You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Laiklikle ilgili her şey buraya...

Laiklikle ilgili her şey buraya...

General
Laiklikle ilgili her şey buraya...
Laiklikle ilgili her şey buraya...


Bununla beraber ALLAH ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de ALLAH ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.(Ahzab Suresi ayet 36 )

Evet, bu ayet neyin ne olduğunu açıkça anlatmaktadır...

Yorumlara geçiyoruz ve devam ediyoruz...
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Laiklikle ilgili her şey buraya...
Laik Düzende Dini Yaşamak
Laiklikle ilgili maddelerin anayasalarında yer alıp almaması ve uygulama bakımından Batı ülkelerini birkaç guruba ayırmak gerekir. Birçok Batı ülkesi anayasasında laiklik maddesine yer verilmediği gibi tam aksine maddeler konmuş, mesela devletin vazifeleri arasında hıristiyanlığın ilke ve ahlakının yayılması, korunması gibi tamamen dinî olanlar da zikredilmiştir. Şu halde Fransa'da ve bizde olduğu gibi anayasada laiklik ilkesine ve terimine yer vermek ne demokrasinin, ne de çağdaşlığın olmazsa olmaz şartıdır.
"Mevzuatında veya uygulamada laisizme yer veren bir ülkede fert ve toplum olarak dinin yaşanması mümkün müdür?" sorusuna da tek bir cevap vermek mümkün değildir. Bu cevap, sorulan ülkenin laiklik anlayışına ve uygulamasına göre değişik olacağı gibi orada yaşanacak dine göre de farklı olacaktır. Eğer bir dinin cemiyet hayatını da içine alan talepleri yoksa ve fertlerin dinî hayatlarını yaşamaları ülkenin anayasal düzeni için bir tehlike teşkil etmiyorsa Batı'da fertlerin, dinî hayatlarını -bu sınırlama içinde- serbestçe ve kolayca yaşayabilecekleri söylenebilir. Ama mesela Fransa'da olduğu gibi "resmi okullarda müslümanların inançlarına uygun giyinmeleri ve bu cümleden olarak kızların başlarını kapatmaları anayasal düzen ve kanunlar ile çatışır" deniyorsa ferdin dinî hayatını yaşaması önünde engeller var demektir; örneğimizdeki kız ya başını açacak, yahut da resmi okullarda öğrenim görmekten mahrum kalacaktır.
Din İslâm, ülke de Türkiye Cumhuriyeti ise dinin serbestçe ve kolayca yaşanabileceğini söyleyenler ya siyaset yapmakta, kendi yol ve yöntemi bakımından böyle söylemekte fayda görmektedirler yahut da dini yaşamayı denememişlerdir. Üçüncü ihtimal ise kişinin, dini eksik bilmesi, yaşadığını İslâm zannetmesidir. Evet bu böyledir; çünkü İslâmın müslüman fertten olduğu gibi müslüman cemiyetten de talepleri vardır. Fert dinin emri ile din dışı otoritenin emri çelişip çatıştığında dinin emrine uymak zorundadır, ulü'l-emre itaat şartlıdır; önce ulü'l-emr (yönetim) ALLAH'ın emirlerine uyacak, sonra da yönetilenler yönetimin -dinin emirleri ile çatışması mümkün olmayan- emirlerine itaat edeceklerdir. Müslüman toplum, hayatının bütününde ALLAH'ın irade ve rızasını kollayacak, bunlara aykırı bir cemiyet hayatını düzeltmek için elinden geleni yapacaktır. Türkiye'de böyle bir cemiyet hayatından söz etmek bile laiklik ilkesiyle çatışır, hatta suç teşkil edebilir.
Devlet ve cemiyet hayatının İslâm dışı, lâ-dinî, laik olduğu, ilhamını yalnızca akıl ve bilimden aldığı ülkelerde müslüman ferdin dinini yaşaması da büyük güçlükler, bazen imkansızlıklar arzetmektedir. Şu örnekleri birlikte düşünelim: Beş vakit namaz kılan bir müslümanın, vazife yaptığı veya bulunduğu yerde namaz kılacağı bir mekân tahsis edilmemiş ise veya namaz kılanlar mimlenerek vazifeden atılıyorsa bu ibadetini yerine getirmesi mümkün müdür? Kontenjan yüzünden hacca gitmesine izin verilmezse hac ibadetini yapabilir mi? Din eğitimi ve öğretimi -laik ve kendine göre bir ideolojisi bulunan- devletin denetim ve gözetimi altında olursa, devlet, öğretmeninden müfredatına ve kitabına kadar her maddeye müdahale ederse müslüman kendi inanç ve düşüncesine uygun din eğitimi ve öğretimi yapabilir mi? Tasarruf teşvikinin büyük ölçüde faize dayandığı, finansmanın da faizle yürüdüğü bir ekonomi zemininde, faizi haram bilen ve ona yaklaşmak istemeyen bir müslüman müteşebbis, başka bir teşvik aracı ile sermaye toplayabilir mi? Faize bulaşmadan sermaye bulabilir mi? Faize bulaşmayan bir şirket bulup onun hisse senedini alabilir mi?
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ama bir gerçeği inkâr etmek mümkün değildir: Bu şartlarda müslüman ferdin dinini yaşaması ya güçtür yahut da imkansızdır.

LAİK DÜZENDE DİNİ YAŞAMAK-1
(İz yayıncılık, İstanbul, 2002, 5. Baskı.) PR.DR.HAYRETTİN KARAMAN
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Laiklikle ilgili her şey buraya...
Laikçi İle İslamcı
Biri laikçi, diğeri islâmcı iki yolcu otobüste yanyana düşmüşlerdi. Her ikisi de kılık kıyafet ve davranışları ile ideolojik aidiyetlerini belli ediyorlardı. Bugünlerde yaşanan iç ve dış olaylar, laikçiye göre islâmcıyı vurmak ve açık düşürmek için ele geçmez fırsatlar vermişti. Bunlardan yararlanarak hem tezini isbat etmek, hem de hıncını almak üzere sözü o açtı:
Laikçi: Afganistan'ta olup bitenler İran devrimini de arattı. Türkiye'de şeriatçı ve islâmcı olduklarını söyleyen ve şeriata dayalı yönetimi savunanlar -gelemezler ya- bir gün iktidara gelseler neler olacağını da bu sayede biraz daha anlamış olduk.
İslamcı: Şeriatçıların iktidarı ele geçirdiklerinde ülkede neler yapacaklarını anlama konusunda iki eksiğiniz var: 1. İran, Sudan, Moritanya, Pakistan, Bangaldeş, Suudi Arabistan gibi birçok ülkede bütünüyle, Malezya gibi bazı ülkelerde de kısmen yıllardan beri şeriat iktidardadır. Buna göre örneğe bakarak anlamada çok gecikmiş bulunuyorsunuz. 2. Afganistan'da şeriata dayalı yönetim şimdi değil, komünist yönetimin işbaşından uzaklaştırılmasından itibaren başlamıştır; Taliban yönetimini şeriat sayıp Rabbani yönetimini laik-demokrat gibi değerlendirmek gerçeğe aykırıdır.
Laikçi: Onlar asıl/özgün/köktenci şeriat yönetimini temsil etmiyorlar, asıl şeriat yönetimi örneği Taliban'ın verdiği örnektir. Türkiye'de sayıları -seçmen yaşında olanlar ölçü olarak alındığında- yüzde yirmilerde kalan islâmcı/şeriatçılar takıyye yapıyor, kendilerini hoşgörülü, yumuşak, din ve vicdan hürriyeti başta olmak üzere insan haklarının tam olarak verilmesi ve uygulanmasına taraftar gösteriyorlar, ama bu, gerçek yüzlerini örttükleri perdedir, gerçek yüzleri ise Taliban'dan farklı değildir.
İslamcı: Tarihten günümüze, soldan sağa bakıldığında birçok demokrasi çeşidi/örneği görmek mümkündür; bunların da her birinin temsilcileri kendilerinin gerçek demokratlar olduklarını, diğerlerinin demokrasi kıyafetine bürünmüş başka sistemlerden ibaret bulunduğunu söylüyorlar. Bu cümleden olarak sosyal, Hıristiyan, laik, laik olmayan... demokrasilerden bahsetmek mümkündür. İslâmî temsiller de bir ölçüde buna benzerler. Ben Taliban'ın temsil ettiği sistemin İslâm ve şeriat olmadığını söyleyemem, ancak İslâmî anlayış ve yönetimin başka şekillerinin ve temsillerinin de bulunduğunu kesin olarak söyleyebilirim.
Türkiye'nin bir Selçuklu ve Osmanlı geçmişi vardır. Halihazırda sizin yüzde yirmi ile kastettiğiniz kimselerin özel hayatlarında ve kamu hayatında yaşayarak, yaparak verdikleri örnekler vardır. Ayrıca Türkiye'de islâmcılar bu yüzde yirmiden ibaret de değildirler; buradan hareket ederek bir beklenti ortaya konacak olursa Taliban anlayış ve temsilinin bize uymadığı ortadadır. Halen yaşanmakta olan bir örnek olarak Sudan'daki şeriat yönetimi de Taliban'ınkinden çok farklıdır. Türkiye'deki İslâmcıların bir ölçüde takıyye yaptıkları doğrudur; ancak bu, tabularla, antidemokratik kanunlar ve uygulamalarla ilgilidir. İnsan haklarına gelince, İslâmcıların ortaya koydukları modeller içinde -insanın fıtratına ve amaca uygunluk bakımından- demokrat dünyada teorik olarak ortaya konmuş bulunan, fakat eksik ve çifte standartlı olarak uygulanan insan haklarını gölgede bırakanları vardır. İslâmcıların insan anlayışları, insana verdikleri değer, bu çerçeve içinde -tabii olarak sınırlı- hoşgörüleri ve insan hakları konularındaki açıklamaları samimidir, bunların takıyye ile ilgisi yoktur. Özetlemek gerekirse güdümlü ve sınırlı demokrasiler, bütün boyutları ve zenginliği içinde anlaşılacak ve uygulanacak olan bir islâmî yönetime nisbetle daha ziyade dayatmacı ve baskıcıdır.
Laikçi: Hayır, sen de içindekini açık söylemiyorsun. Bu ülkede laikler dinini yaşamak isteyene baskı yapmaz, başka bir inancı dayatmaz, ama islâmcılar daha iktidar olmadan vicdanlara baskı yapıyorlar, bunun birçok örneğini sayabilirim...
İslamcı: Herhalde şu "oruç tutmadığı için dövülenler", "başı açık olduğu için otobüsten indirilenler" benzeri hikayeler anlatacaksınız. Hayır hayır beyefendi, bu konuya girersek, müslüman ferdin Türkiye'de dinini yaşarken uğradığı güçlükler ve engellemelerden bahis açarsak söz uzar gider...
Laikçi: Evet, bence de sözü uzatmaya gerek yok. Şunu bilin ki, sayınız ne olursa olsun, hangi yöntemi kullanırsanız kullanın Türkiye'nin zinde güçleri, rejimin bekçileri ve güvenceleri size iktidar olma fırsatını vermeyecektir!
İslamcı: İşte bu tavır da, bir başka inancın Talibancasıdır. Keşke her birimiz, başkalarından önce aynanın karşısına geçip kendimize bakabilsek, objektif ve insaflı olabilsek, tabuları aşabilsek, vehimleri geride bırakıp gerçekleri görebilsek...
Tam söz bu noktaya gelmişken otobüs bir mola yerinde durur, bizimkilerden biri mescide, diğeri lokantaya doğru hareket ederler ve konuşma, -TV programları gibi- bir ortak noktaya gelmeden kesilmiş olur.

Aynı eser
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Laiklikle ilgili her şey buraya...
Laik Düzende Müslümanlar

İslâm dini, ona bağlı bulunan müslümanlar ve bu yazının amacı bakımından laikliğin üç mânâsı önem taşımaktadır:
a) Kilise ve din adamı olmayan kimse.
b) Dine karışmayan ve dini kendi işine karıştırmayan; yasama, yürütme ve yargıda dîni referans olarak kabûl etmeyen ve kullanmayan, -bütün vatandaşları bağlamasa ve özgürlükleri kısıtlamasa bile- belli inanç sahiplerinin, inançlarına göre yaşayabilmeleri için ihtiyaç duydukları düzenlemeleri yapmayı laikliğe aykırı bulan devlet.
c) Herhangi bir dini resmen benimsemeyen, bütün dinlere ve ideolojilere eşit mesafede duran, belli bir dinin kurallarını ona inanmayanlara dayatmamak şartıyla din ve vicdan özgürlüğünün gerektirdiği düzenlemeleri yapan, dindarlara -haklarından yoksun kalmaksızın- inançlarını yaşama imkânı veren devlet.
İslâm dini bu üç mânâsıyla da laiklik ile bağdaşamaz; laikliği içselleştiremez, laik İslâm ve laik müslüman olamaz; çünkü:
a) İslâm'da din ve kilise adamına mukâbil olarak bir din ve câmi adamı yoktur; yani hiçbir müslüman dünya ile onun nimetleri ve işleri ile alâkasını büsbütün keserek kendini câmi ve din hizmetine veremez. Müslümanın günlük hayatı içinde din ile dünya yanyana durur ve beraber yürür; müslüman çalışırken namaz vakti gelir, ezan okunur, isterse câmide, isterse (temiz olmak şartıyla) bulunduğu yerde namazını kılar, araya hiçbir aracı koymadan dûasını eder ve dünya işine dönerek devam eyler. Hz. Paygamber (s.a.v.) devrinde daha fazla ibâdet etmek üzere aile hayatını, istirahatı ve dünya işlerini terletmeye kalkışanlar olmuş ancak Peygamberimiz bunları menederek kendisi gibi -kendilerini dünyaya kaptırmadan- iki işi birlikte sürdürmelerini emretmiştir. İslâm'a göre câmilerde namaz kıldıran, hutbe okuyan, halka va'zeden. fetvâ veren kimseler de -herkesin çalışarak elde edebilecekleri bilgi ve beceriler dışında- diğer insanlar gibidirler, hiçbir ayrıcalık ve kutsallıkları yoktur, bu vazifeleri yanında dünya işlerini yürütür ve aile hayatlarını da yaşarlar.
b) Müslümanlar bir devlet kurabildikleri takdirde bu devletin işlerine dini karıştırmamaları mümkün ve câiz değildir; onlar, bireysel hayatlarında olduğu gibi toplumsal hayatlarında da ALLAH'ın irâde ve rızâsını gözetmek ve izlemekle yükümlüdürler. Böyle bir devlette kurallar oluşturulurken İslâm dîni temel kaynaktır. Başka dinden olanlar müslüman olmaya zorlanmazlar, kendi dinlerini tam bir din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde yaşarlar; ancak bu laiklik gereği değil, bizzat İslâm'ın, onun temel kaynaklarının bu imkânı vermiş bulunmasındandır. Müslüman olanlar da dine göre yapılması gerekenleri yapma ve kaçınılması gereken husûslardan da uzak durma konusunda -dînî bakımdan- zorlanamazlar; çünkü bütün bunlar ibâdettir, kulluktur ve kulluk zorlama ile olmaz; ancak kamu düzenini ve umumî ahlâkı korumak bakımından alenî ihlâllere karşı bazı kısıtlamalar getirilir.
3. Fert olarak müslüman ve cemâat olarak müslümanlar (bunun en büyüğü ve siyasî bakımdan teşkilâtlanmış bulunanı devlettir) bütün dinler ve ideolojilere karşı eşit mesafede olamazlar; birçok âyet ve hadîs müslüman olanlar ile olmayanları, hak ile batılı, helâl ile haramı, bunlara riâyet edenler ile etmeyenleri... birbirinden ayırmakta ve farklı değerlendirmelere tâbî tutmaktadır. Müslümanlara göre hak din "ALLAH'ın peygamberleri vasıtasıyla vahyettiği dindir". Bugün yeryüzünde ALLAH'tan geldiği gibi korunmuş bulunan tek hak din İslâm'dır. Müslümanlar onu korumak, ona uygun yaşamak ve kimseyi zorlamadan onu insanlara tebliğ etmek durumundadırlar; onu korumak, yaşamak ve tebliğ etmek için de devlet dahil bütün imkânlarını kullanırlar. Ancak yukarıda işaret edildiği gibi "dinde zorlama yoktur", "zorla dindarlık olmaz", "müslümanların dinlerine güvenleri tamdır, rekâbet ve yarıştan yana korkuları yoktur"; bu sebeple dünyaya açık olurlar ve kendi ülkelerini de başka inançtan olanlarla paylaşırlar, onlara kâmil mânâda din ve vicdan özgürlüğü tanırlar, fakat her dîne, her inanca hak (gerçek ve ALLAH katında mûteber) demezler, sırf insan olmaya bağlı hakları herkese tanırken liyâkat ve ehliyete bağlı haklarda müslümanlara ve onların da iyi hâl sahibi olanlarına bazı imtiyazlar tanır, öncelikler verirler.
Laikliği bir rejim ve siyasî sistem ilkesi olarak benimsemiş bir ülkede müslümanlar da yaşamak durumunda olurlarsa sıkıntının ve gerginliğin asgarî düzeye inmesinin, barış ve birliğin oluşup devam etmesinin şartı, devletin, üçüncü şık ( c şıkkı) olarak zikrettiğimiz laiklik anlayış ve uygulamasını benimsemesidir. Bu anlayışa göre devlet bütün dinlere eşit mesafede duracak, bir dîni resmi (devlet dîni) olarak benimsemeyecek, bir dine ait kuralları bütün vatandaşlarına dayatmayacaktır. Ancak vatandaşları arasında bulunan farklı inançlara bağlı fert ve gurupların dinlerine göre yaşamalarını, din ve vicdan özgürlüğünden eksiksiz olarak yararlanmalarını sağlayacak düzenlemeleri de yapacaktır. Osmanlı devleti bir İslâm (şerîat) devleti olmasına rağmen -dîni buna imkân verdiği için- 1917 yılında çıkardığı bir aile kanununda, müslümanlar yanında Mûsevîler ve İsevîler için de maddeler sevketmiş, kanunu din ve vicdan hürriyetine halel getirmeyecek bir şekilde çıkarmıştır. Böyle bir kanun şerîat devletine zarar vermediği gibi laik devlete de zarar vermemelidir; laik devlet de dînî ve inancı gereği belli bir kılık ve kıyâfeti kullanmaya, belli ilişkilerden kaçınmaya, belli şekil şartlarına uymaya mecbûr olan vatandaşlarına bu imkânı sağlamalıdır; hiçbir kimse belli bir inancı benimsediği ve ona uygun yaşadığı için ikinci sınıf vatandaş olmamalı ve hiçbir haktan mahrûm kalmamalıdır. İşte gerçek demokrasi ve laiklik budur, demokrasiyi ve laikliği kullanarak (istismar ederek) bir kısım insanları "insan haklarından mahrûm eden" devlet ne laiktir, ne de demokratiktir; örtülü olarak despotiktir, dayatmacıdır, belli bir ideolojinin ve yalnızca onu benimseyenlerin devletidir.
Din ve vicdan özgürlüğünün kamu alanına ve kısmen yasamaya yansıması ne "üçüncü mânâda" laikliğe zarar verir, ne de ülkede ikilik çıkarır ve kaos doğurur; çünkü dünyada böyle bir laiklik anlayışını benimseyen ve uygulayan ülkeler vardır, buralarda herhangi bir problem çıkmamıştır. Milleti kamplara ayıran, birbirine düşüren, millet-devlet bütünlüğünü bozan uygulamalar baskıcı yönetimler ve ikinci maddede tanımlanan laiklik uygulamalarıdır.
Muhtemel riske (meselâ demokrasinin ortadan kaldırılması tehlikesine) ağırlık verilirse demokrasi ve özgürlükler bundan zarar görür, hattâ bazen tamamen isim ve şekilden ibaret kalırlar; özgürlüğe ağırlık verilir ve ölçü kaçırılırsa bundan da devlet ve millet zarar görebilir; önemli ve ideal olan dengeyi bulmak ve korumaktır. Medenî ve demokrat dünyanın denge formülü, objektif kıstaslara göre hemen, doğrudan ve sıcak tehlike baş göstermedikçe özgürlükleri kısma yoluna gitmemektir, rüzgârdan nem kapıp hayatı güneşe kapalı hâle getirmemektir.

LAİK DÜZENDE DİNİ YAŞAMAK-III.CİLT
(İz yayıncılık, İstanbul, 2002.PR. DR. Hayrettin Karaman)
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Laiklikle ilgili her şey buraya...
Laikliğe aykırı mı?

TC. Anayasasında laikliğin tanımı bulunmamakla beraber 24. Maddeye bakarak bir tanım çıkarmak mümkündür. Buna göre laiklik "Devletin sosyal, ekonomik, siyasî ve hukûkî temel düzenini, kısmen de olsa din kurallarına dayandırmaktır." Bu maddenin devamında da dînin, siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla istismar edilmesi yasaklanmaktadır.
Bu maddeden hareket eden birçok hukukçu ve siyasetçi "halkın inancına göre yaşamasına imkân verecek hukûkî düzenlemeleri", "hukûku din kurallarına dayandırma" sayarak anayasaya aykırı bulmaktadırlar. Hâlbuki maddeyi dikkatli okuyan ve uygulamayı da göz önüne alan hiçbir hukukçunun -peşin hüküm ve kötüye kullanma kastı bulunmaksızın- böyle bir yoruma ve anlayışa gitmesi mümkün değildir. Çünkü madde, herhangi bir düzenin değil, "temel düzen"in din kuraallarına uydurulmasını laikliğe aykırı kılınmış ve menetmiştir. "Temel düzen" kaydına iki mânâ verilebilir: a) Rejimin temel ilkeleri ve nitelikleri ile ilgili; buna göre meselâ hukuk düzenininin din kurallarına dayandırılması, dînin genel hukuk için bir referans kabûl edilmesi laikliğe aykırı olur. b) Genel (bütün vatandaşları ilgilendiren) ve herkesi bağlayan düzenlemeler; buna göre de herkese Cuma namazı kılma mecbûriyeti getiren hukûkî bir düzenleme laikliğe aykırı düşer.
Doğru olduğuna inandığımız bu yoruma göre Cuma namazı kılmak isteyen müslümanların bu taleplerini, din ve vicdan özgürlüğü böyle gerektirdiği için mümkün kılacak bir hukûkî düzenleme yapılsa ve "Cuma günleri mesâi saatleri, isteyenlerin Cuma namazını kılmalarına imkân verecek şekilde düzenlenir" diye bir kanun çıkarılsa bu laikliğe aykırı olmaz; çünkü bu kanun herkesi namaz kılmaya mecbûr etmemektedir ve referansı evrensel insan haklarıdır. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu Batı ülkelerinde Pazar günlerinin tatil edilmesi, isteyenlerin kiliseye giderek ibâdet etmelerini sağlamak üzere düşünülmüş ve düzenlenmiş bir kuraldır. Laik Türkiye Cumhuriyetinde dînî bayram günlerinin tatil günleri olmasını sağlayan hukûkî düzenleme bir başka örnektir; amaç müslümanların dînî bayramlarını ve ibâdetlerini yapmalarına imkân vermektir. Diyanet İşleri Başkanlığının temel iki vazifesi halkı din yönünden aydınlatmak ve ibâdet yerlerini yönetmektir. Bu iki vazife tamamen dînî olduğu hâlde devlet bir kanun çıkarmış ve bu kurumla ilgili hukûkî düzenleme yapmıştır. İlgili kanun yalnızca müslümanları muhatap aldığı ve hiçbir kimseyi belli bir inanca ve ibâdete mecbûr etmediği için laikliğe aykırı görülmemiş, mevzûât ve kurum bir kamu hizmeti aracı olarak değerlendirilmiştir.
Devlet çalışan ve okuyan kızlarımızın, kadınlarımızın isterlerse inançları gereği -uygun bir biçimde- örtünmelerine imkân veren bir hukûkî düzenleme yapsa bu, laikliğe aykırı olmaz; çünkü düzenleme (çıkarılacak olan kanun, yönetmelik vb.) kimseyi örtünmeye zorlamıyor ve devletin düzenini de dine dayandırmıyor; tam aksine demokratik bir devletin temel niteliklerinden biri olan insan haklarına (din ve vicdan hürriyetine) riâyet vazifesini yerine getirmiş oluyor. Yine devlet, resmî kurumlarda çalışanlardan isteyenlerin, uygun vakitlerde namazlarını kılabilmelerini ve oruçlarını tutabilmelerini mümkün kılacak, kolaylaştıracak düzenlemeler yapsa laikliğe aykırı hareket etmiş olmaz, aksine laikliğin gereğini yerine getirmiş olur. Devletin temel düzenini değiştirmeden isteyenin faizsiz finans imkânlarından yararlanmasını, dileyenin müftülüklerde evlenme akdi yapmasını... mümkün kılacak düzenlemeler de böyledir. Bunların hiçbiri laikliğe aykırı değildir; aykırıdır diyenlerin laiklik anlayışları evrensel insan haklarına ters düşer, böyle bir laiklik anlayış ve uygulaması çağdaş da değildir; çağdaşlığın ölçütü olarak alınan ve sayılan ülkeler de böyle bir laiklik anlayış ve uygulamasına raslanamaz.
Bizde bazı hukukçu geçinenlerin veya hukuk devletine bağlı olduklarını söyleyenlerin önce din ve vicdan ürriyetine aykırı bir kanun veya yönetmelik çıkarmaları, sonra da bunu değiştirilemez kılarak millete dayatmaları hukuk devleti, insan hakları, demokrasi, çağdaşlık gibi ilke ve değerler ile asla bağdaşmaz. Din, düşünce ve vicdan özgürlüğünün gerekli kıldığı bir hukûkî düzenlemeyi yüksek mahkemelerde iptal ettirip değişemez hâle getirmek de böyledir. Çağdaş demokrasilerde hiçbir irâde, insan haklarının ve millî irâdenin üstünde olamaz; olur diyenler ve olduranlar demokrasi düşmanlarıdır, dayatmacı despotlardır, çağdaş kavram ve kurumları kötü emellerine alet ve böylece istismar edenlerdir.

LAİK DÜZENDE DİNİ YAŞAMAK-III.CİLT
(İz yayıncılık, İstanbul, 2002.PR. DR. Hayrettin Karaman)
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.