You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Mucizelerin en büyüğü: Kur'an-ı Kerim

Mucizelerin en büyüğü: Kur'an-ı Kerim

Kıdemli Üye
Mucizelerin en büyüğü: Kur'an-ı Kerim
Sual: Peygamber efendimizin mucizelerinin en büyüğü nedir?

CEVAP
Kur'an-ı kerimdir. Bugüne kadar gelen şairler, edebiyatçılar Kur'an-ı kerime hayranlıkla bakmışlar, manasına aşık olmuşlardır. Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir. İ'cazı ve belagatı insan sözüne benzemiyor. Yani bir kelime çıkarılsa veya eklense, lafzındaki o mükemmel söz grubu bozuluyor. Bir kelimenin yerine başka kelime koyamamışlardır. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor.

Geçmişte olanlar ve gelecekte olanlar haber verilmiştir. İşitenler ve okuyanlar, tadına doymaz. Yorulsalar da, usanmıyorlar. Okunması ve dinlenmesi, sıkıntıları giderir, bu tecrübelerle anlaşılmıştır. İşitenlerin kalbine dehşet ve korku düşenler de oldu. Bu sebeple ölenler bile vardır. Nice azılı İslam düşmanları, Kur'an-ı kerimi dinleyerek kalbleri yumuşamış, imana gelmişlerdir. İslam düşmanlarından, müslüman ismini taşıyan zındıklardan herkes bu Kur'anı değiştirmeye çalışmış, ama başaramamışlardır. Hedeflerine erişememişlerdir.

Bütün ilimler ve tecrübe ile bulunamayacak her şey, güzel şeyler, iyi ahlak, dünya ve ahiret saadeti ve fazlası, iyilikler, başlangıç, son, ilimler, hepsi Kur'an-ı kerimde açık veya kapalı olarak bildirilmiştir. Kapalı olanlarını, erbabı anlayabilmektedir.

Semavi kitapların hepsinde, Tevrat'ta, Zebur'da, İncil'de bulunan ilimler ve esrarların hepsi Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. Kur'an-ı kerimde mevcut ilimlerin hepsini Allahü teala bilir. Çoğunu sevgili Peygamberine bildirmiştir.

Kur'an-ı kerimi okumak çok büyük nimettir. Allahü teala, bu nimeti, Habibinin ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu nimetten mahrumdurlar. Bunun için, Kur'an-ı kerim okunan yere toplanırlar, onları dinlerler. Bütün tefsirler, Kur'an-ı kerimdeki ilimlerden çok azını bildirmektedir. Kıyamet günü, Peygamber efendimiz minbere çıkıp Kur'an-ı kerim okuyunca, dinleyenler bütün ilimlerini anlayacaktır.

Mucize olarak onlara Kur'an yetmez mi?
Kur'an-ı kerim misli olmayan büyük bir mucizedir. Aşağıda da belirteceğimiz gibi hiçbir kitapta böylesine derin bilgiler yoktur. İlmi ve fenni bilgiler, insanları yöneten ahlaki bilgiler, nasihatler, dünya ve ahiret saadetine kavuşma yolları, mantıki izahat esasları ve bunlara benzer, o zamana kadar kimsenin bilemediği çok bilgiler vardır. Bunlar, kimsenin söyleyemeyeceği yüksek bir ifade ile beyan edilmiştir.

Peygamber efendimiz ümmi idi, hiçbir şey okumamış, bilmemiş, yazmamıştı. Ayet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
( [Ey Muhammed "aleyhisselam"! Bu Kur'an-ı kerim sana indirilmeden önce] Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı batıla uyanlar şüpheye düşerlerdi.) [Ankebut 48]
[Müşrikler, Kur'an-ı kerimi başkasından öğrenmiş derlerdi, Yahudiler de Tevrat'tan alıntılanmıştır, derlerdi ve şüpheye düşerlerdi.]

Kur'an-ı kerim, Allahü teala tarafından vahiy edilen muazzam bir eserdir. Şimdi bunu tetkik edelim:
Yeni bir peygamber zuhur edince, onun etrafında toplanan halk, ondan mucizeler bekler, kendilerini kanıtlamasını isterdi. Gerek Musa aleyhisselam, gerek İsa aleyhisselam peygamberliklerini ispat edebilmek için mucizeler göstermek zorunda kaldılar. Hakikatte bu mucizeler, Allahü tealanın emir ve müsaadesi ile olmuştur. Bizim gibi insan olan Peygamberler, kendilerinden mucize yapamazlar. Peygamberler ancak, Allahü tealanın yarattığı mucizeleri insanlara gösterebilirler.

Allahü teala, Peygamber efendimize en büyük mucize olarak (Kur'an-ı kerimi) vahiy etmiştir. Kur'an-ı kerim, mucizevi mükemmel bir kitaptır. Halbuki insanlar, Muhammed aleyhisselamdan, semadan bir kitap indirilmesini veya bir dağı altuna çevirmelerini istiyorlardı. Ayet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
("Ona Rabbinden (başkaca) mucizeler indirilmeli değil miydi?" derler. [Ey habibim] Sen onlara de ki, mucizeler Rabbimin katındadır. [Allahü tealanın kudreti ve iradesi ile olur. Ne zaman ve nasıl isterse öyle yaratır. Bunları yapmak benim elimde değildir.] Doğrusu ben ancak Onun azabını size tebliğ edici, haber vericiyim. Kur'an gibi bir kitabı sana indirmiş olmamız, onlara [mucize olarak] yetmez mi? Elbette inanan kavim için, onda rahmet ve ibret vardır.) [Ankebut 50,51]

O halde, Muhammed aleyhisselamın en büyük mucizesi, Kur'an-ı kerimdir. (Bu Allah kitabı değildir, onu Muhammed yazmıştır) diyenlere karşı da, Allahü teala, yukarıda meal-i şerifini bildirdiğimiz, Ankebut suresinin kırksekizinci ayetinde cevap vermiştir. Böyle şüphelerde iz bırakmamıştır.

Allahü teala, Muhammed aleyhisselamın ümmi, yani kitabı yazmayı bilmediğini bildirmiş ve bu sebepten dolayı da Kur'an-ı kerimin ancak Allahü teala tarafından vahiy edilebileceğini anlaşılmasını istemiştir.

Allahü teala, Nisa suresinin 82.ayetinde mealen, (Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer Allah'tan başkasından gelmiş olsaydı, onda birçok tutarsızlık bulurlardı) buyurulmuştur. Allah kelamı olmadığını öğrendiğimiz bugünkü (Kitab-ı mukaddes)de, Tevrat ve İncil'lerde birçok ihtilaf vardır, çelişki vardır. Bu da, bunların asıllarının bozulduklarının, sonradan değiştirildiğinin en büyük kanıtıdır.

Şimdi, Kur'an-ı kerimin büyük bir mucize olduğunu görelim.

Bir kitabın mucize olabilmesi için, o kitabın daha önce bilinmemiş ilimler barındırması, lisanının farklı olması ve hiç kimsenin yapamayacağı bir dille yazılmış olması gerekir.

Kur'an-ı kerimin lisanının belagati hakkında birçok misal verilmiştir. Bu hususu, esasen bütün Dünya kabul etmiştir. Kur'an-ı kerimin belagatini inkar eden kimse yoktur.

Kur'an-ı kerimde o zamana kadar bilinmeyen hususlar bulunmaktadır. Bunu tetkik edelim:

Bugün dünyamızın nasıl meydana geldiğine dair çok fikir atılmıştır. Bunlar büyük ansiklopedilerde ve fen adamlarının kitaplarında şöyle yazmaktadır:

(Milyarlarca sene evvel, bütün kainat [Evren] tek bir parçadan ibaretti. Bu tek parçanın ortasında birdenbire büyük bir infilak oldu ve bu tek parça birçok parçalara ayrıldı. Parçaların her biri başka bir cihete doğru gidiyordu. Nihayet, bu parçaların bazıları birbirleriyle birleşerek muhtelif seyyareler [gezegenler] ve ayrı ayrı galaksiler [saman yolları], güneşler ve peykler [aylar] meydana getirdiler. Artık Fezada [uzayda] bu ilk patlamaya karşı bir mukavemet kalmadığından, bu seyyareler ve uydular ve bunların içinde bulundukları galaksiler fezada kendi mahreklerinde [yörüngelerinde] devr etmeye [dönmeye] ve yüzmeye devam ettiler. Dünya, içinde güneşin de bulunduğu bir galaksidir. Kainatta sayılamayacak kadar çok galaksi vardır. Kainat, gittikçe genişleyen bir manzume [sistem]dir. Galaksiler yavaş yavaş Dünya'dan uzaklaşmaktadır. Çünkü, Kainat genişlemektedir. Bir kere, süratleri ziyanın süratine varırsa, artık öteki galaksileri görmemize imkan kalmayacaktır. Şimdiden, daha kuvvetli teleskoplar yapmaya mecburuz. Zira, bir müddet sonra, onları göremiyeceğimizden korkmaktayız) diyorlar.

Kendileri ile görüştüğümüz bu fen adamlarına, (Bu neticeye ne zaman vasıl oldunuz?) diye sorduğumuzda, (Şöyle böyle 50-60 seneden beri, bütün dünya fen adamları bu kanaatte birleşmişlerdir) dediler. 50-60 sene dünyaya göre çok kısa bir zaman dilimidir.

Şimdi hemen bu husustaki ayet-i kerimeleri inceleyelim:
(İnkar edenler, gökler ve Erd küresi birbirlerine yapışık iken onları ayırdığımızı görmezler mi?) [Enbiya 30]

(İnkar edenlere bir delil de, gecedir. Biz, ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler. Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner.) [Yasin 37,38]

Demek oluyor ki, Allahü teala, fen adamlarının 50-60 sene önce bildiği şeyi 1400 yıl öncesinden haber vermiştir. Nasıl vermesin ki? Allahü teala kendi yarattığı evreni bilmez mi? Haşa!

Şimdi yine fen adamlarına dönelim:
Biyologlar: (Bugün hayatın nasıl meydana geldiğini şöyle açıklıyoruz: Dünyanın ilk havasında amonyak, oksijen ve karbonik asit vardı. Yıldırımların tesirleri ile bunlardan amino-asitler meydana getirdi. Milyarlarca sene evvel, ilk defa su içinde protoplazma husule geldi. Sudan karşıya çıkan canlılar, havadan amino-asitleri alarak proteinli bünyeler meydana getirdiler. Görüldüğü gibi, bütün canlılar sudan gelmektedir ve ilk canlılar suda teşekkül etmişlerdir) diyorlar.

Şimdi ayet-i kerimelerde ne buyurulduğuna bakalım:
(İnkar edenler, bütün canlıları sudan yarattığımızı bilmezler mi?) [Enbiya 30]

(İnsanı sudan [meniden] yaratarak erkek ve kadın akrabalar yapan Allah'tır.) [Furkan 54]

(Yerin yetiştirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allahü teala her türlü ayb ve noksandan münezzehtir.) [Yasin 36]

Bu ayetlerde, (Bilmedikleri şeyler) buyurularak, insanların bunları bilmediği, bunları sadece Allah'ın bilebileceği yazıyor. İnsanlar, bunları bazı aletler sayesinde keşfederler. Mesela ilimle ve fenle bulunabilir. Bu işaretleri yalnızca ilim adamları anlar. Nitekim ayet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
(Gökleri ve yerleri yaratması, renklerinizin ve lisanlarınızın ayrı olması, Onun varlığının ayetlerinden [işaretlerinden]dir. Doğrusu burada alimler [anlayış sahipleri] için ibret vardır.) [Rum 22]

Demek oluyor ki, (lisan ve renk farklarında) henüz bizim daha bilmediğimiz nice olaylar vardır. Bunlar zamanla meydana çıkacaktır.

Şimdi dünyanın sonu hakkındaki malumatımızı tetkik edelim. Fen adamları, (Dünyanın muhakkak sonu gelecektir. Nitekim, kainatta bazen bir seyyare parçalanıp ortadan kaybolmaktadır. Bizim tetkiklerimize göre, dünyamız, önceden kat'i olarak hesap edemediğimiz bir zaman sonra, muavezesini kaybederek param parça olacaktır) demektedirler. Halbuki bunu Kur'an-ı kerim bize 1400 yıl evvel haber vermiştir. Ayet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı zaman.) [Zilzal 1,2]

Kaptan Kusto denizlerin birbirine karışmadığını keşfetmiştir. Kur'an-ı kerimde bu husus 1400 yıl önce haber verildiği için İslamiyet'i seçmiştir. Aynı şekilde

(Göğü kudretimizle biz kurduk, biz onu elbette genişleticiyiz.) demektedir Kur'an bize.
Elhamdülillah, Müslümanım.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Mucizelerin en büyüğü: Kur'an-ı Kerim
Şimdi, Kur'an-ı kerimin büyük bir mucize olduğunu görelim.

Bir kitabın mucize olabilmesi için, o kitabın daha önce bilinmemiş ilimler barındırması, lisanının farklı olması ve hiç kimsenin yapamayacağı bir dille yazılmış olması gerekir.

Kur'an-ı kerimin lisanının belagati hakkında birçok misal verilmiştir. Bu hususu, esasen bütün Dünya kabul etmiştir. Kur'an-ı kerimin belagatini inkar eden kimse yoktur.



(Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı zaman.) [Zilzal 1,2]

Kaptan Kusto denizlerin birbirine karışmadığını keşfetmiştir. Kur'an-ı kerimde bu husus 1400 yıl önce haber verildiği için İslamiyet'i seçmiştir. Aynı şekilde

(Göğü kudretimizle biz kurduk, biz onu elbette genişleticiyiz.) demektedir Kur'an bize.

bizler hala neyin peşindeyiz gözümüzden perdemi kalkması lazım inşallah musibetten önce nasihatı bilenlerden oluruz inşallah

Kardeşim ALLAH razı olsun güzel bir konu
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 01-04-2015, Saat:09:31 AM, Düzenleyen: duadaş.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.