Kulun mümin olması ve Rabbinin emir ve yasaklarına uyması yetmez. Rabbine karşı haşyetin yanısıra minnet duyguları içerisinde de olması gerekir: Fatiha suresinde tekrarladaığımız beyan budur.
Rabbimize hamd ederiz de o hamdin derinliğini idrak eder miyiz? Bilirsiniz, hamd minnettir, şükürdür, takdirdir, rızadır, övgüdür ve esasen tüm bunların hakiki ve mutlak manaya ifade edilmesidir.
İnsana teşekkür vesilelik itibariyle ve mecazidir. Bir insanın iyiliğine teşekkür edebilirsiniz; ama esas o iyiliği yaratan Allah’tır teşekkürün muhatabı. Bir meyveyi ikram edene minnetinizi belirtirsiniz. Ama esas o elmayı dalında yaratıp o insanın elinden size sunan Mevla’dır hamdin muhatabı. Mutlak şükür, şükürlerin şükrü yalnızca Allah’a aittir.
Şükür dilde ve tavırlarda bulur ifadesini ama esas gönülde bir derin duygu fırtınası kopararak arşa ulaşır. Düşüncenin o mutlak minnet duyusunu üretebilmesi için Rabbi derinden kavramak gerekir. Bunun yolunu da yüce Yaratan açıklamıştır:
Mutlak hamdin tek muhatabı olan yüce Sahibimiz –Rahmandır; -Rahimdir, -Din gününün sahibidir. Rahmandır; yerleri ve gökleri sayısız türde nimetlerle dolduran O’dur. Rahim’dir gönüllerleri tüm şefkatler ve sevdiği kullarına yaşattığı şahıslarına mahsus tarifsiz nimetler Rahim isminden gelir. En nihayet O, en büyük Sahiptir, Malik’tir, ve dünyayı ve ahıreti birleştiren ve varlık macerasını anlamlı kılan kıyametin, hesap günün Sahibidir. Tarifsiz bir Yüce’ye karşı minnet hisleriyle dolan ve bu minnetin anında Muhatabına ulaştığını idrak eden Mümin bahtiyar mümindir. Maşallah o mümine! Muhammed Bozdağ