer Türk görürlerse nereli olduğunu sorarlar, hele memleketliye tesadüf ederlerse izahat almak için biçâreler kafileyi takip ederler. Hayli suâl sorarlar.
“Askerin biri bendenize hitaben “Hacı nerelisin?” dedi. “İstanbulluyum” cevabını verdim. Hatırımı sordu, benimle hayli konuştu. tanımadığı halde böyle mükâlemeye rağbet edişinin sebebini sordum. Ah çekerek “biz vatan garibiyiz, gelen arkadaşlardan 10 kişi iken 3 kişi kaldık. Halimiz malum. Seninle konuştukça vatan kokusu burnumuzda tüttü, lezzet buldum dedi. Alel-ekser ekmek satarlar “Hacı hubz” diye nidâ ederler. İçtikleri su Cidde suyu gibi tuzludur. Yedikleri ekmeğin unu kurtludur. Bunu sattıkları ekmeği aldığımda gördüm, diyemedim. Eğer hacıda irfan varsa bu Türk aslanlarının gönlünü tatyiben çıkarır bir kaç para verir, o zaman ağlayarak ızhar-ı mahzûniyet ve beşâşet ederler. Maaş aldıkları da pek ender imiş. Hulâsa bu bahsin tafsili yürekler deler.”
Askerlerin sattığı ekmeği yer Hüseyin Vassaf.Lütfen aşağıdaki alıntıyı bir kaç defa okuyunuz :
“Karnımız pek acıktı. Karakolun birinden askerler gelip “ya hacı hubz” diye seslendiler. Bir kuruşa bir ekmek aldım, yarısını yedim, yarısını da sakladım. Güneş doğmuştu, yarısını daha yemek üzere elime aldığımda kurtlu undan yapılmış olduğunu ve iri iri kurtların da beraber piştiğini gördüm. Midem bulandı, ğaşeyan etmek derecesine geldim. Vah zavallı vatan kahramanları vah.”
Hüseyin Vassaf'ın “Hicaz Hatıratı” sosyal bilimlerde yardımcı ders kitabı olarak okutulması gereken bir hazine.
Vatan sevgisini, insan sevgisini, sabrı ve letafeti görmek isteyen herkesin okuması gereken bir hatırat.

F.BARBAROSOĞLU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Ne yiyelim ne giyelim derdinde olanlar bu yazıyı okumasın!
Uyku unutuldu.

Herkesin unuttuğu bir anısı vardır muhakkak.

Allah bize de nasip etsin o cefayı çekmeyi.gülücük
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.