You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Müslüman, kimseye zarar vermez

Müslüman, kimseye zarar vermez

Profesör
Müslüman, kimseye zarar vermez
Kur’ân-ı kerîmden sonra en kıymetli kitâb olan, İmâm-ı Buhârî’nin “Sahîh”inin “Îmân” bölümünde, üçüncü hadîs-i şerîf olarak:
“Müslümân, elinden ve dilinden, diğer Müslümânların zarar görmedikleri kimsedir. Muhâcir de, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir” meâlindeki hadîs zikredilmiştir.
Bu hadîs-i şerîfte, Müslümânın İslâmlığına delâlet eden temel vasıflarından birinin; elinden ve dilinden gelebilecek her türlü zarar ve eziyyetlerden Müslümânların emîn olmaları [hattâ diğer bir rivâyetinde, “insanlar” diye daha umûmî bir ifâde kullanılmıştır], eliyle ve diliyle hiçbir Müslümân kardeşine [hiçbir insana] sıkıntı vermemesi olduğu anlatılmaktadır.
Ayrıca bu hadîs-i şerîfte; kulların hukûkuna bu şekilde riâyet edilmesi gerektiğine göre, Allahü teâlânın hakkına daha çok riâyet edilmesinin lüzûmuna, önemine de zımnen işâret ediliyor.

OLGUN MÜ’MİN OLABİLMEK!
Hadîs-i şerîfte, özellikle dil ve elden gelebilecek zararlardan, eziyyetlerden bahsedilmektedir. Çünkü birçok fiil bu iki uzuvla yapılmaktadır. Katil, darp, gasp, hırsızlık, rüşvet alma vs. el ile yapılan fiillerdir. Yalan, iftirâ, dedikodu, gıybet, başkalarıyla alay etme, hakâret etme ve daha nice kötülükler ki bunlar insanların birçok maddî ve ma’nevî sıkıntılara, zararlara uğramalarına, cem’iyetin sosyal ve ahlâkî nizâmını sarsmaya zemin hâzırlayan âmillerdir. Evet bütün bunların vâsıtası da, âleti de, bilfiil icrâ edeni de dildir.
Bunun gibi yapılan eziyetlerin, zarar vermelerin, hakka tecâvüzlerin ve haksızlara, zâlimlere yardımcı olmanın önemli bir kısmı yine el ile yapılmaktadır. Hattâ zararlı kitapları yazmak ve yayınlamak da el ile yapılan eziyetlerdendir.
Olgun bir mü’min olabilmek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşabilmek için, îmândan sonra güzel amellerde bulunmak kaçınılmaz vazîfelerimizdendir. İşte bu vazîfelerden biri ve belki en önemlisi de Müslümânların dokunulmaz haklarına hürmet etmek, onların mallarına, canlarına, nâmûslarına, izzet ve şereflerine saygı göstermek, hiçbir sûretle onlara eziyet etmemektir. Müslümânları dâimâ kardeşliğe, birbirlerini sevmeye, birbirlerinin haklarını gözetmeye da’vet eden Peygamber Efendimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm), bu da’vete uymayıp, Müslümânlara eziyet eden, kul hakkına riâyet etmeyen kimseleri “müflis” diye vasıflandırıyor. Ebû Hüreyre hazretlerinin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfe göre Peygamberimiz (aleyhis-selâm) bir grup Eshâbına:
“Biliyor musunuz, müflis kimdir?” dedi. Onlar:
“Bizce müflis, parası ve malı olmayan [kalmayan] kimsedir” diye cevâp verdiler.
Bunun üzerine Peygamberimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm) şöyle buyurdu:

“MÜFLİS ŞU KİMSEDİR Kİ”
“Benim ümmetimin müflisi şu kimsedir ki, Kıyâmet gününde namaz, oruç ve zekât sevaplarıyla gelir. Fakat şuna söğmüş, şuna iftirâ etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu döğmüş olarak gelir. Bunlardan dolayı hasenâtından, zikredilen kişilerin herbirine verirler. Üzerinde olan haklar ödenmeden hasenâtı tükenirse, bu def’a, hak sâhiplerinin günâhları o kimseye yükletilir. Sonra o kimse Cehenneme atılır.”
Evet, dünyâda iflâs eden bir kimseyi düşünün; bütün malları elinden alınmış, her gittiği yerde karşısına bir alacaklı çıkıyor, zâhirî dostları onu bir bir terk ediyor, elinde ne varsa hepsine haciz konulmuş. Böylesi bir durum, insan için gerçekten tahammülü zor, çok ağır bir şeydir. Fakat ebedî iflâs yanında çok hafîf kalır. Çünkü dünyâda kaybedilen, belki bir daha kazanılabilir. Fakat ebedî hayâtta, Allahü teâlânın huzûruna, kul hakkı ile çıkmak ve orada “müflis” damgasını almak, bir mü’min için tasavvur edilemeyecek ve telâfîsi mümkün olmayan bir felâket olur.
Cenâb-ı Hakk’ın bize lütfettiği ni’metleri, özellikle el, dil, göz gibi çok kıymetli uzuvlarımızı, O’nun rızâsı istikâmetinde, emirleri doğrultusunda kullanmakla mükellefiz... Cenâb-ı Hakk, vücûd uzuvlarımızı yerli yerince kullanmamızı nasîb buyursun.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Müslüman, kimseye zarar vermez
Sahîh-i Buhârî’nin “Kitâbu’l-Îmân” başlıklı bölümünün üçüncü hadîsinde, “Müslümân, elinden ve dilinden, diğer Müslümânların zarar görmedikleri kimsedir” buyurulduktan sonra, hadîsin sonunda “Muhâcir de, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir” lafızlarına da yer verilmiştir.
Dünkü makâlemizde, bir nebze, hadîsin 1. kısmından bahsetmiştik. Ama hadîs-i şerîf o kadar önemli bir hadîs-i şerîf ki, bir makâlede açıklamasının yapılması mümkün değildir. Onun için konuya bugün de devâm etmek istiyoruz. Hattâ nasip olursa, öbür hafta da bu konuda makâle yazma arzûsundayız...
İmâm-ı Gazâlî (rahimehüllah) bir eserinde dilin âfetlerini, dilin sebep olduğu felâketleri açıklarken şöyle demektedir:
“Dil, Hak teâlânın yarattığı şaşılacak şeylerdendir. Görünüşte bir et parçasıdır; ama hakîkatte varlıkta olan her şey onun tasarrufu altındadır. Çünkü o, hem yokluktan, hem de varlıktan ibârettir. Belki aklın vekîlidir. Akla, vehime ve hayâle gelen her şeyi, dil söyler. Kalbin doğruluğu ve eğriliği dilin doğru ve eğriliğine bağlıdır, bunun için sevgili Peygamberimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm): “Kalb doğru olmayınca, îmân doğru ve müstakîm olmaz. Dil doğru olmayınca da, kalb doğru olmaz” buyurmuşlardır. O hâlde dilin zararlarından sakınmak, dînde mühim işlerdendir.

DİLİN?AFETLERİ...
Bu ön bilgilerden sonra, İmâm-ı Gazâlî’nin zikrettiği dil âfetlerini sayalım:
1-Lüzûmu olmayan sözleri söylemek. Söylemediğin zaman dînin ve dünyân için sana hiçbir zarar vermez.
2-Bâtıl ve günâh şeyleri konuşmak: Bâtıl konuşmak, bid’atler hakkında konuşmaktır. Günâh söylemek ise kendi fısk ve fesâdını anlatmak ve başkalarına anlattırmaktır.
3-Sözde muhâlefet, münâkaşa etmek: Bazı kimselerde âdet hâline gelmiştir ki, kim ne söylerse kabûl etmez, hayır öyle değildir der. Bu, “sen ahmaksın, bir şey bilmezsin, yalan konuşursun, ben ise akıllıyım, zekîyim, bilgiliyim ve doğru konuşurum” demektir.
4-Mâlda husûmet: Kalbi dağıtan, hayâtın zevkıni gideren, dîn mürüvvetini götüren, mâl husûsundaki düşmânlık gibi hiçbir şey yoktur.
5-Fuhuş söylemek. Ya’nî çirkin söz söylemek, sövmek.
6-La’net etmek. Hayvâna, insana, canlı ve cansız neye olursa la’net etmek kötüdür, uygun değildir.
Peygamber Efendimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm): “Mü’min la’net etmez” buyurarak la’net etmekten bizleri menetmiştir.
7-Aşırı mizâh, şaka. Az olmak şartı ile arada bir şaka yapmak mubâhtır. Bir diğer şart da, bu iş, âdet ve meslek hâline getirilmemeli ve doğru söylemelidir. Çünkü fazla şaka ve mizâh vakti öldürür ve insanı çok güldürür. Çok gülmek ise kalbi karartır. Heybet ve vakârı giderir. Çok güldüren her şey kötüdür. Gülmek, tebessümden fazla olmamalıdır.
Peygamber Efendimiz (aleyhis-selâm):”Benim bildiğimi siz bilseniz, az güler, çok ağlarsınız” buyurmuşlardır.
8-Alay etmek: Bir kimse ile alay etmek ve ona gülmek, sözünü ve işlerini gülünç şekilde anlatmaktır. Allahü teâlâ: “Kimseye hakâret gözü ile bakmayın ve kimseye gülmeyin ki, o sizden daha iyi olabilir” buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm): “Alay edene ve insanlara gülene, Kıyâmet günü Cennetin kapısını açarlar ve ona gel gir derler. O gelip girmek istediğinde, Cennetin kapısını kapatırlar. Dönünce yine bağırırlar, başka bir kapı açarlar. O ise, o üzüntü ve gam arasında ezilir durur. Yaklaşınca kapı kapanır. Nihâyet çağırırlar da gidemez. Anlar ki kendisi ile alay ediyorlar.”

“ÜÇ ŞEY?VARDIR?Kİ!..”
9-Yalan yere söz vermek: Peygamber Efendimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm) buyurdu ki: “Üç şey vardır ki, bunlardan biri kimde bulunursa, [namaz kılsa da, oruç tutsa da] münâfıktır. Bunlar: Konuşunca yalan söyler, söz verince, sözünde durmaz. Kendisine verilen emânete ihânet eyler.”
Eshâb-ı Kirâm’dan biri anlatır: Resûlullah’a bîat ettim ve şuraya geleceğim dedim, sonra unuttum, üçüncü gün gittim orada idi. Buyurdu ki: “Ey delikanlı! Üç gündür seni bekliyorum.”
Evet elden geldiği kadar, zorla söz vermemelidir. Resûlullah (aleyhis-salâtü ves-selâm): “İnşâallah yapabilirim” derdi. Söz verince, bir zarûret olmaksızın, elden geldiği müddetçe sözünü yerine getirmelidir.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.