وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُوا لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ
قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّار وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍٍ
“Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.”
Allah’ın emrine itaatsizlik eden ve tevazu yerine kibri tercih eden iblis, tövbe edip Rabbine geri dönmek yerine kibri onu daha büyük kötülüğe sevk etti, Dünyada ve ahirette hem ziyana uğrayanlardan hem de kendinin vesvesesine uyanları kötülüğe sürükleyenlerden oldu. Yüce Rabbimiz ayetin devamında şöyle buyurmaktadır. “Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!”[1]
Tevazu kulluğun gereğidir. Kulluk Allah’ı Yaratan olarak kabul edip, kendisini de yaratılan olarak görmesidir. Yaratılanın Yaratan karşı tevazu duyması ise en doğal ve en gerçek şeydir. Kibir ise kulluğunun hatırdan çıkarılmasının bir neticesidir. Yaratılanın yaratılmış olduğunun ve acziyetinin hatırdan çıkarmasıdır. Her şeye muhtaç olduğumuzu unutmamalıyız. Bedenimizde bulunan bütün organlara muhtacız. Bir uzvumuz hastalandığı zaman onu iyileştirmek için ne kadar çaba göstermekteyiz. Bir uzvumuz noksanlaştığı zaman ise ne kadar sıkıntı çekmekteyiz. Havaya muhtacız, aldığımız hava kirlendiği zaman ciğerlerimiz hastalanmakta; suya muhtacız, susuz yaşabilir miyiz? Güneşe muhtacız, dünyamızın kendi etrafında ve güneş etrafında dönüşüne muhtacız. İnsan olarak muhtaç olmadığımız hiçbir şey var mı? Bu sebeple mütevazi olan şahıs acziyetini bilmiş demektir. Bu acziyet ise haddi bilmeyi ve kibirlenmemeyi gerektirir.
Sözümüzü güzel bir mısra ile sonlandırıyoruz.
Mal’ü mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi!
Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi…
Yüce Rabbimiz bizleri kibirlenenlerden ve sonuçta kaybedenlerden değil, tevazulu bir hayat sürerek dünya ve ahiret güzelliğini elde edenlerden eylesin. Kendi rızasına uygun, razı olunan bir iman, yaşanılan Salih bir ibadet ve kamil bir ahlak nasip etsin.