Ertesi ziyaretlerinde tarlanın ortasındaki yazıyı okuyan yöre gençlerinin içine düşmüş bir şüphe: Ulan şu mu zehirli yoksa bu mu? Öteki mi, beriki mi? Ya şunu zehirlediyse? Ya buna zehir akıttıysa? Şüphe bu; bitirir adamı! Hâsılı, o kırmızı, sulu, şekerli şerbetli, iri yarı, güzelim karpuzlardan hiçbirisini yiyemeden terk edip gitmişler tarlayı. Hasis çiftçi, sabah olunca tarlasına gelip de tek bir karpuzun bile eksilmediğini, ortalıkta içi oyulmuş yeşil karpuz kabukları rüzgârdan kayık gibi sallanmadığını görünce, oh demiş, bu iş tamam, kurtuldum!
Fakat ertesi sabah, bulduğu çözümden duyduğu gururla tarlasına girdiğinde, gençlerin kocaman bir kartona yazmış oldukları yazıyı okumuş da hayatı kararmış hasis karpuzcunun. Uyanık gençler, kendilerine yâr olmayan karpuzları o cimri herife de yâr etmeyecek bir formül bulmuşlarmış. Kartonda şöyle yazıyormuş: "Biz de bu tarladaki karpuzlardan birini zehirledik!"
Gördün mü sen şimdi! Şüphe denen zehir, karpuzları ne gençlere ne de tarlanın sahibine yâr etmiş. Onlar erememiş muratlarına; ama biz çıkalım kerevetlerine: Teşbihte hata olmaz: oryantalistler, hadisler hakkında ümmete öyle bir şüphe zehri akıttılar ki, ancak kalb-i selim sahipleri masun kalabiliyor.
Zamanında, Aliyyü'l Kâri şerhiyle, İmam-ı Azam efendimize ait Fıkh-ı Ekber adlı eserde, şöyle bir bölüm okumuştum: "Bir kimse bir hadisi reddederse, âlimlerin bir kısmi bu adamın kâfir olacağına hükmetmişlerdir. Başka âlimler ise, eğer o hadis mütevatir ise, reddedenin o zaman kâfir olacağına hükmetmişlerdir. Ben de derim ki doğrusu budur. Ancak, bir kimse (mütevatir olmayıp) tek yolla gelen bir hadisi, hakaret ve alay yollu inkâr ederek (böyle de hadis olur mu, dercesine) redde-derse, o takdirde o kimse de kâfir olur."
ömer faruk dönmez