Sahi, tatil için uçaklar dolusu eşyayla dünyayı dolaşan arap liderler bu durum karşısında ne yapıyorlar? Koskocaman bir hiç!..
Sevgili dostlar! Bir yazımızda daha sizlerle beraber olmanın şerefini bizlere bahşeden kâinatın sahibi, âlemlerin rabbi Cenâb-ı Hakka sonsuz hamd-ü senalar olsun. Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)e, tüm Peygamberlerimize, Ehli Beyte, sahabe-i Güzin Hazerâtına ve cümle müminlere salâtü selâm olsun.
Belki yüzlerce peygambere şahid olmuş toprakları anlatmak biliyorum ki hem zor, hem kolay bir durumdur. Bunu yazmak zordur çünkü o mübarek ve mümtaz simaları lâyıkı vechiyle anlatmak ve yazmaktan aciz, kırık dökük bir hayatın sahibiyiz. Ne anlatsak o mübarek efendilerimizi anlatmış olamayacağız. Öte taraftan bunu yazmak kolaydır zira bizim halimize o kadar benzeyen haller ve kişiler var ki, nereden başlasanız birkaç yazı çıkarırsınız. O kadar ihanetler ve cinayetler işlenmiş ki, her biri ayrı birer destan olur. Ne garib değil mi? Bu topraklarda Hz. Musa (Aleyhisselam)a “Sen git de rabbinle beraber firavunu yen öyle gel, o zaman sana ve tebliğ ettiğin dinine iman ederiz” dediler. Bir peygamber düşünün, nice mucizelerle gelmiş ve rabbi tarafından desteklenmiş ama, her şeyi gördükleri halde tıpkı Hz. Yakub’un oğlu Hz. Yusuf’u kuyuya atan hayırsız oğulları gibi, yüzlerce peygamberle alay etmişler. Neler görmüş o mukaddes ve etrafı mübarek kılınmış topraklar.
Hatırlayın Hz. Zekeriyya (Aleyhiselam)’ı ve oğlu Hz. Yahya (Aleyhisselam)’ı şehid eden zalim ve azgın topluluğu da yine bu topraklar görmüştü. Bir toplum bir peygamberi niye öldürür ki sahi? Ne kötülüğü dokunmuştur o mübarek şahsın onlara? Dünyaya gelişi bile Kur’an’da büyük bir ibret ve mûcize olarak anlatılan Hz. Yahya (Aleyhisselam) gibi tertemiz bir hayatın sahibi niçin idam edilir. Hâşa bu gibi Allah’ın peygamberi nice mübarek kimseler ne hırsızlık etmişler, ne kan dökmüşler, ne kavga çıkarmışlar, ne içinde bulundukları halkın namusuna göz dikmişler, ne de onlara dünya ve ahirette zarar getirecek bir şey söylemişlerdir.
Hz. İsa (Aleyhisselam)’a ihanet eden Yehuda da, ne tuhaftır ki yine bu toprağın çocuğudur. Ama kudret ve kuvvet sahibi Rabbimiz onu Hz. İsa (Aleyhisselam) kılığına sokmuş, Hz. İsa zannederek o münafığı çarmığa germişlerdir. Ama Hz. İsa’ya da neler çektirmişler.
Ya Hz. Meryem annemize ettiklerine ne dersiniz? Allah’ a adanmış kul Hz. Meryem annemiz mucize olarak Hz. İsa (Aleyhisselam)’ı Rabbimizin emri gereği babasız olarak dünyaya getirdiğinde ona hâşa zina iftirası atanları da yine bu topraklar görmüştü.
Ne zor bir durum değil mi? Tertemiz kul Hz. Meryem, Mevlâ Teâlâ’nın imtihanı gereği bir oğul doğurmuş, ama onu içinde bulunduğu halk incitmişler ve üzmüşlerdir. Bir zamanlar en çok hürmet edip saygı duydukları Hz. Meryem’e gönül yaralayan acı sözler söylemişlerdir. Oysa mübarek kitabımız Hz. Kur’an yüzyıllar sonra Hz. Meryem’e atılan iftirayı ortaya koymuş ve onu tertemiz bir kul olarak bizlere tanıtmıştır. Ve bizlerde hamdolsun ki Kur’an’ın sözüne ve haberine iman etmişizdir.
Mîrac ve İsra hadisesiyle sevgili Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)’inde hayatında köşe taşı bir yeri olan bu topraklar, nihayet asırlarca evvel Afrikalı köle kadın Hacer annemizle üzülerek Hicaz tarafına yolcu ettiği Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in soyundan gelen âlemlerin efendisi Hz. Muhammed Mustafa (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)’e de kucak açma şerefine ermiştir. Kim bilir Resulullah Efendimiz üzerinde bulunurken ne kadar sevinmiştir Filistin toprakları. İsra sûresinin başın da zikredilen mübarek belde Kudüs, her Müslüman için mühim bir yere sahibtir. Zira o belde bizim ilk kıblemizdir. Resulullah Efendimiz ve sahabeyi kiram hazerâtı, hicretin ikinci yılına kadar Kudüs’e yönelerek namazlarını kıldılar.
Sevgili Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)’de oradan miraca yükseltildi. Yani sevgili eşi Hz. Hatice annemizi, Mekke’de kendisine en çok sahip çıkan akrabası Ebu Talib’i kaybetmiş, Taif’de taşlanmış, adeta yüreği yaralı Resulullah’ı teselli ve destek için Rabbimizin katına çıkarıldığı mekan ve zaman bizim için kıyâmete kadar çok müstesna bir değere sahib olacaktır.
Aziz kardeşlerim! İçimizde kıyamete kadar Mescid-i Aksa – Kudüs ve Mîrac bilinci hep diri kalmalıdır.
Bugün o mübarek topraklarda Filistinli kardeşlerimizin terörist İsrailliler tarafından nasıl şehid edildiklerini hemen her gün televizyonlardan seyrediyoruz. Küçücük yavruların, 5 aylık bebeklerin bile hissiz, vicdanı kurumuş israilli teröristlerce gözü dönmüş bir şekilde nasılda hunharca öldürüldüklerini dünya alem görüyor değil mi? Sahi tatil için uçaklar dolusu eşyayla dünyayı dolaşan arap liderler bu durum karşısında ne yapıyorlar? Koskocaman bir hiç!
Seksen yaşındaki Şeyh Ahmed Yasin’i sabah namazı çıkışında, tekerlekli sandalye de hayatını devam ettiren savunmasız ve bir engelli insana helikopter den füze saldırısı düzenleyen İsrailli katil sürülerine kim sesini çıkarabildi? Ne garib değil mi bir kediyi döven insanı tv de görünce hayvan sever dernekleri tepki olarak sokaklara çıkıp eylemler yapıyorlar ki bu doğrudur, yapılmalıdır. Onları eleştiri için yazmıyorum bilakis tebrik ve takdir ediyorum. Hayvan haklarını savunma da da en önde biz olmalıydık. Çünkü örnek insan Hz. Muhammed Mustafa (Sallallâhü Aleyhi ve Selem) Efendimiz devesine fazla yük yüklediği için sahabeyi ikaz etmiş ve zavallı hayvanın hakkını savunmuştur.
Ahhh canım Peygamberim maalesef seni tam anlayamadık! Ah bir anlayabilseydik böyle mi olurdu halimiz? Lütfen Filistin davasını gündeminizden düşürmeyin. Yazı yazın, çizin, resmedin. Unutmayın ki katiller bu tür cinayetlerinin gündeme taşınmasından rahatsız olurlar, zira ilerde belki biri çıkar hesap sorar o katillerden diye. Bütün dünya sussun ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davransın isterler. Gündem eğlence, spor, magazin, film, dizi olsun isterler. Ama siz tarihe not düşün, torunlarınıza bile aktarın o mübarek toprakların nasıl işgal ve talan edildiğini, unutturmayın. Usül ve üslubumuz kan ve kavga değil barış ve sevgi olmalıdır. Buradan sakın tüm Yahudiler ya da İsrailliler katildir, kötüdür sonucu çıkmasın, elbette bu tür cinayet ve kan dökücüleri onaylamayan insaf ve vicdan sahibi Yahudi ve İsrailliler de vardır. Sözlerimiz sadece suçun sahibinedir. Kaldı ki dinimizde ırkçılık yoktur. Hiç kimse soyundan dolayı suçlu ya da günahkar da değildir, diğer insanlardan üstün de değildir. İspanya’da Yahudiler yok edilirken topraklarında Yahudilere kucak açan aziz milletimiz, yani Osmanlı devleti olmuştur. Ve bizler yüzyıllarca huzur içinde beraberce yaşamışızdır. Halbuki daha 50-60 yıl kadar önce Hitler tarafından insanlık dışı muameleye uğramış bir milletin çocukları olan İsraillilerin, bugün Filistinli Müslümanlara yaptığı insanlık dışı muameleyi izah etmek ve anlamak mümkün değildir. Hitler yapınca kötü de, İsrailliler savunmasız insanlara katliam yapınca iyi mi yani? Her türlü nükleer çalışmaları İran yapınca dünya barışına tehdit görüp, İsrail yapınca kendi güvenliği için lâzım görmek ne acaip bir şey değil mi? Bugün gücün karşısında susan insanlığın ortak vicdanı, bir gün bununda mantığını mutlaka soracaktır bence. Ebrehe’lerin karşısına nasıl Ebabiller çıktıysa; nice peygamberlere analık yapmış o mübarek topraklarda bir gün kalbinden bir Selehaddin-i Eyyûbi daha çıkarır ümidi ve duâsı içerisindeyim.
Bu vesileyle başta Filistin, Çeçenistan, Irak, Doğu Türkistan olmak üzere, içimizi sızlatan mazlum topraklarda huzurun hakim olacağı günlerin ve dünya insanlığının ve oraların insanının da huzurla,barış içinde yaşayacağı günlerin en kısa zamanda gelmesi duâsıyla, hepinizi en emin olan kainatın sahibine emanet ederim.
Selâm ve duâlarımla….
Ömer DÖNGELOĞLU