İhtiyaç sâhibiyiz ama isteyecek dilimiz yok,
Cömert olan Kerîm’in huzurunda istemeye ne gerek var.
Müridler: “O halde tevekkül üzere oturalım ve konuşmayalım.” dediler. Şeyh onlara cevâben: “Allâh’ı denemeye kalkmayın.” dedi. Müridler: “Ey şeyh, o halde çâre nedir, ne yapalım?” dediler. Şeyh: “Çâre, çâreyi terk etmektir.” dedi. Yâni çözüm, kendi tercihini terk etmektir, takdir neyse o olur. Ey yiğit! Tevekkülün hakîkati, kişinin kendi tercih yolundan kalkıp gitmesi, işleri yapıp etme gözüne mil çekmesi (amelini görmemesi), rızâ ve teslim çadırını kazâ ve kader mahallesi üzerine germesi, Allâh’ın izzet perdesinden ne zuhûr edecek diye gözünü ilâhî kader hükümlerinin akışına çevirmesidir. Meydana gelen her şeye hâl nazarıyla değil, muhavvil (halleri oluşturanın) nazarıyla bakar. (İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 15. Cilt, Erkam Yay.)