You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Meal okuyup meal hazırlatan Atatürk'e küfretmek

Meal okuyup meal hazırlatan Atatürk'e küfretmek

Cezalı Üye
Meal okuyup meal hazırlatan Atatürk'e küfretmek
Selamun aleyküm.

Bir sohbetimizde daha beraberiz müminler. Şüphesiz ki kişi her şeyden daha fazla tartışmacı olmuş, fitne almış başını yürümüştür.

Cündeb bin Abdullah (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Kendi nefsini unutarak insanlara hayrı öğreten âlimin misali; insanları aydınlatmak için kendi kendini yakan kandilin misalidir’ buyurdu.”

Bizlerse her meseleye kendi nefsimizin de güvenliğini tesis ederek ondan sonra kalan faydalarda tarafsız bakmaktayız. Bu nefsani bakışımızı da gözden geçirmemiz gerekiyor kıymetli müminler. Emaneti alırken hevesli davranıyoruz, ve emaneti sahibine teslim etmek konusunda isteksiz oluyoruz.

Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh, şöyle demiştir: Nebiyy-i Muhterem salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Münâfık’ın alâmetleri üçtür. Söz söylerken yalan söyler. Va’d ettiği vakit sözünde durmaz. Kendisine bir şey emniyet edildiği zaman hıyânet eder.

Cenabı Rabbül alemiyn buyurdular ki:

"Ellezine yenkudune ahdellahi mim ba’di misakih, ve yaktaune ma emerallahü bihi ey yusale ve yüfsidune fil ard, ülaike hümül hasirun"

Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.

Değerli müminler elimizde mevcut olan tefsir ve meallere bizden önceki tüm nesiller sahip değildi. Bu tefsir ve meal çalışmaları, önceki alimlerin başka bir görüşte olmaları nedeniyle yapılmıyordu. Ancak cumhuriyetimizin kurulmasının ardından bu çalışmalar yapılabilmiştir. Bunlar için Rabbimize şükretmemiz icap eder. Hiç şüphesiz ki bu zamanda bizlerin sahip olduğu bilgiye ulaşma imkanına,bizlerden önceki bir çok nesil sahip olamamıştır. Onlar ancak o bölgenin veya beldenin dini yönden bilgili kişilerine sorarak bilmedikleri hususları tamamlayabilmişler, amellerindeki eksikleri böyle giderebilmişlerdir. Bizlerse, Allaha hamdolsun ki, bir konuda tereddüte düştüğümüz zaman, dilini anladığımız bir çok zatın bu konudaki eserlerinden istifade edebiliyoruz. Bu nimetler için hem bize bu imkanı sağlayan Rabbimize şükretmeli, hem de vesile olan kişileri hayırla yad etmenin bir vefa borcu olduğunu da bilmeli ve ona göre amel işlemeliyiz.

Bir gün Sevgili Peygamberimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-, Hazret-i Âişe ile beraberken huzûr-i saâdetlerine ihtiyar bir hanım gelir. Allah Rasûlü ona adını sorar. O da; “Cessâme el-Müzenî” diye cevap verir. Bunun üzerine Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-, “çirkin” mânâsına gelen bu adı, “güzel” anlamındaki yeni bir isimle değiştirerek, “Hayır, senin adın «Cessâme» değil, Hassâne el-Müzenî’dir.” buyurur. Sonra da ihtiyar kadına hâlini hatırını sorar, pek çok iltifatlarda bulunur. Yaşlı hanım gittikten sonra Allah Rasûlü’nün ona gösterdiği ihtiram, ilgi ve alâkası dikkatinden kaçmamış olan Hazret-i Âişe merak ederek;

“‒Bu yaşlı hanım kimdi yâ Rasûlâllah?” diye sorar. O da;

“‒Hatice’nin arkadaşı olup onun sağlığında bize gelip giderdi. Kuşkusuz ahde güzel bir şekilde vefâ göstermek îmandandır.” buyurur. (Hâkim, Müstedrek, I, 20)

Yine değerli müminler;

Sevgili Peygamberimiz, dosta yapılan iyiliğe bizzat ve en güzel şekilde karşılık vermeyi de vefânın gereği olarak addetmişlerdir.

Nitekim Habeşistanʼdan Necâşî’nin gönderdiği heyet, bir gün Hazret-i Peygamber’i ziyarete gelmişti. Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- kalkıp kendisi onlara hizmet etmeye başladı. Bunu gören ashâbı;

“‒Yâ Rasûlâllah, Siz bırakın, Sizʼin yerinize biz yaparız.” dediler.

Bunun üzerine Allah Rasûlü -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- duygularını şu şekilde ifâde etti:

“‒Onlar benim ashâbıma iyilik yaptılar, ben de bizzat onlara iyilik yapmak istiyorum.”(İbn Kesîr, Bidâye, III, 99)

Resulullah kendisi böyle davranırken, bizlerin de bize karşı yapılan iyiliklere karşı mutlaka gereken şekilde teşekkür etmemiz gerekir sevgili müminler.

Üsâme İbnu Zeyd (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana: "Cezâkellâhu hayran (Allah sana hayırlı mükâfaat versin!)" derse teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur." [Tirmizî, Birr 86, (2036).]

Hz.Câbir (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senâda bulunsun. Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur." dedi.

Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyâde var: "... Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur." [Tirmizî, Birr 86, (2035); Ebu Dâvud, Edeb 12, (4813, 4814).]

Hiç şüphesiz ki değerli kardeşlerim, bir müslümana, kendisine hayrı dokunmuş bir başkası hakkında ancak hayırla davranması icap eder. İyiliği yapan kişi yaşamıyorsa da onun hakkında dua ile, ona sena ederek, yani övücü sözlerle ve hayırla anarak bu teşekkürümüzü mutlaka ifade etmeliyiz. Aksi halde bu durum bizim üzerimizde o şahsın bir hakkı olarak kalabilir ve mizan terazimizde aleyhimize bir unsur olarak kullanılabilir. Şüphesiz ki Allah, inananları cezalandırmak, onları cehennemde yakmak için bir özel çaba içerisinde değildir. Bu itibarla biz inananlara düşen, Allah'ın bizim hasenatımızın ağır gelmesine karar vereceği güzel ameller işlemektir.

Esteuzubillah: Yesme’u âyâti(A)llâhi tutlâ ‘aleyhi śümme yusirru mustekbiran ke-en lem yesma’hâ(s) fe-beşşirhu bi’ażâbin elîm(in)

O kimse Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de, sonra sanki kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte sen onu, can yakıcı bir azabla müjdele!.

Yakıcı azaptan uzak durmak için sevgili müminler, okuduğumuzu daha iyi anlamamızda emeği geçen insanları hayırla yad edip, onlara hayır duaları edelim inşaallah.

Dolayısıyla kuranı kerim mealinin hazırlanmasında ve meal ve tefsir çalışmalarının yasal bir hale getirilmesinde emeği geçen kişilere bir Allah razı olsun demek, arada bir dua etmek, isimlerinin geçtiği yerde de eğer hayırlıysa susmak, hakkında kötü söz söylenmişse onu engellemek her müminin üstüne bir borçtur.

"Elâ inne ahsene'l-kelâm ve ebleğa'n-nizam. Kelamullahil melikil azizil allam. Kemâ kale'l-lahü tebareke ve te‘alâ fi'l-kelâm ve izâ kurie'l-kur'ânü festemi‘ulehü ve ensıtü le‘alleküm türhamün"

Resul-ü Ekrem ve nebiyy-i muhterem sallallahü teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, pak, münevver, mutahhar ruh-i şeriflerine salavat-ı şerife getirenlerin ahir ve akıbetleri hayrola. Al-i ezvac-ı tahirat evlad-ı rasul, eshab-ı güzin efendilerimizin sair enbiya-i 'izam ve rusuli fihan hazeratının ervah-ı şeriflerine ervahı için, Allah rızası için el-Fatiha.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 15-06-2016, Saat:04:15 PM, Düzenleyen: Allame Reloaded.
Cezalı Üye
RE: Meal okuyup meal hazırlatan Atatürk'e küfretmek
Yüce Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler (Karar vermeyenler) Kâfirdir. MÂİDE 44.
Buna rağmen bilgisi olduğu halde kâfiri öven kafirdir.
bu yanlışa düşenler , tevbe edin müslüman olun. Kafiri ve kafirliği övmek kafirliktir.
selam hidayete uyana.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.