You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar

Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar

Forumcu
Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar
İster dünya isterse ahiret yurdu olsun, insanın kendi algısını silerek tümüyle O'na bağlanmasıyla ulaştığı her menzile cennet denir.

Nasıl ki gübre böceği gül kokusundan hoşlanmaz,
Münafık da Hak sözden tiksinir ve batıla meyleder.

Ahlakı Kur'an olan kimse, Kur'an ehlidir. Kur'an ehli olan ise, Allah ehlidir. Çünkü Kur'an Allah kelamı, Allah kelamı ise O'nun ilmidir.

Benim dinim sevgi dinidir, ben sevgi kıblesine yöneldim.

Sevgi ilahi bir sırdır; her zata layık olduğu kadarıyla verilir.

Üzerinde herhangi bir yaratımışa ait hak bulunan bir Allah kulunun kulluğu, üzerindeki o hak ölçüsünde eksiktir.

Allah katındaki değerin O'nun senin katındaki değerinle ölçülür! Rabbin karşısında kendi nefsini en iyi sen bilirsin!

Parmakla gösterilmeye heves etme. Seni kimse tanımazsa tanımasın. Allah'ın seni bilmesi kafidir.

Ahlak, nefsin halidir; insan düşünmeksizin ve seçim yapmaksızın fiillerini bu hal esnasında yapar.

Kamil insan 18 bin alemi, 18 bin gözle seyreder. Her bir aleme dahil olup, o alemi oraya has bir gözle seyreder.

Bu alemin sahibi de, İslam'ın sahibi de Allah'tır. Sana düşen Hakk yolunda gayrettir.

İnsan-ı kamil birleştirici hakikattir. Allah ona öyle bir kuvvet vermiştir ki, onunla tek bakışla iki mertebeye birden bakar. Böylece Hak'tan alır ve halka verir.

Var mısın ki, yok olmaktan korkuyorsun?

Içimizden bazı kimseler dünya hayatında O'nu tanır ve bilirken, bazı kimseler, herhangi bir şeyi seviyorken ölene kadar O'nu tanımazlar. Perde kalktığında Allah'tan başkasını sevmediği ve yaratılmışın adının kendisini perdelediğini anlar.

Diğer ibadetlerin sevabı cennet, zikrin mükafatı ise bizzat Rabbul alemin'dir.

Aşk, iki zıtlığı birleştirebilmektir.

Varlıklar gelir, ilahi isimlere ayna olur, görünür ve giderler.

Bütün yollar Allah'a varır. Allah bütün yolların gayesidir. Dolayısıyla bütün yollar; sırat-i müstakimdir.

Sen içine dön, yalnız dışınla meşgul olma. Çünkü sen cisminle değil, ruhunla insansın.

İlmiyle amel etmeyen bir alimi görürsen, ilmine hürmeten yine ona karşı edepli davran. Çünkü ilim; Allah'ın sanatıdır. Böyle yaparsan, Allah'ın sevgisine kavuşursun, saadete erersin.

Terk ettiğin kabahatleri bir daha yapmamaya kararlı ol. İşlemekte bulunduğun hayırlı işleri de ölünceye kadar sürdür, sakın bırakma.

Hakikatte Arş ve Beytullah Allah'ı bilen Arifin kalbidir.

Salihlerden birisinin kardeşi öldü. Rüyasında gördü. Ne oldu? diye sordu. Cennete girdim yiyip içip geziyorum, diye cevap verdi. Canım, ben sana onları sormuyorum. Rabbini gördün mü? dedi. Hayır, dedi. Onu ancak bilenler görüyor.

Üç şeyden kork; Allah'tan nefsinden, Allah'tan korkmayandan!

Sana öğrettim; beni istediğin zaman, sende senin benliğinden bir şey kalmamalı. Çünkü benim varlıklarla olmam imkansızdır.

Allah şöyle buyurmuştur: Nimetin benden olduğunu gördüğün zaman bu şükrün hakkıdır.

Maddeye tapanlar, deniz suyu içenlere benzer; içtikçe susuzlukları artar.

Bütün bu yolculuk kendimden kendime imiş.

Hakk'ın onları gayb hallerinde zikretmesi, onları kendi hakikatlerine döndürücü olup zati hakikatler ve isti'dadlar ise, maya gibidir. Ve vehim sahiplerinin izafi vücudları ise mayasız hamur gibidir.

Sevgilim, sen bilirsin
Sevgilim, sen bilirsin
Bedenimin ve ruhumun erimesi sırrımı ifşa ediyor
Ey azizim! Sevgiyi gizledim ama gönlüm ona dar geliyor.

Her makamın bir sözü vardır. Her hakikatin herkese göre bir tanımı vardır, benzerlikler aldatmamalıdır; insanı saptıran şey benzerliklerdir.

Kelime Arapça'da yara anlamına gelir. Söylenen her söz insan ruhunda iz bırakır, yara açar.

Aşıkın sevdiği mahbup, hangi sıfatı takınsa, hangi libasa bürünse ve her ne şekilde tecelli etse, katiyen gaflete düşmez ve tek yüzüne bağlanmaz. Ayrıca her yüzden onun güzelliğini gördüğün gibi, tek yüze bağlanıp kalanları da mazur görür.

Bu ilim denizinden sana bir yol açılınca, hiç tereddüd etme, bu yola gir! Çünkü düşmanın seni ta'kib edecektir.

Yazık! İnsan başkasını yöneteceğim diye kendini yönetmekten perdelenmiştir.

Özel secde ancak namazda kabul olur, ki bu kalbin secdesidir. Her kalbin secdesi de bilgisi ile sınırlıdır. Bilgisi de kendisine Hakk'ın tecelli etmesi miktarıyla sınırlıdır.

Bazen Arif kişi, ihtiyacını Allah'a bile arz etmekten haya eder, çünkü O'nun takdiriyle yetinmektedir. Bu böyleyken Allah'ın kullarına nasıl olsun da arz-ı ihtiyaç etsin.

Alem bir rüyadır, tabire muhtaçtır.

Nur keşfeder ve keşfettirir. Nurun en tamamı ve en büyüğü, yüce Allah'ın rüyada, tecelli eden ve görülen suretler aracılığıyla irade ettiği şeyleri keşfettirenidir. Buna da tabir denir.

Kapıyı kilitle! Şeytan kilitli kapıları açamaz. Eğer kapıyı kapatırken besmele çeker, Ayet-ü kürsi okursan, sabaha kadar zarardan emin olursun.

Günah ve kusurlar içinde en büyük günah, kibir ve kindir.

Oturarak Hızır bekleme, darda kalmışlara Hızır olmak için yola çık ve ab-ı hayatı imana susamış kimselere ulaştır!

Doğruluk, Allah'ın yeryüzündeki kılıcıdır.

Allah yolunda ol evlat. Allah yolunda ol ki, O da senin yanında olsun.

Sadece Allah'a yönelmek gerekir. İnsanlar sebeplere dayandıkları sırada Allah onlara azap eder, çünkü sebepler her zaman yitip gidebilecek olgulardır.

Velayet, şeriatın emirlerinin yerine getirilmesi ile kazanılır. Akıl yürütme ile değil.

Ehl-i beyt'i sevmeyen, Hazreti Peygamber'i sevmemiştir, çünkü o da ehl-i beyt'in bir üyesidir. Bu itibarla ehl-i beyt sevgisi parçalanamaz, çünkü sevgi onlardan birisine değil bütün aileye yöneliktir. Aklını bu konuya verip ehl-i beyt'in değerini iyice anlamalısın. Ehl-i beyt'e ihanet eden insan, hiç kuşkusuz Allah'ın Peygamber'ine ihanet etmiş demektir. Kim Hazreti Peygamber'in sünnetine ihanet ederse, sünneti hususunda ona ihanet etmiş demektir.

Bir şeyin kendini kendisi vasıtasıyla görmesi, ayna gibi başka bir şeyde görmesine benzemez.

Hakk'ı bir kayd ile bağlamayıp O'na mutlak olarak iman eden kimse, O'nun her bir surette değişik bir tecelli gösterdiğini inkar etmeyip gerçekler. O kimse, Hakk'ın bitmez tükenmez tecellilerindeki suretlerini yine Hakk'tan bilir.

Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.

Kalbini Allah'ın zikrine alıştırırsan, mutlaka kalbin zikrin vereceği nurla nurlanır. O nur kalb gözünün açılmasını sağlar.

Dilenciye yedir içir. Çünkü, o senden dilenmesi sebebiyle seni kullarına yediren ve içiren Hakk'ın menziline çıkarmıştır.

İki iş arasında müreddit kaldığın zaman nefse daha ağır gelenini tercih et. Zira nefse haktan gayrisi ağır gelmez.

Kalbim her sureti kabul eder oldu. Mesela ceylanlara otlak, rahiblere manastır, putlara tapınak, hacılara Kabe, Tevrat'ın sayfaları, İslam'ın mushafı oldu. Dinim sevgi dinidir, onun kervanına yöneldim. Sevgi dinidir dinim ve imanım.

Ben Kur'an ve Fatiha suresiyim
Ruhun ruhuyum, canlıların ruhu değil
Kalbim bildiğimin katında yerleşmiş
O'nu müşahede eder; dilim ise sizin yanınızda
Göz ucunla bedenime doğru bakma
Ruhunu şarkılarla beslemekten uzak dur
Zat'ın zat deryasına dal da
Gözlere açılmamış sırları gör
Ayrıca sırlar belirsizce gözükür
Manaların ruhlarıyla gizlenmiş olarak
Ya Rabbi! Her şeyde bana rahmet, inayet, hıfz, riayet, ihlas ve dostluk nazarı ile bak. Ta ki, hiçbir şey seni görmemden beni alıkoymasın
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar
Allah kimi temizlemişse artık ona kir bulaşmaz. O, mukaddestir, daha doğrusu özi kudsidir.

Bedenler, kendilerine Allah'a izafe edilmiş Ruh'tan üflenmiş nefslere denir. Güneş ışığının yoğun cisimlerdeki parlaklığı nerede, cilalı cisimdeki yansıması nerede!

En şaşılacak iş, söz konusu inkarcı gruptan birine kendinle ilgilen dediğinde: Ben Allah'ın dinini koruyorum ve O'na düşkünlüğümden hareket ediyorum, Allah hakkında gayret imandandır vb.

Nefs, kendi kendine muhalif olandır. Öyleyse muhalefet eden, edilenin ta kendisidir. Bu ise şaşılacak işlerdendir. Kastettiğim burada bir meşakkatin bulunmasıdır. Muhalefet edilen başka bir nefs olsaydı buradaki güçlüğe şaşılmazdı.

Yaratılmış bir şey olan hayal aklın imkansız saydığı güce ve imkana sahip iken o yaratılmışı yaratan hakkında ne düşünürsün?

Senin adına meydana gelip de seni üzen işler, ancak senin kabulünden meydana geldiği gibi senin için nimet olan işler de kabulünden ibarettir.

Gönül ancak doğruluğuna kesin olarak inandığı şeyle serinler.

Hakk'a ancak yaratıklardan yüz çevirmekle dostluk kurulabilir. Çünkü onlara Hak ile değil nefsinle bakıyordun.

Her kim aklını, nazari düşüncesini ve kendi delilini Şeriat'a hakim kılmaya kalkarsa kendine karşı samimi davranmamış demektir. Öyle bir insanın en büyük üzüntüsü ahiret hayatında ortaya çıkacaktır. Orada perde kalkar ve manaya tevil ettiği rivayetin hakikatini mahsus olarak görür. Allah da ahirette kendisine dair bilginin hazzından onu mahrum bırakır, bunun yanı sıra üzüntü ve acısı daha da katmerlenir. Söz konusu insan dünya hayatında zahiri ifadeyi manaya tevil edip zahirin gösterdiği ve delalet ettiği anlamı reddederek verdiği hükümdeki cehaletini gözleriyle görür. Binaenaleyh bilgisizlik hüsranı en büyük hüsrandır.

Bize göre rastlantı olamaz. Çünkü bütün iş Allah'a aittir. Allah ise herhangi bir şeyi rastlantı olarak yaratmaz. Allah her şeyi doğru bir bilgi, irade, bilinmeyen bir takdir ve kazaya göre meydana getirtir. Dolayısıyla herhangi bir olayın O'nun bilgisinde meydana gelmiş olması gerekir.

Allah'a aşık olan mutlaka O'na kavuşacağından emindir; şuraya buraya yönelerek telaşa kapılmaz. Çünkü bilir ki Allah zamanla ve mekanla kayıtlı değildir ki bu yüzden oraya buraya yönelsin.

Kadim dediğimde de, sonradan varolan silinirken Allah dediğimde alem yok olur.

Bir kimse bana tecelli ettikten sonra benden gizlendi diyorsa ona kesinlikle tecelli etmemiştir.

Aşığın sevgisi Sevgilinin ihsanıyla, iyilikleriyle artmamalı,
Sevgilinin cefalarıyla da azalmamalıdır.

Seven bir iddia sahibidir ve bu nedenle sınanmaya müstahaktır. Muhabbet iddiası olmasaydı, yükümlülük gerçekleşmezdi. Muhabbet olmasaydı el-Latif'ten bir karşılık talep etmezdik. Dilerse vuslat, dilerse ayrılık olur. Bir kişi O'nu sevdiğini iddia ederse el-Latif kendisini sınar.

Allah ilmi sadece sevdiğine, hali sevdiğine ve sevmediğine verir. Çünkü ilim sabit hal gidicidir.

Ruhu bir nurdur aşığın, tabiatı bir karanlık,
Evet, ikisi de insan varlığında iki zıt özellik.

O, her makamda ve mertebede ayrı bir yüz, her yüzde ayrı bir güzellik, her güzellikte ayrı bir aşk, her aşkta ayrı bir gamze, her gamzede ayrı bir eda, her edada ayrı bir işve, her işvede ayrı bir naz ve her yerde ayrı bir başlangıç gösterir. Bu nedenle divane ve perişan aşık, türlü hallere ve sevdalara uğrar. Gah kabz, gah celal ve gah bast mahzarı olarak zevk, şefk, safa ve cemal üzre naz ve niyazla sıfatlanmış olur. Böyle olunca; Arif, niçin kendisini belirli bir itikadla ve halle kayıtlasın?

Mesela güneşe ve aya bakarsın, güneşi insanın ruhuna ayı da nefsine benzetirsin. Çünkü nefsin hem mükemmellik ve hem de eksiklik yönü vardır. Mükemmelliği akıl ve ilim, eksikliği ise cehalet ve şehvet iledir. Ruh ise mükemmel ve sürekli aydınlıktır. Ay ise aslında sürekli güneşe mukabil olup ondan sürekli aydınlanır fakat yeryüzü ikisi arasına girmesinden dolayı ayın aydınlığını eksiltir. Ay tutulması esnasında ise bu eksilme hat safhaya ulaşmıştır. Çünkü yeryüzü alemlerin en aşağısıdır.

Bir ara mezarlıkta tek başıma kalmayı adet edinmiştim, el-Kûmi benden söz açarak: falan kişi diri kişileri bırakmış, ölülerle oturup kalkıyor demiş bunu duyunca: Gel de kimle oturup sohbet ettiğimi gör diye kendisine haber saldım. Kuşluk namazını kıldıktan sonra tek başına yanıma geldi. O sırada yanımda bulunan bir ruhla konuşuyordum. Yanıma oturan el-Kûmi'nin yavaş yavaş yüzünün renginin değiştiştiğini gördüm. Eğik duran başını kaldıramıyordu. Ben ise ona bakıp gülümsüyordum. Konuşmam bitince şeyh rahatladı. Yüzünü bana çevirdi ve alnımdan öptü. O vakit kendisine: Üstad, ölülerle yatıp kalkan kim, ben mi yoksa sen mi?, diye sordum. Vallahi sen değil, ben diye cevap verdi ve oradan ayrıldı. Bundan sonra da inzivaya çekilen İbn Arabî gibi çekilsin dedi.

İnsan alemin kalbidir, alemin her parçası, alemin bütünün toplamıdır.

Hasret gerektirecek bir şeye aşık olan kimseye kalbin harareti daima o şeyden şikayetçi olur. Muhabet ettiğin Zat'a ayrılık gözüyle bakarsan, kulluk hikmetini bilirsin.

Allah'ın varlığını tecrübi bilimlere dayatarak izahat yapmaktan kaçınmak gerekir.

Kamil tevhid, akli delillerle oluşmaz. Zira akıl, bu yolda kördür.

İnsanı en aşağılara indirmek isteyen unsur; kendisinde bulunan bunca manaları görmekten körleşmesidir. YAZIKLAR OLSUN!

Ey evlad! Kesinlikle bil ve yakînle iman et!

Vasıl olanlara gelince.. Onlar bildirilen Şeriat ölçülerinden hiçbir edebi kesinlikle terketmezler. Bir kimse, bildirilen ölçülerin tamamını terkederek vuslat ehli olduğunu iddia ederse; bu iddiası apaçık bir yalandır. Şayet bu yalancı, birtakım hakikatleri keşf ederse bu onun hakkında istidracdır ve böylelikle onun ilmi onu aldatmaya vesiledir.

Ey evlad! Allah seni doğruluğa ulaştırsın ve seni çok konuşmak belasından korusun. Lisan süratle hareket etme kabiliyetine sahibtir. Onun hareketi insanı her zaman helaka yaklaştırır. Zannetme ki kurtuluşa vesile olur.

Kalbi, lisanın söylediklerinden gafil olan kimsenin Hakk'ı hamdetmesi tasavvur edilemez.

Yaratılmanın gayesi, yaratılmışa bakmakla onu Yaratan'a ulaştıracak bilgiyi elde etmemizdir. Başka bir ifadeyle Allah bir şeyi onu değersiz görelim diye yaratmadı. Demek ki yaratılmış bir şeye yönelmek, onu (tanımak için) ısrarlı olmak ve onu sevmek zorunluluktur. Çünkü alem, (ve yaratılmış her şey) Hakk'a ulaştıran düşünme yoludur. Her kim delili değersiz görürse, hiç kuşkusuz, medlulü de değersiz görmüş olur ve böyle bir insanın dünya ve ahireti hüsrana gider.

Kimisi Rahmani ahlakı göz önünde bulundurarak insanları davet eder. Kimisi, zorlayıcı ahlakı esas alarak davet eder. Bazısı da ilahi ahlak esasında insanları çağırır ki, en yüksek ve yüce babdır.

Biz bir şeyi remzederiz, lugazlaştırırız ama bizim bundan kastımız bir başka şeydir.

İrfan sahibi, kendi özündeki gerçeği anlasaydı; belli bir itikada bağlanıp kalmazdı.

Müslümanlar, ayrılığa düşmezlerse; onları kimse mağlup edemez!
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar
Ey Evlad! Hak Subhanehu'nun kitabında zikr ettiği vasaya muttali ol ki hayatını Kur'ân ahlâkı ile düzenleyesin. Söz odur. Hüküm odur. Mutlak doğrular onun ifâde ettikleridir. Öyle ise biz bütün himmetimizi onu anlamaya ve yaşamaya sarf etmeliyiz.

«Rabbin, "Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muamele edin" diye hükm etti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererse onlara "öf" bile deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle.»(İsra sûresi, âyer: 23)

«Onlara acıyarak tevazu nadim (yerlere kadar) indir. Ve "Yarab, onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse sen de kendilerini (öylece) esirge" de.»
(İsra sûresi, âyet: 24)

«Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hak (lar)ını ver. (Malını) israf ile saçıp savurma.» (İsra sûresi, âyet: 26)

«Elini boynuna bağlı olarak asma. Onu büsbütün de açıp saçma.» (İsra sûresi, âyet: 29)

«Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, şübhesiz bir hayasızlıktır, kötü bir yoldur.» (isra sûresi, âyet: 23)

«Evladlarınızı fakîrlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da, sizi de rızıklandırırız. Hakîkat, onları öldürmek büyük bir suçdur.» (İsra sûresi, âyet: 2)

«Yetimin, erginlik çağına erişinceye kadar, malına yaklaşmayın. Meğer ki bu, en iyi bir suretle ola. Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahid(den caymak) sorumludur.»
(isra sûresi, âyet: 34)

«Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebeb olmadıkça,
kıymayın.» (isra sûresi, âyet: 33)

«Ölçdüğünüz vakit de ölçeği tam yapın. Doğru terazi ile tartın.» (isra sûresi, âyet: 35)

«Senin için hakkında bir bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalb: Bunların her biri bundan mesuldür.» (İsra sûresi, âyet: 36)

«Yeryüzünde kibr-ü azametle yürüme. Çünkü (ne kadar bassan) arzı cidden yaramazsın, boyca da asla dağlara eremezsin.» (isra sûresi, âyet: 37)

«O halde insanlar arasında hak (ve adâlet)le hükmet. (Hükümde) hevâ (ve heves)e (hissiyatına) tabî olma ki bu seni Allah yolundan saptırır.» (Sad sûresi, âyet: 26)

«Şımarma. Çünkü Allah şımarıkları sevmez.» (Kasas sûresi, âyet: 76)

«Allah'ın sana verdiği (maldan harcayıp) âhıret yurdunu ara. Dünyadan nasibini de unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sende (insanlara infakta bulunarak) ihsan et. Yeryüzünde fesad arama. Çünkü Allah fesadları sevmez.»
(Kasas sûresi, âyet: 77)

«Nasın eşyasını (mallarını, hakkını) eksiltmeyin. Yeryüzünde ise fesadcılar olarak fenalık yapmayın.»
(Hud sûresi, âyet: 85)

«İnsanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde şımarık yürüme. Zira Allah her kibir taslayanı, kendini beğenip övüneni sevmez.» (Lokman sûresi, âyet: 18)

«Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini hakikat, eşeklerin anırışıdır.» (Lokman sûresi, âyet: 19)

«Şüphesiz ki (emrettiğim) bu (yol) benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uy. (Başka aykırı) yollara tabî olmayın. Sonra sizi Onun (Allah'ın) yolundan ayırır.
İçlerinden zulmedenler müstesna olmak üzere ehl-ı kitab ile en güzel (savaşdan) başka bir suretle mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da birdir, (şu kadar ki) biz Ona teslim olanlarız.» (Ankebût sûresi, âyet: 46)

«İnsanlara güzellikle söyleyin, dosdoğru namaz kılın, zekât verin.» «Sana (bu emir ve nehiy sebebiyle) isabet eden şeylere katlan.» (Lokman sûresi, âyet: 17)

«Nefislerine hainlik etmiş kimselerden yana mücadele etme. Çünkü Allah hainlikde ileri gitmiş günahkarları sevmez.»(Nisa sûresi, âyet: 107)

«Sabah, akşam Rablerine, (sırf) Onun cemâlini dileyerek, dua edenlerle beraber candan sabr(u sebat) et.»«Dünya hayatının zinetini arzu edib de gözlerini onlardan ayırma. Kalbine bizi anmaktan gaflet verdiğimiz, hevâ ve hevesine uymuş, işinde haddi aşmış kimselere boyun eğme.» (Kehf sûresi, âyet: 28)

«De ki: "Ben dinimde, kendine ihlas edeci olarak, ancak Allah'a ibâdet ederim.» (Zümer sûresi, âyet: 14)

«De ki: "Ben bu (tebliğime) karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ancak Rabbine (doğru) bir yol tutmayı dileyen adamlar (istiyorum).» (Furkan sûresi, âyet: 57)

«(Habibim) sen (güçlü değil) kolaylığı (sağlayan yolu) tut. İyiliği emret. Cahillerden yüz çevir.» (A'raf sûresi, âyet: 199)

Size azab gelib çatmazdan evvel Rabbinize dönün, Ona teslim olun. Sonra yardım edilmezsiniz.» (Zümer sûresi, âyet: 54)

Allah Subhânehû'nun kitabında böyle tavsiyeleri ihtiva eden daha çok âyetler mevcûddur. Umulur ki bize ve okuyup amel edenlere faideli olur. Her kalb kendi meşrebini bilir. Herkes neyin talebinde ise onun sırrını edinir. Bedenin uzuvları da taat ve ibâdetlerle neşesini bulur. Bu vesile ile Hakka yakınlaşır. Rıza ve rıdvan makamına kesintisiz olarak, feyizlerle ulaşır.
Masum ve tahir olan Seyyidimiz Muhammed bin Abdillah bin Abdilmuttalik'e Salât ve Selâm olsun.
Öyle Seyyid ki bizi bu âlî makamlara ve kudsî manâlara
ulaştırmaya vesile odur. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdler olsun.(Yıldızların Mevkii-İbn Arabi)
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 09-01-2017, Saat:02:48 AM, Düzenleyen: ekberî.
Forumcu
RE: Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar
Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hazretleri buyuruyor ki,

Hazreti Ömer,Allah yolunda bizi aldatanlara aldanıveriririz, derdi. Kardeşim! Bir kimse seni Allah yolunda aldatmak isterse sen de onun bu sahtekarlığına vakıf olursan ona aldanmış gibi görünmen, hile ve hud'asını yüzüne vurmamak onu mahcup etmemek, arkasından onun ıslahına dua etmek, şefkat göstermek, güzel huylardandır. İman ve İslam alametidir. Mü'min aldanıverir ve cömertlik gösterir. Münafık aldatır fesad saçar. Müslüman kardeşlerine don, gömlek ol. Nefslerini, ırzlarını, evlatlarını koru. Çünkü sen onun kardeşisin. Ayna gibi gör, kendine bak. Hiçbir suretle ezalandırma. Hatta ezalanmışsa onu ezadan kurtar. Çünkü bir şeyin paydası onun yüzü ve hakikatidir. Kibirden bir kibire delalet eden şeylerden çekin. Elbisende ve yürüyüşünde kibir alametleri bulunmasın. Kimseden bir şey isteme. İyice muzdar kalırsan ki Allah seni o hale bırakmaz, bilfarz o hale düşmüş isen dilenmek ihtiyaç kadar caizdir. İhtiyaçtan fazla dilenmek cerahattir. Mahşere her yeri yaralı, çıbanlı olarak gelir. Ensar'a mensup bir kadın veya erkek görür isen düşmanın da olsa ona muhabbet et. İman alameti ensarı sevmektir. Ensar'ı-kiram kalmadı deme. Ensar demek, Allah'ın dinine yardım edenler demektir. Hangi zamanda olursa olsun Allah'ın dinine lisanı ile, işleri ile, kalemi ile yardım edenler ensardır. Onlara muhabbet imandır. 'Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun' Bir kişinin bile olsa hidayetine sebep olanın hayrı, güneşin doğduğu yerlerin hepsinden hayırlıdır.

Cemaat ile namaza devam et. Camilerin hikmet-i vücudu farz namazlarını içinde kılmak içindir. Doğru söyle. Emanetleri yerine eda et. Vaadinde sadık ol. Yalandan icdinab et, hain olma, vaadinden dönme. Birisi ile kavga edersen hak'tan ayrılma. Yalan, hainlik, vaadinde durmamak münafıklık alametlerindendir. Bir insan yalan söylerse onun pis kokusundan melek otuz mil uzaklaşır. Şeytan bile insana fenalığı emredince insan onu işlerse, Allah'tan korkusundan şeytan onun yanından kaçar. Şeytanın kaçışından ibret al. Şeytan insana, 'küfret' der de o küfür edince; 'Ben hakikaten senden uzağım çünkü ben Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım', der. Allah'tan korkmayan şeytandan daha şiddetli değil mi?

Züppelik etme. Bu kelime Arapça'da el bezaze kelimesinin zıddıdır. Bezaze; babayani, olduğun gibi, yaşadığın memleketin göreneğine uygun bir şekilde yaşamak demektir ki, imandandır. Hayalı ol; Allah da hayalıdır, hayalı olanları sever. Kıyamette İslamiyette ihtiyarlamış saç sakal ağartmış olanlardan Allah, haya eder yani; onları affeder, azab etmez çünkü hayanın manası terketmek demektir. 'Allah, sivrisineği misal getirmekten çekinmez' ayeti de bu manadadır. Müşrikler güya kendi akıllarınca, 'Allah büyüktür sivrisinek ile filan misal vermez' dediler. Halbuki en büyüğünü yaratmak ile en küçüğünü yaratmakta bir fark yoktur. Belki sivrisineği fil suretinde yaratmak daha acayiptir. Hayanın insanda yeri çoktur. Haya utanacak bir şey yapmamak değildir. Mü'min her yerde her halini gören ve bilendir. Allah'ından utanır, dünya ve ahirette kendini mahcup mevkiiye düşürecek bir iş işlemez; işte bu hal hayadır. 'Haya, imandandır' diye buyurulması sahibini günahlardan men ettiği içindir. Peygamberimiz, 'Hayanın hepsi hayırdır' demiştir, hayadan ancak hayır gelir. 'Utanmaya en layık olan da Allah'tır' buyurmuştur peygamberimiz.

Nasihat et çünkü nasihat dindir. Kime nasihat edeceğiz diye sordular da peygamberimiz, 'Allah'a, Resulüne, İslam büyüklerine ve herkese' buyurdular. Nasihat edenin çok ilme ihtiyacı vardır hatta yalnız bilgi kafi değil, aklı fikri de sahili olmalı. Önünü, sonunu düşünmeli. Mizacı da bozuk olmamalı. Dini hükümleri bütün teferruatı ile yani mezheplerin hepsinin esaslarını bilmeli, ahvali zamanı da bilmeli. Hiçbir garazı bulunmamalı. Eğer bunlar bulunmazsa hatası çok olur. İyi huylar içinde nasihatten daha hakikisi yoktur. Hakiki nasihat edenin dostu az olur çünkü halkın çoğu hevai hevese kendini kaptırmış kimseler olduğundan 'nasılım?' sözü onlara acı gelir. Nasılı iğne iplik manasındadır. Nasihat eden insanları saadetlerine rabteder(düğümler) Allah'a nasihat; Allah'tan günahkarlara Allah'ın affını ve marifetini istemek ile ve onlara şefaat istemek iledir. Resulüllah'a nasihat; peygamberliğini tasdik ve onu sevmek iledir. İslam büyüklerine nasihat; haklı işlerinde onlara yardım ve emirlerine itaat etmekledir. Herkese nasihat; dünya ve ahiretlerine yarıyan faydalı şeyleri onlara öğretmekledir.

İki namaz arasındaki haline riayet et. Bir namazı kıldıktan sonra ikinci namaza kadar arada hiç lakırdı etmeyen kimsenin kitabı arşın altında hususi(özel) yerlere konur. İki namaz arası olmayan namaz yoktur böyle olunca boş vakitlerine dikkat et. O vakitlerde de sana fayda verecek hayırlı işlerle meşgul ol duaya nasihat olunuyorsun. Vakitler çok kıymetlidir, geçenlerin telafisine imkan yoktur elde olanların kıymetini bil. Malayani ile geçirme. Müslümanlığın güzelliklerinden biri de faydasız şeyleri terketmektir.
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar
Herhangi bir yerde Allah'a karşı bir günah işlediğinde o yeri terketmezden önce bir ibadet yapman gerekir! Böyle yapınca o mekan aleyhine şahitlik edeceği kadar lehinde de şahitlik eder. İbadeti yaptıktan sonra oradan ayrılabilirsin.

İlim sabit hal gidicidir.

Ey gülmenin dostu! Sana, 'Ben hakkım' diyen bir şey gördüğün zaman ona de ki, 'Sen Hak ile varsın' çünkü o yok olur ve bu kaçınılmazdır. Bu tavsiyemi iyi tut, sülukun esnasında ondan yararlanırsın.

Allah'a kulluktan başka yaklaşma yolu yoktur.

Başkalarının ayıpları ile meşgul olup da kendini unutma. Bu davranış kalp körlüğü getirir.

Bilgisizlik, dinin zıddıdır. Çünkü din; ilim demektir.

Ehlinin kalbi nurları sözlerinden önde gider. Böylece nurlandıkları yere sözlerinin tesiri de ulaşmış olur.

Hiç kuşkusuz aklın bir sınırı vardır; düşünen bir meleke olarak bu sınırda durur. Algılayan, kabul eden bir meleke olarak değil. Böyle iken akıl, neden sınırında durmaz ki? Ölçüsünü bilen bir insan helak olmaz.

Allah'a yükselmeni taleple kendini yorma. Allah'a yükselmek ile kastedilen, iradenden çıkmadır.

Ahhh, aşıkların esmasıdır.

Bil ki, Hak Teala'nın (C.C) huzurunda olmayı ve tüm aracıları kaldırarak yalnızca O'ndan almayı ve O'nunla ünsiyet kurmayı istediğinde; O'ndan başkasının efendiliğini ve etkisini kalbinden silmedikçe bu gerçekleşemez. Çünkü bu durumda sen, etkisi altında kaldığın kişinin hükmüne tabisin, demektir.

Şeriatın bir hükmüne iman ederken içinde onun aksini tercih etme eğilimini bulabiliyorsan, bu imana itibar edilmez. Uyulmaz şeriatı zayi olana, getirse de bin haber Allah katından.

Keşif ve Hakk'ın öğretmesiyle hakikatleri öğrenen insan en kamil kişidir. O mertebeden aşağıdaki kamildir. Onların dışındakiler ya mü'min veya akli düşünce sahibi olanlardır. Onların kemale girmesi söz konusu değildir. Bunu bilmelisin!

İnsan hakikatlere vakıf olduğunda gerçek manada Tevhid'i anlar. Alemde tek bir varlık vardır. O da Vücudu Mutlak olan Allah'ın varlığıdır. Diğer varlıklar bu varlığın çeşitli zuhurları ve değişik tecellileridir. Var zannedilen şeyler aslında vehim ve hayalden ibarettir.

Hakikatte ya lisan ile ya hal ile yahut istidat ile istemek gereklidir.

Bizim kitabımız hikayelere değil, işlerin esaslarını incelemeye dayanır.

İnsanların en bilgilisi Kuran'ı Kerim'i en çok bilendir, bu sebeple Hazreti Peygamber Kuran'ı en çok bileni ordunun başına geçirir ve onu komutan yapardı.

İlme aldanma. İlim, cehaleti ortadan kaldırır ama mutluluğu, saadeti sağlamaz. İlme, imanın eşlik etmesini sağla, o zaman nur üstüne nur olur.

Sebebin yok olduğu yerde bulacağınız şey sadece Allah'tır.

Saadet ve mutluluk bilgide değil imandayken; kemal bilgidedir. İkisini bir araya getirirsen ardında başka gayenin bulunmadığı dereceye ulaşırsın.

Allah'ı bilmek, Allah'ın sabit kıldıkları kimseler hariç ayakların kaydığı kaygan bir zemindir.

Bütün hareket ve duruşlarında bilgiyi kullanman gerekir. Kamil ve tam cömert insan, nefsini bilgiye göre yönlendiren kimsedir.

Bu hayatta kim başkasının suçunu bağışlarsa, Allah da onun günahını ahirette bağışlar. Kim işi zorlaştırmaya bakarsa, Allah da onun işini zorlaştırır. Kim affederse, Allah da onu affeder. Kim hakkını sonuna kadar alırsa, Allah da ondan hakkını sonuna kadar almak ister. Bu ümmete güçlük çıkarana Allah da güçlük çıkarır. 'Bunlar size iade edilen amellerinizdir' Öyleyse güzel huylara bağlanınız! Çünkü yarın Allah, bugün O'nun kullarına davrandığınız gibi size davranacaktır. İnsan nasıl davranırsa Allah da onlara öyle davranır!

Allah, akılla bilinir; görülmez. Keşifle görülür fakat bilinmez. Görmek ile bilgiyi bir araya getiren bir hal veya makam var mıdır? Allah'ın görülmesi; O'nun konuşması gibidir. Allah, herhangi biriyle, 'Ancak vahiy veya perde ardından veya peygamber göndererek konuşur'(şura42-51) Öyleyse perdedir, peygamberdir ve vahiydir!

Cezalandırıcı Allah'tan affedici Allah'a sığının. Esmaların, isimlerin hakikatini bilen bir kimseye kuşkusuz ilimlerin anahtarları verilmiştir ve bu kadarı yeterlidir. Çünkü bu ayetlerin ayrıntılarının zikredilmesinin amacı; bu ilmin girişini öğretmek, kaynağını göstermektir.

İlahi isimler, tek hakikate dönen nispet ve izafetlerdir. Burada Allah'a dair bilgisi olmayan kimi akılcıların zannettiği gibi, hakikatlerin Hak'ta bulunması sebebiyle bir çokluk söz konusu değildir.

Bir kelime terim itibarıyla konuşanın muradından farklı pek çok anlam içerdiği halde; dinleyenin, konuşanın o kelimeyle kastettiğini bilmesi; anlamak denilen şeydir. Kelimeyi söyleyenin maksadını anlayan, kelime hakkında anlayışın verildiği kimsedir. Bilmeyen ise anlamamış olduğu gibi konuşan kişi adeta konuşmasında ona herhangi bir şey ulaştırmamış demektir!
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Muhyiddin İbn Arabi'den Anekdotlar
Allah sevgisinin insanı kuşatmasının nedeni bir rivayette geçtiği gibi insanın ilahi surete göre yaratılmış olmasıdır.

Musa'nın tabut içine konularak suya bırakılmasındaki hikmete gelince, “tabut” onun nasut'udur. (bedeni, cesedi, cismani vücududur)
Su ise onun vücudu aracılığıyla nasibi olan ilimdir.
Bu ilim onun düşünce, his ve hayal kuvvetiyle kazanmış olduğu ilimdir.

Akıl'dan daha bilgilisi olmadığı gibi, akıldan daha cahil'i yoktur!

İnsanın rızk'ı topladıkları değil, beslendiği şeylerdir.

Uyku, “mevt-i asgar” yani; küçük ölüm'dür.
O da uyuyanın göçtügü mertebenin ölünün de göçtüğü mertebenin aynısı olması yönünden ölümün ta kendisidir.
Uykudan sonra uyanmak; ölümden sonra dirilmek gibidir.

Fikir var oldukça kişinin mutmain olması, sükunete kavuşması imkansızdır.

Dünya insana hamiledir.

Abdal ne ile abdal olur?
Susmak, yalnızlığa çekilmek, açlık ve geceleri uykusuz kalmak.

Şunu diyemezsin, “Allah’ın benim için takdir ettiği günahlara razı oldum”

Kim Allah’a gerçekten secde ederse , ebediyen başını secdeden kaldıramaz.

Hiçbir mahluk yoktur ki Allah ile bir hali olmasın.
Onlardan kimileri O’nu tanır, kimileri tanımaz.
Ama zahiri alimler O’nu tanıyamazlar.
Çünkü ilimlerini aldıkları harfler buna manidir.
Harfler onun hazretidir.
Onlar harf üzerindedirler.
Sadece dünya hayatının zahirini bilirler ve onların ahiretten haberleri yoktur.
En büyük beyinsizliğin; adi faniliği şerefli bekaya tercih etmek olduğunu bilmezler.
Bilinç ve bilgiden yoksun oldukları için bu iki olgu arasındaki farkı algılayamazlar.

Bütün mevcudat insanın eline emanet olarak verildi. İnsan da o emaneti aldı.
Burada insan üzerine aldığı emanetlere eminlik görevini hakkıyle yerine getirirse sofidir, gerçek tasavvuf ehlidir, getirmezse zalim, acımasız ve bilgisizdir.

Allah için yapılan bir işte başarısızlık olmaz, çünkü Allah kendisi için kimseye başarısızlığı vermez. Başarısızlık başkayı görende ortaya çıkabilir. Kul'da bulunan başarısızlık onun bilgisizliği, Efendisinin kurallarını ve sınırlarını aşarak kendine karşı yaptığı hatadan ibarettir.

İnsan burada halifedir, ahirette ise sadece insandır.

Hakkı idrak etmeyi engelleyen perdeler büyüktürler. Bunların en büyüğü de ilimdir. Çünkü ilim sahibi olunca , O’nu elde ettim dersin.
Herakliyüs peygamberlik bilgisine sahipti, ancak iman'ı yoktu, bu bilgisi ona fayda sağlamadı. Yahudiler Hz. Muhammed’in sav. gerçek Nebi olduğunu biliyorlardı. Ama bilmeleri onlara fayda vermedi.

Her insan potansiyel olarak Allah'a halifedir, değerini buradan alır.

Sen herşeyi ortadan kaldırdın, Allah’tan başka hiçbir şey yoktur, ancak ve yalnız Allah vardır dedin,
peki bu gördüğümüz eşyâ nedir? biri soracak olsa cevabım şudur,
“Benim bu sözlerim hiçbir şeyi Allah’ın gayri görmeyen kimseyedir.
Bir şeyi Allah’ın gayri gören kimse ile benim sorusuna cevabım yoktur.
Zira o kimse gördüğü şeyin başkasını görmez. Nefsini bilmeyen kimse de Allah’ı görmez”

“Allah tuzak kurdu” benzeri sözlere kanmamak gerekir. Çünkü kendilerine dönen yine kendi tuzaklarıdır, tuzaklarının kendi başlarına geçmesi; Allah’ın onlara tuzak kurmasıdır.

Keşiften daha yukarı, perdeden de daha aşağı bir derece yoktur.

Meydana gelen olay nefsin benimsediği, hoşnut olduğu bir şeyse buna “uğur” adı verilirken, nefsin hoşlanmadığı bir şey olduğunda ise “uğursuzluk” olarak nitelendirilir.

İnsanlardan birşey almak için elini uzatma.
Ancak onların sûretinde verenin Allahu teala olduğunu bilirsen alabilirsin
O takdirde de ancak ilmin sana mübah kıldığı kadarını al!

Allah katında din; İslam’dır.
İslam’ın anlamı ise boyun eğmedir.
Bir kimseden bir şey istenirse ve bu kimse istediği şey hususunda isteyene boyun eğer, itaat ederse, o teslim olmuştur.

O’nu O’nun için zikret.

Kim, Haktan başkasına güvenip dayanırsa ona yönelik yardımını, bir tuzağa dönüştürür ve o bunun farkına bile varmaz. Şahsınla ilim denizine dal; eşyanın hakikatine ulaşırsın.

Sana zahirini göstermeyen batına itibar etme!

Şüphe yoktur ki , isimlerden birinin egemenliği altındasın, ister bunu bil,ister bilme, ister bu ismin müşahedesine vakıf ol ister olma.
Çünkü seni hareket ettiren, durduran veya renklendiren ve yerleştiren isim sana diyor ki, “Ben senin ilahınım” Bu sözü doğrudur. Senin de, “Allahu Ekber!..” demen gerekir.

Dedi ki,
-Secde etmekten yüz çevirip büyüklenen niçin yüz çevirdi?
Dedim ki:
-Çünkü çamur boyutu Onun parlak nurunu perdeliyordu.

Allah’ın kendisini vasfettiği gibi seni de alim, irade eden vb. sıfatlarla vasfetmiş olmasına aldanmayasın. Bilesin ki hayvanlar da işitirler, görürüler ve irade ederler.

İlme’l Yakin:Delilden anlaşılan ilim.
Ayne’l Yakin: Müşahede ve keşiften anlaşılan ilim.
Hakka’l Yakin: Gözlemlenen şeyden irade edilen hususun ilimde hasıl olması.

Hakk'ı unuttuğun zaman, sana onu kimin unutturduğuna bak,
eğer hakkı sana unutturan şey; O'nun sana emrettiği bir şeyse, bil ki Hak seninle beraberdir ve sen de onun emriyle berabersin, O'nunla değil.
Eğer Hakkı sana unutturan şey; O'nun nehyettiği bir şeyse, ne sen O'nunla berabersin, ne de O seninle beraberdir.

Her göz sahibinde görmek hali eşit olsaydı, alemde tartışma ve kavga ortaya çıkmazdı.

Salikler açısından yemeğin çokluğu; Allah’tan uzak oluşlarının, O’nun kapısından kovulmuşluklarının, şehvani-hayvani nefsin bütün gücüyle onları istila etmesinin delilidir. Onlar açısından yemeğin azlığı ise; ilahi cömertlik nefhalarının onların kalplerine yansımasının ve onları bedenlerini düşünmekten alıkoymasının delilidir. Ey Oğul! Allah hakkı için söylüyorum. Sen sen ol türlü türlü yemeklerden ve çeşit çeşit elbiselerden edineceğin güzel gıdayı azalt.

Halka Hakkın gözüyle bakan onlara merhamet eder. İlim gözüyle bakansa, onlara buğzeder.

Allah'a giden yegane yolumuz, O'nun şeriatıdır. Allah'ın şeriatından başka Allah'a giden bir yol olduğunu iddia eden insanın sözü yalandır.

Sen Allah'ın hükümlerini ne kadar icra ediyorsan O'nun katında o kadar değerin olur.
O'nun buyruklarına boyun eğmelisin.
Yoksa sözlü iddiaların hiçbir kıymeti yoktur O'nun katında.
Varlığında tezahür eden fiillerle sözlerin uyum içinde olmalı.

Tevazu; ancak büyük insanlarda, liderlerde ,fazilet ve ilim ehlinde güzel ve yerindedir.
Düşük düzeyli kimseler mütevazi olamazlar. Zira konumları zaten düşüktür, ondan daha da düşemezler.

Müzik dinleyenler, içinde Allah'tan başkasının adı anılan şiirler dinleyerek vecde gelenler,
mahlukat içinde Haktan en uzak kimselerdir.

Ey zavallı, neden darb-ı mesellere konu oluyorsun, düşünmüyor musun ?
Sonra karanlıkta bocalıyorsun kendini nurda sanıyorsun.
Hep benim rehberim var, diyorsun; halbuki o, casustur. Rehber sana ne zaman katıldı? Ona iftira ediyorsun.

İnsan varlığın Fatihası'dır. Allah onunla varlığın kilitlerini açar.

Dedim ki, “Ya Rab!.. Ne ile sana yaklaşayım?”
Dedi ki, “Bende olmayanla”

Dedim ki, “Sende olmayan nedir?”
Dedi ki, “Zillet ve muhtaçlık!”

Gerçek aşık, sevdiğinin özelliğine intikal edendir, sevdiğini kendi mertebesine indiren değildir.

Yapan da, veren de Hak olduğuna göre Hakkı taleb etmekten daha güzel bir mükafat olabilir mi?

Allah bütün bu niteliklerin üzerindedir.
Bu nitelikler ne O’dur, ne de O’ndan gayrıdır.
O isimler aracılığı ile tecelli eder.
Deneyimlenemez!
Kavranamaz!
Çünkü kavramlar ötesidir.

Beyazıd-ı Bestami -Allah ondan razı olsun-
Oniki yıl nefsinin demircisi oldu.
Ondan sonra elli yıl terzisi.
Ondan sonra zahiri zünnarıyı sekiz yılda kesmeye gayret sarf etti.
Ondan sonra da Batın-i Zannarini bir yılda kesti.
Ondan sonra ulaşabildiği en büyük nimetlere ulaştı ve onları kendisinde topladı..

Öyle ise, Ey talib sana ne oluyor da kendine bakmıyorsun.
O büyük zatlarla kendini karşılaştır bakalım!..
Senin Allah hakkına ve kul hakkına olan riayetine ve onların gayretlerine bir bak bakalım.
Senin içtihadınla onların içtihatları bir midir?
Nefsine hep kusurlarla bak.
Onun fethe ehil olmadığını gör!.
Kendini yadırga.
“Eğer sen büyük sadat'ın makamlarını arzu ediyorsan o zaman onların yolunda sülük ederdin”


Ey Evlad!
Aklınla eşya arasında tercihte bulunduğun,
nefsinin hevasına kulluk ettiğin,
şeytanın çizdiği yollara tabi olarak lezzet putlarına tapındığın,
isyan ve muhalefet vadisinde karanlıklar içerisinde yüzdüğün,
gurur ayaklarıyla her şeye koştuğun
ve her şeyin kendisine dönüş yapacağı Zattan gafil olduğun halde
ayaklarının hakikatine vakıf olmak istiyorsun!
Heyhat!.. Heyhat!..
Bu ne garipsenecek bir hal!
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.