You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Müslümanların gösterdikleri şefkat ve merhamet

Müslümanların gösterdikleri şefkat ve merhamet

Profesör
Müslümanların gösterdikleri şefkat ve merhamet
Medîne-i Münevvere’de bulunan Sevgili Peygamberimiz, Mekke-i Mükerreme’nin fethi planlarını gizlice yürütmüş ve “Yâ Rabbî! Biz, yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin câsûs ve habercilerini tut, görmez ve işitmez eyle. Bizi ansızın görüp işitsinler” diyerek Allahü teâlâya duâ etmiştir.
Peygamber Efendimiz, kuzeydeki müşrikler veya Bizanslılar üzerine yürünecek intibâını vermek için de, Ebû Katâde Hazretlerini askerî bir birlik ile kuzeye, İzâm vâdîsine doğru göndermiştir...
Ramazân ayının ikinci gününe kadar, çevre kabîlelerden yardım gelmiş, Ebû İnebe kuyusu başındaki karârgâhda toplanılmıştı. Eshâb-ı kirâmın sayısı oniki bine ulaşmıştı. Bunlardan dört bini Ensâr, yedi yüzü Muhâcirîn, geri kalanı da çevredeki müslümân kabîlelerdendi.
Sevgili Peygamberimiz, Medîne’ye vekîl olarak, a’mâ müezzini Abdullah bin Ümm-i Mektûm Hazretlerini bıraktı. Zübeyr bin Avvâm Hazretlerini de iki yüz kişilik bir süvârî birliğinin başında keşif kolu olarak ileri gönderdi.
Nihâyet âlemlerin Efendisi, gönülleri Allahü teâlâ ve Resûlünün muhabbetiyle dolu olan oniki bin kişilik muazzam ordusunun başında olduğu hâlde, Allahü teâlânın ismini anarak yola çıktılar.

PUTLARDAN TEMİZLENECEK!
Bundan sekiz sene önce, ayrıldıkları yurtlarına, Mekke’ye gidiyorlardı. Puthâne hâline çevrilen muazzam Kabe’yi putlardan temizlemeye gidiyorlardı. İnâtlarından bir türlü vâzgeçmek istemeyen müşriklere, hak, adâlet ve merhamet göstermeye gidiyorlardı. Allahü teâlânın dînini yaymaya, oradakilerin de ebedî Cehennem azâbından kurtulmalarına vesîle olmaya gidiyorlardı. [Amân yâ Rabbî! Bu ne büyük merhamettir!]
Medîne’den hareket, Ramazânın ilk günlerinde idi. İslâm ordusu Zü’l-huleyfe’ye geldiği sırada, Mekke’den âilesi ile birlikte hicret eden Peygamber Efendimizin amcası Hazret-i Abbâs da Medîne’ye hicret ediyordu. Yolda İslâm ordusu ile karşılaştı. Daha önce Müslümân olduğu hâlde, durumu müşriklerden gizleyerek Mekke’de kalmıştı. Sevgili Peygamberimiz, amcasının geldiğine çok sevindi ve “Ey Abbâs! Ben, Peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de, Muhâcirlerin sonuncusu oldun” buyurarak onun gönlünü aldı.
Hazret-i Abbâs’ın ağırlıklarını Medîne’ye gönderdi. Hazret-i Abbâs, Peygamber Efendimizin yanında kalıp o da Mekke’nin fethi için geri döndü.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Mekke’nin yakınında bulunan Kudeyd’e geldiğinde, şânlı Eshâbına harp düzeni aldırdı. Her bir kabîleye ayrı ayrı sancaklar ve bayraklar vermek istedi. Onları, her kabîlenin bayrakdâr ve sancakdârına teslîm etti.
Ayrıca Hazret-i Ömer’e vazîfe verip, her mücâhidin âteş yakmasını da emretti. Her birlik kendi çadırı önünde ateş yaktı. Bir anda on binden fazla ateş yanınca, Mekke müdhiş bir aydınlığa boğuldu. Bir ânda her tarafı aydınlatan binlerce ateşin yandığını gören Mekkeliler, neye uğradıklarını anlayamayıp iyice şaşırdılar. Hemen Ebû Süfyân’ın yanına toplandılar.

KUREYŞLİLER HABERSİZDİ!..
Sevgili Peygamberimiz ve şânlı Eshâbı, Medîne-i münevvere‘den ayrılalı on gün olmuştu. Akşam üzeri Mekke’ye iyice yaklaşılmış, yatsı vaktinde “Merru’z-zahrân”a gelinmişti. Peygamber Efendimiz, Eshâbına burada durmalarını emir buyurdu. Burada karargâh kuruldu. Peygamberimiz, ordusuyla Mekke’ye yaklaşırken, yollar tamâmen tutulmuş olduğu için, Kureyş müşrikleri, üzerlerine gelen İslâm ordusundan habersizİslâm ordusunu gözetlemeye gelen Ebû Süfyân ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri artıyor, dehşete düşüyorlardı. Mekke’nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş yakmışlardı? Onlar, bunları konuşa konuşa, “Erak” isimli yere geldiler. Bu sırada Peygamber Efendimiz, yine, “Ebû Süfyân, şu anda Erak’tadır” buyurdu. Eshâb-ı kirâm, onları araştırmaya koyuldular. İçlerinden Hazret-i Abbâs, onları tanıdı ve Peygamber Efendimizin huzûruna götürdüler...

HUZÛR-İ ŞERÎFE GELDİLER
Ebû Süfyân ve yanındakiler, korku ile mücâhidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzûr-i şerîflerine geldiler. Kâinâtın Sultânı, onları güzel karşıladı. Mekkeliler hakkında bazı bilgiler aldı. Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm’a da’vet eyledi. Hakîm bin Hızâm ile Büdeyl, derhâl “Kelime-i şehâdet” getirerek Müslümân oldular. Fakat Ebû Süfyân’ın tereddüdü devâm ediyordu.
Peygamberimiz, Ebû Süfyân’ı affedip, amcası Abbâs’a; “Onu, bu gece çadırına götür, sabâhleyin bana getir” buyurdu. Sabâh olunca, Resûlullah’ın huzûruna götürüldüğünde; “Ey Ebû Süfyân! Henüz, ‘Lâ ilâhe illallah’ diyeceğin vakit gelmedi mi?” buyurdu. Ebû Süfyân, Peygamberimize; “Anam-babam sana fedâ olsun. Sana ettiğimiz bu kadar cefâdan sonra beni hidâyete çağırıyorsun, hâlâ bizi hidâyet yoluna da’vet ediyorsun. Ne hoş hilm ve ne güzel kerem sâhibisin. Yumuşak huylulukta ve şereflilikte ve akraba hakkını gözetmekte üstüne yoktur. İnandım ki Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur... Eğer olsaydı bana bir faydası olurdu” dedi ve “Kelime-i şehâdet”i söyleyerek Müslümân oldu...
Hazret-i Abbâs, “Yâ Resûlallah! Ebû Süfyân’a Mekkeliler nezdinde i’tibâr kazandıracak bir şey ihsân eder misiniz?” dedi.
Peygamber Efendimiz, bunu kabûl edip “Kim, Ebû Süfyân’ın evine girer, sığınırsa, ona emân verilmiştir, öldürülmekten kurtulur” buyurdu.
Ebû Süfyân, “Ya Resûlallah! Biraz daha genişletir misiniz?” diye istirhâmda bulununca, sevgili Peygamberimiz, “Kim, Mescid-i Harâm’a girer, sığınırsa, ona emân verilmiştir. Kim kapısını kapayıp evinde oturursa, ona da emân verilmiştir” buyurdu...
Ebû Süfyân, Mekke’ye dönmek üzere izin istediğinde, Peygamberimiz, amcası Hazret-i Abbâs’a; “Ebû Süfyân’ı al, ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götür, vâdînin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet; İslâm ordusunun büyüklüğünü, heybetini ve çokluğunu, Müslümânların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişâmını görsün” buyurdu.
Görmeliydi ki, şâhid olduğu manzarayı müşriklere anlatsın ve karşı çıkan olmasın. Böylece, Harem-i şerîfte kan dökülmesin. Hazret-i Abbâs, Ebû Süfyân ile dağ geçidine giderken, mücâhidler harp düzenine girdi...

ORDU?HAREKET?ETTİ...
Abbâs (radıyallahü anh), onu alıp ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götürdü. Ordu hareket edip, Eshâb-ı kirâm kabîle kabîle Ebû Süfyân’ın önünden geçiyor, “Allahü ekber” sadâları her tarafı çınlatıyordu. Her birlik geçtikçe, Abbâs (radıyallahü anh), ona tanıtıyordu. En son, Peygamberimizin bulunduğu birlik geçiyordu... Peygamberlerin Sultânı, âlemlerin Efendisi güneş gibi, nûr saçarak devesi Kusvâ’nın üzerinde göründü. Etrâfında Muhâcirler ve Ensâr bulunuyordu. Her biri tepeden tırnağa Dâvûdî zırhlara bürünmüş, Hindî kılıçlar kuşanmış, cins atlara ve develere binmiş olarak geliyorlardı.
Ebû Süfyân onları görünce, “Kim bunlar, ya Abbâs?” diyerek merâkla sordu. O da: “Ortadaki Resûl aleyhisselâm, etrâfındakiler de şehîd olmak aşkı ile yanan Ensâr ve Muhâcirlerdir” dedi.
Sevgili Peygamberimiz onların yanından geçerken Ebû Süfyân’a, “Bugün, Allahü teâlânın, Ka’be’nin şânını yücelteceği bir gündür. Bugün, Beytullah’a örtü örtüleceği gündür. Bugün, merhamet günüdür. Bugün, Allahü teâlânın Kureyşlileri (İslâm ile) azîz edeceği bir gündür” buyurdu.
Ebû Süfyân, göreceğini görmüş, işiteceğini de işitmişti; “Ben, Kayser’in de, Kisrâ’nın da saltanatını gördüm. Fakat böyle ihtişâmlısını görmedim. Ben, hiçbir zaman bugünkü gibi bir ordu ve cemâat ile karşılaşmadım. Böyle bir orduya hiç kimse karşı koyamaz, onlara güç yetiremez” diyerek Mekke’nin yolunu tuttu...di.
Hiçbir şeyden haberi olmayan Mekkeli müşrikler, şaşkına döndüler. Ne olduğunu anlamak için Ebû Süfyân’ı görevlendirdiler.
O da yanına iki veya üç-dört kişi alarak İslâm ordusuna doğru gizlene gizlene yaklaştılar. Bu sırada sevgili Peygamberimiz, Eshâbından bazılarına; “Ebû Süfyân’a göz-kulak olunuz. Mutlaka onu bulursunuz” buyurdu.

.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.