Allah Resulü ﷺ Refik-i A‘la’ya giderken de aynı haldeydi. Şiddetli ateşi vardı. Takati kalmamış mescide ancak Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin (radiyallahu anhuma) kolları asasında mübarek ayaklarını yere sürerek çıkabilmişti. Ezvâc-ı tahirât da yanında iken kerimesi Hz. Fatıma (radiyallahu anhuma) meclise girmiş, onu görünce, “Merhaba yavruma” deyip sağ tarafına oturtmuştu. Fatıma’ya hanımlarının duymayacağı şekilde bir şeyler söyledi. Fatıma da derin derin ağladı. Kızının hüznünü görünce ikinci defa Ona bir şeyler söyledi. Bu defa Hz. Fatıma gülmeye başladı. Hz. Aişe (radiyallahu anha) bütün Peygamber eşleri adına Fatıma’ya hâle dair sorunca, Fatıma, “Babamın sırrını ifşa edemem.” dedi. Hz. Aişe Allah Resulü ﷺ ahirete irtihal edince Hz. Fatıma’ya o hâli hatırlatıp, açıklama yapmasını istedi. Bu defa Hz. Fatıma: “Ne konuştuğumuzu şimdi anlatabilirim” dedi ve şunları söyledi: “İlk olarak, ecelinin geldiğini, benim de ailesinden ona ilk kavuşan kişi olacağımı haber verdi. Bunları duyunca ağladım. Hüznümü görünce ikinci defa: ‘Fatıma! Cennette bu ümmetin kadınlarının efendisi olmaya razı olmaz mısın?’ buyurdu. Bunun için de sevindim.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahabe, 15).
Allah Resulü ﷺ musibet anında kerimesini istikamet üzere kalmaya davet etti. Buharî’nin rivayetinde Ona: “Fettekillahe ve’sbiri /takva hali üzere kal ve sabret” buyurdu. Efendimiz ﷺ ahiretteki buluşmaya kadar dünyada yalnız kalacak kızına ayrılık günlerinde hamdi kuşanmayı, sabrı da yaşamayı telkin etti. O gitti, altı ay sonra da Hz. Fatıma (radiyallahu anha) büyük bütüne karıştı. Her iki gidişten geriye bela ve musibet anında yolda nasıl istikamet üzere yürünüleceği kaldı. Ne Allah Resulü’nde ﷺ ne de kerimesinde savrulmaya dair en küçük bir emare zahir olmadı. Her iki tablo da ahiret ayarı yapılan bir hayatın nasıl olması gerektiğini anlattı. Babalarını kaybedenler, kızlarından ayrılanlar O en büyük baba ve Onun kerimesiyle teselli buldu
ihsan şenocak