You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

mustafa kutlu "uzun hikaye"den

mustafa kutlu "uzun hikaye"den

Profesör
mustafa kutlu "uzun hikaye"den
taraflar birbirini unutuncaya kadar
birkaç cümle konuştular samanla çamuru karıp
ben o zamanlar on altı yaşındaydım
sivilcilerim yerinden fırlamış
dilsiz kız beni kucağına almıştı
bir bacağı onulmaz biçimde sakatlanmış


malihulya içinde serseri
ağır ağır makinelere doğru yürüdüm
çiçeğe su, kuşa yem verdim
lakin olaylar beni aştı, o sıra
-uyanıklar, yabancıyı nasıl da tanırlar-
karaya vurmuş bir balık gibi oldum
ne beni muhatap aldılar, ne kızı dışarı saldılar
-bizim sevdamız artık ahrete kalmıştır!-
böylesi yakıcı bir karamsarlık içinde
uykuyu durağı kaybettim
yaşadığım zehir yeşili acı
yükselmiş gırtlağıma dayanmıştı
geceleri,
yalnız geçen geceleri ne yapacaktım
soğuktu vagonun içi
yumruğumu ağzıma bastırıp
göz yaşlarımı sildim
elimde - birlikte yardan yuvarlanmış-
bir kötü bavul ve daktilo kutusu
koridordan geçip, vagonun iniş kapısına ulaştım
ben ne yazabilirim ki? yazdığım ne işe yarar?
nereye kadar gider bu ses? kime ulaşır?
olsun! inatçı adamın saçı yatmaz!
diktiğimiz fidanlar meyve verdikçe
solunan hava, yüzülen su, oturup kalktığın insan,
yürüdüğün yol seni değiştirir
işte besmeleyi çektim, işte yazıyorum
başka türlü nasıl biter o uzun yollar:

bağlandığı yerde yemini yiyen ata baktık
ateş böceklerinin arada bir yanıp
söndüğü kıpırtısız gecelerden birindeydik
felaket baykuşu gibi sigarasını tüttürerek
bir marşandiz uflaya puflaya istasyona girerdi
çorak, ağaçsız, gri tepeler
uzaklardan kesik kesik köpek havlamaları?
ah bu kasabalar
hiçbir sırrın saklı kalamadığı küçük kasabalar
yazın güneş, kışın kar
kimse yok
kimse elini taşın altına sokmak istemiyor
hayat dediğin nedir ki. anlaşılmaz bir sır
buruşup ipe dönmüş mor bir kurdela
ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur


hayatın demir örsünde dövülmek üzere
kendini zamanın girdabına fırlatıp atmış
o dağlar ardında kalmış kasabada
gökkubenin altında yapayalnız bir adam
soyadına yakışır taşkın gülümsemesi
bir çatının gölgesinde yorgun ama memnun
kağıda güllü-karanfilli kenar süsleri yapmış
gelip geçen gençlerin merakını kışkırtır
görenler bir masal kulübesi der yani
mumların ortasına bir gazete yaymış
gelmişten geçmişten binbir
sevda masalı anlatır
güya şifasını görenler varmış

benim gariban bavul üst tarafta köşede
boş dönecek olan bir kamyon şoförü ile anlaşmıştı
dudağında bir ıslıkla dolaşan adam
bana yaz dedi, gider gitmez yaz
ıslığından bir iki nota fırlattı
o küçük mızıkayı öttürdüm
babamın oğlu olmuştum işte
-bir çocuk ne de olsa bir çocuktur-
aynı anda davranarak
birbirimize sarılmıştık

ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde
saçlarım kirpi gibi dik duruyor, ne yana
ne geriye taranmıyor, beni
deli ediyordu.


............


Mustafa Kutlu
Alnım rüzgarlara açık
Kor kaynar yüreğimde
Umutlar sevinç içinde
Kan dolan gözlerimde..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: mustafa kutlu "uzun hikaye"den
sanırım gülücük


eyvallah sana da.
Alnım rüzgarlara açık
Kor kaynar yüreğimde
Umutlar sevinç içinde
Kan dolan gözlerimde..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.