"insan,söyleyen değil,sözünü tutandır der üstat
dostlarından fatin gökmen bey anlatır:
"ben vaniköy'de oturuyordum.kendisi de beylerbeyi'nde.
bir gün öğle yemeğini bende yemeği kararkaştırmıştık.öğleden bir saat önce bana gelecekti.
o gün öyle yağmurlu,boralı bir hava oldu ki her taraf sel kesildi.
merhum,yürümeği severdi.fakat havanın bu haliyle,karadan gelemeyeceğini düşündüm.sözleştiğimiz zamana denk gelen 11 vapurundan da çıkmadı.diğer vapur,bir buçuk saat sonra gelecekti.ben de bu zamanı değerlendirmek istedim.yakın komşulardan birine gittim.ama vapur gelmeden eve döneceğimi de hizmetçiye söyledim.
yağmur bütün şiddedi ile devam ediyordu.ben,vaktinde evime döndüm.bir de ne işiteyim,ben komşuda iken sırılsıklam bir halde gelmiş.beni evde bulamayınca,hizmetçi ne kadar ısrar ettiyse de durmamış,
-selam söyle,demiş,o yağmurda dönmüş gitmiş...
ertesi gün kendini gördüm.vaziyeti anlatarak özür dilemek istedim.dinlemedi.
-hoca,hoca! BİR SÖZ,YA ÖLÜM YA DA ONA YAKIN BİR FELAKETLE YERİNE GETİRİLMEZSE İNSAN ANCAK O VAKİT MAZUR GÖRÜLEBİLİR,dedi.
nur içinde yat üstadım...
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur.
Sadıkâne belki ol âlemde serdâr olur,
yâr olur ağyâr olur serdâr olur didâr olur.
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmasın!!!...
M.Akif ERSOY