You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

MEKKE’DE DOĞAN İSLAM GÜNEŞİ

MEKKE’DE DOĞAN İSLAM GÜNEŞİ

Üye
MEKKE’DE DOĞAN İSLAM GÜNEŞİ
Yeryüzünde tarih boyunca iki tür din var olagelmiştir. Bu iki dinden birisi “Batıl
dinler-şirk” diğeri ise “Hakk din-Tevhiddir.” İnsanlık tarihini dolduran bütün olaylar, bu iki
tür din arasındaki mücadeleden başka şeyler değildir. Hakk din tek bir dindir. Batıl dinler ise
temelde bir olmakla birlikte çeşitli zaman ve mekânlarda ve çeşitli biçimlerde Hakk dinin
karşısına çıkan, ama esasta Allah’ın (c.c.) yeryüzündeki tasarrufunu kabul etmeme ve O’na
çeşitli şekillerde şirk koşma esasına dayanan sayısız miktarlarda olabilmektedir. Allah (c.c.)’ın
kullarının arasından seçtiği elçileri aracılığı ile zaman zaman gönderdiği Hakk dinin her
zamanki adı İslâm’dır. İslâm Allah (c.c.)’a teslimiyet esasına dayanır. Allah (c.c.)’tan gelen her
şeye tam bir kalp rahatlığı içinde teslim olmak İslâm’ın temelini oluşturur. Bu temelin
uygulanış esası “Tek bir Allah (c.c.)’a ibadet etmektir.” İslâm tevhidî inanç temeline oturur.
Yani yeryüzü dışındaki tüm evrende olduğu gibi, yeryüzünde de tasarruf hakkını yalnız Allah
(c.c.)’a verme ilkesini kabul eder. Bu bakımdan, İslâm yeryüzü dahil tüm evrenin, insan
dışındaki bütün varlıkların mecburi olarak, insanın ise iradesiyle tabi olduğu dindir. Dünya ve
ahireti, insan hayatını her yönüyle ele alır ve çepeçevre kuşatır.
İnanç olarak İslâm’ı benimsemek ve hayatın diğer yönlerini ihmal etmek, siyasal
alanda İslâm’ı benimseyip, başka yönlerini görmemezlikten gelmek, ekonomi alanında
İslâm’ın hükümlerini uygulayıp, hayatın başka alanlarında İslâm’ı kabul etmemek, inanç ve
günlük belirli ibadetler alanında İslâm’ı kabul edip, hayatın diğer alanlarında İslâm’ı
reddetmek İslâm değildir. İslâm A’dan Z’ye yeryüzündeki yaşamı kuşatan sistemdir. Bu
sistem ya İslâm’dır, ya değildir.
Mekke’de Resûlü Ekrem (s.a.v.), İslâm’ı son Resûl olarak tebliğ etmiştir. Günümüzün
deyimi ile ifade edecek olursak, O (s.a.v.) İslâmî bir hareket başlatmıştır ve hareketinin
başlangıcı olan tarihten Mekke’nin fethine kadar geçen 21 yıllık süre içinde bir İslâmî inkılâp
gerçekleştirmiştir. Resûllerin gerçekleştirdikleri İslâmî harekete baktığımız zaman, bu
hareketin kapsamlı, somut, sürekli, dinamik, çok boyutlu, sömürüye, ayrıcalığa, zulme,
diktaya ve çokluğa karşı, evrensel, kendine özgü bir amaç, ruh ve önderliği olan, kendine
özgü bir yol izleyen ve yine kendine özgü araçlar kullanan bir hareket olduğunu görürüz. Bu
bakımdan, bu İslâmî hareket, bir inanç ve bu inanca dayalı “ibadet” sistemini ve bu iki
sistemin gerçekleştirilmesini hedef alan harekettir. Bu hareket çok boyutludur, inanç, siyaset
ve amel boyutlarını kapsayan bir harekettir. Aynı zamanda, fertlerin ve toplumun hayatının
her alanını kuşatan, amacı tüm “ümmet” içinde ve bu ümmetin oturduğu toprakların
tamamında, tümüyle ve yalnızca İslâm’ı uygulamak olan ve en yükseğe ve en derine uzanan
harekettir. Yalnız İslâm için iyi duygular beslemek, İslâm’ı bilmek ve hatta İslâmî bir
eğitimden geçmek, amaç olarak İslâm’ı benimsemek veya İslâm’ın araçlarını kullanıp, başka
hedeflere yönelik olmak, İslâmî bir hareket içinde olunduğu anlamına gelmez. Gerçek
İslâm’ın tam anlamıyla yaşanıp yaşatılması, İslâmî hareketin tek hedefi olmalıdır ki insanlığı
Allah (c.c.)’a götürebilsin. İslâm, tüm Resûllerin gerçekleşmesi için çalıştığı Hz. Adem (a.s.)’dan
kıyamete kadar sürecek olan, bütün insanlığı, bütün zamanı ve bütün mekânı kuşatan ilâhî bir
nizamdır. İslâm, şirkin yerine Tevhidin, zulmün yerine adaletin, haksızlığın yerine hakkın,
yalanın yerine doğrunun, ahlâksızlığın yerine güzel ahlâkın, her türlü anarşinin ve terörün
yerine sükûnetin ve huzurun yerleşmesine, yolsuzluğun, hortumculuğun ve kötülüklerin
ortadan kalkması için, zinanın, kumarın, içkinin ve her türlü ahlâksızlığın fert ve topluma
zarar vermemesi için gereken bütün kuralları koyar.
İslâm, Müslümanları bu kuralları tamamıyla uygulamakla sorumlu tutar. Ve yine İslâm
koymuş olduğu ahkâmın uygulanmasına imkân olmadığı zaman ve şartlarda, ahkâmını ve
kurallarını uygulayabileceği, ortamı hazırlamasını Müslümanlara emreder. Böylelikle
2
Müslümanın hayatı “iman ve cihat” dan ibaret olur. Mü’min ile müşriki ve kafiri ayıran temel
çizgi ortaya çıkar. Fakat iman sadece “inandım” demekle, iman esaslarını bilmekle
gerçekleşen bir olgu değildir. Kur’an’da imanla ameli salihin bir arada zikredilmediği bir âyet
yok gibidir. İman hayattır. Hayatı düzenleyen ana esastır. Kendini hareketlerde ve amelde
gösterir. Kişi imanın gerektirdiği amelleri zorla yapabilir. İşte bu noktada gerçek imanla,
görünen iman ortaya çıkar. Gerçek iman, kendini yalnızca Allah (c.c.) rızası için yapılan
amelde ortaya koyar. Bu da kişinin niyeti ile ortaya çıkar. Görünen iman ise kendisini Allah
(c.c.) rızasını kazanma niyeti ile işlenmeyen amelde belli eder. Bu konuda Resûlullah (s.a.v.):
“Ben insanlara ‘Lâilâhe illallah’ deyinceye (bazı rivayetlerde) ve namaz kılıp zekât
verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yerine getirdikleri zaman yakalarını
benden kurtarırlar. İçleri ise Allah (c.c.)’a kalmıştır.” buyurmaktadır. İşte bu nedenledir ki,
münafıklar İslâm toplumunda Müslüman muamelesi görürler.
Mekke’de ortaya çıkan genellikle gerçek imandır. Çünkü iman sahiplerinin Mekke’de
insanlardan bekleyebilecekleri dünyevî bir çıkar olmadığı gibi, dünyevî pek çok kayıpları ve
bunların yanı sıra sayısız işkence, azap, yokluk ve kıtlık vardır. İşte Mekke’de iman her
şeyden önce iki belirgin amelle ortaya çıkar. “Namaz ve sabır.”
Kur’an’da çok yerde “namaz” ve “zikir” sözcükleri eş anlamda kullanılır. Namaz
Mü’mini miraca erdiren, Allah (c.c.)’la karşı karşıya getiren, Allah (c.c.) karşısında konuşturup,
Allah (c.c.)’ı dinleten ve Allah (c.c.)’tan başka Rabb kabul etmediğini en belirgin bir biçimde
ortaya koyduran ibadetin adıdır. Namazda rükûya varan Mü’min “Ey Rabbim, Senin önünde
eğilen bu başım başkalarının önünde eğilmez.” der. Secdeye vardığında ise “Rabbim, Senin
önünde secdeye kapanan bu başım başkalarının önünde secdeye varmaz.” der. Namaz
tevhidin, Mü’minin hareketlerinde ortaya çıkan en açık göstergesidir. Namaz Mü’minin
kalbini karartan ve duygularının fıtrat doğrultusunda işlemesine engel olan kötülüklerden
alıkoyar ve İslâm’ın hükümlerini yerine getirmede en büyük kolaylığı sağlar. Bu noktada
Kur’an “Namazın insanı her türlü kötülüklerden alıkoyduğunu” belirtir. Peygamberimiz
(s.a.v.) “Kötülüklerden alıkoymayan bir namaz, kişiye kötülükleri artırmaktan başka yarar
sağlamaz” buyurmaktadır. Kur’an, sürekli olarak namazın iki ana şartını ortaya koyar:1-
Namazı dosdoğru kılın, huşû içinde kılın, yani Allah (c.c.)’ın istediği şekilde namaz kılın. 2-
Namazı devamlı kılın, vaktini geçirmeyin, üzerine titreyin.
Allah (c.c.)’ın Mekke’de Mü’minlere emrettiği ikinci önemli emir “sabretme” leridir.
Mekke, iman ettikleri için Allah (c.c.) yolunda, Mü’minlerin çeşitli sıkıntı ve işkencelere
uğradıkları yerdir. Allah (c.c.) insanları inandık demekle bırakmayacak ve onları çeşitli
şekillerde imtihan edecektir.
Mü’minler Mekke’de müşriklerden ayrılmış durumdadır ve Mü’minler için hedef
haline gelmişlerdir. Onların elinden göreceği çok çeşitli işkencelerin yanı sıra, Allah (c.c.)
tarafından gelen bir takım imtihan şekillerine de Mü’minler sabretmelidirler. İşkenceye sabır,
eziyete sabır, alaya sabır, dövülmeye, sövülmeye sabır, ekonomik ve sosyal ambargolara
sabır, açlığa, yokluğa sabır, zindana sabır, mallardan ve canlardan eksilmelere sabır. Hz.
Resûl (s.a.v.), durumdan şikayetçi olan Mü’minlere: “Sizden önceki Mü’minlere öylesine
işkenceler yapılırdı ki, boyunlarına kadar toprağa gömülür ve sonra testere ile başlarından
aşağı ikiye biçilirler, onlar yine sabrederlerdi. Sabredin ey Ashabım, siz acele ediyorsunuz”
cevabını vermişti. Namaz, zikir, tesbih, hamd, istiğfar, huşû sabrı bütünleyen silahlarıdır
Mü’minlerin. Allah (c.c.) özellikle Mekke’de bu tür ibadet biçimlerinin üzerinde ısrarla
durmaktadır. Mü’minler namazla ve sabırla Allah (c.c.)’tan yardım umarlar. Allah (c.c.)’a
tevekkül ederler, sürekli olarak günahları nedeni ile tevbe ederler, gönülden ve gizlice
Rablerine duâ ederler. Bütün bunlar cihad öncesi ve cihadda Mü’minlerin takınması gereken
en büyük silahlarıdır.
3
MEKKE’DE DOĞAN İSLÂM GÜNEŞİ -IIMekke’de
inen emir ve yasaklar Tevhid dininin esas temellerini oluştururlar ve bu
nedenle Hz. Adem (a.s.)’dan bu yana hiçbir zaman değişmemişlerdir. Mekke’de ancak bir
otoritenin varolmasıyla uygulanabilecek olan emir ve yasaklar (ahkâm), Mü’minlerin üzerine
yüklenmemiştir. Mekke’de emir ve yasakların bir kısmı ahlâkî nitelikte, bir kısmı ise
Mü’minleri yetiştirmek ve ahkâmı uygulamaya hazır hale getirmek için eğitici özelliktedir.
Mekke’de Tevhid tebliğ ediliyor ve iman edip, şirke karşı duran Mü’minler İslâm’ın
davetini gerçekleştirebilecek ölçüde yetiştiriliyorlardı. Kur’an Mekke’de mü’minlerin
özelliklerinden yer yer bahseder. Onların bu özellikleri, gelecek asırlara ışık tutması,
aydınlatması bakımından çok önemli olduğundan, bahsedilmeden geçilemez. “Onlar, Allah
(c.c.)’ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır. Onlar Allah (c.c.)’ın
gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan
kimselerdir. (Ayetteki: Allah (c.c.)’ın gözetmesini emrettiği şeylerden maksat, tefsircilere göre
akrabalık bağlarını sürdürmek, Mü’minlerle dostluk ve birlik halinde yaşamak gibi ailevî ve
toplumsal vazifelerdir.) Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru
kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah (c.c.) yolunda) harcayan
ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya dünya yurdunun (güzel) sonu
sadece onlarındır.” (Ra’d: 20-22).
“(O takva sahipleri ki) onlar görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler.
Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir.” (Enbiya:45). “Gerçekten Mü’minler kurtuluşa
ermiştir. Onlar ki namazlarında huşû içindedirler. Onlar ki ,boş ve yararsız şeylerden yüz
çevirirler. Onlar ki zekâtı verirler. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin
sahip olduğu (cariyeleri) hariç (bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu
halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine onlar (o
Mü’minler) ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Ve onlar ki, namazlarına devam
ederler. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır. (Evet) Firdevs’e vâris olan bu kimseler orada
ebedî kalıcıdırlar.” (Mü’minûn:1-11).
“Rablerine olan saygıdan dolayı kötülüklerden sakınanlar, Rablerinin ayetlerine
inananlar, Rablerine ortak tanımayanlar ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları
işleri kalpleri çarparak yapanlar, işte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.”
(Mü’minûn:57-61). “Rahman’ın kulları yeryüzünde alçakgönüllülük içinde vakarla yürüyenler
ve cahiller kendilerine muhatap olduklarında “Selam” diyenlerdir. Rableri için secdede ve
kıyamda geceleyenlerdir. Rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır, doğrusu onun
azabı sürekli ve acıdır, diyenlerdir. İnfâk ettikleri zaman ne aşırı gidip, ne de cimrilik eden
ve bu ikisi arasında orta yol tutanlardır. Allah (c.c.) dışında herhangi bir ilâha duâ
etmeyenler, Allah (c.c.)’ın haram kıldığı nefsi hakk dışında öldürmeyenler, boş ve kötü
lakırdıya rastladıklarında vakarla geçenlerdir. Kendilerine Rablerinin ayetleri
hatırlatıldığında, onlara karşı kör ve sağır davranmayanlardır. ‘Rabbimiz, bize
eşlerimizden ve soyumuzdan aydın gözler hibe et ve bizi müttakilere imam kıl’
diyenlerdir. Onlara sabırlarından dolayı cennetin en yüksek makamı verilecek, orada
hürmet ve selamla karşılanacaklardır.” (Furkan:63-75). “Onlar, büyük günahlardan ve
hayasızlıktan kaçınırlar. Kızdıkları zamanda kusurları bağışlarlar. Yine onlar Rablerinin
davetine icabet ederler. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz
rızıktan da harcarlar. (Bu âyet, İslâmî idare şeklinin, Müslümanların kendi aralarından
seçecekleri şûranın kararlarına dayandığına delil olarak gösterilmiştir.) Bir haksızlığa
uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.” (Şûra 37-39). “Bizim ayetlerimize ancak o kimseler
inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde büyüklük taslamadan secdeye
4
kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.” (Secde:15). * Bu âyet secde ayetidir. Bu
konuda Ebû Hureyre (r.a.)’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte: “İnsanoğlu secde ayetini
okuyup secde ettiği zaman şeytan ağlayarak çekilir ve Eyvahlar olsun! Adem oğlu secde ile
emrolundu, secde etti ve cenneti kazandı. Ben ise secde ile emredilince direndim ve sonum
ateş oldu” der.* “Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için),
vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah (c.c.) yolunda
harcarlar.” (Secde:16). “Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden,
ahiretten çekinen ve Rablerinin rahmetini dileyen kimse o inkârcı gibi midir? (Resûlüm!)
De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? doğrusu ancak akıl sahipleri bunları
hakkıyla düşünür.” (Zümer:9). “Gecenin az bir kısmında uyurlar, seherlerde istiğfar ederler.”
(Zâriyat:17-18). “Ufak tefek kusurları dışında günahın büyüklerinden ve hayasızlıktan
kaçınırlar.” (Necm:32). “O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak
verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen, yemeği yoksula,
yetime ve esire yedirirler. ‘Biz sizi Allah (c.c.) rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık
ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz çetin ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına
uğramaktan) korkarız.’ derler.” (İnsan:7-10 ).
Rabbimiz bizleri Habibine bağışlasın, O’nun ahlâkı ile ahlâklanmamızı nasip ve
müyesser eylesin. Amin.
Velhamdülillahi Rabbi-l Âlemîn.

ALINTI DEGİL
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: MEKKE’DE DOĞAN İSLAM GÜNEŞİ
kardeşim yazılarınız için tşkLer ama bütün yazılarınızı bir günde değil ara ara paylaşırsanız daha saglıklı olur hepsni okumakta zorlanıyoruz me arka sayfalara düşer emeginize yazık olur
[Resim: urjn1.jpg]


Gaflet içinde gördüm, nice canlı cesedi ;
Câhillerden beterdi, âlimlerin hasedi..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.